Aylardır ne zaman başlayacak, nasıl başlayacak, kim katılacak sorularıyla gündemi işgal eden Musul operasyonunun artık eli kulağında. Belki de bu yazı yayınlandığında operasyon başlamış olacak da. Ancak başlasa bile bu operasyon, bölgenin bundan sonraki siyasi yapısına etkisi yönünden daha uzun süre konuşulacak.
Musul çok değişik açılardan bölgenin siyasi yapısını, güçler dengesini hatta etnik ve mezhebi ilişkilerini sarsacak nitelikte. Zira, bu operasyona kimlerin katılacağı da bu gerçeklik üzerinden tartışma konusu oldu. Ancak bir güç var ki, katılımı durumunda bölgede uzun süreli bir savaşın tohumlarını ekmeye adaydır. Bu güç de kuşkusuz Irak’taki tüm güçler tarafından katılımı tam bir kriz durumuna dönüşen Türk devletidir.
Türkiye’de Kürtleri, etnik siyaset yapmakla, suçlayan Türk devleti tam da mezhebi ve etniki gerekçelerle bu operasyonda ısrarla yer almak istediğini söylüyor. Erdoğan tüm dünyanın gözlerinin içine baka baka bu gerekçelerini ilan ediyor. Bir taraftan sünni blokun sözcülüğünü yapıyor bir yanda da Kürtler en ufak bir hak sahibi olmasın diye savaşın ortasına doğru pike yapıyor. Tam bir deli saçması gerekçesiyle, ne olursa olsun “Kürt anasını görmesin” diyor. Kürdün en meşru hakkını elde etmemesi için yedi düvele savaş ilan ediyor.
Aslında Kürtler Erdoğan’ın korkulu rüyası olmuş durumdalar. Kürtler DAİŞ faşizmini yenilgiye uğrattıkça Erdoğan’ın kirli çamaşırlar bir bir ortaya çıkıyor. Eğer bu mücadele sonucunda Kürtler bir yasal statüye kavuşurlarsa, Erdoğan ve Türk devletinin yüz yıllık politikası çökecek ve artık Kürdistan ve Ortadoğu’da istedikleri gibi at koşturamayacaklar. Türk devletinin 20.Yy’da bölge açısından arz ettiği stratejik önemi bir anda yok olacak. Yüz yıldır inkar edilip kırımdan geçirilen Kürtler bir anda bölgenin en etkin gücü durumuna gelecekler. Yani Kürdün özgürlüğü Erdoğan’ın sonu olacak.
İşte, Erdoğan ve Türk devletinin Musul operasyonuna ısrarla katılmak istemesinin sebebi tam da budur. Erdoğan eğer Musul operasyonuna katılacak olursa kesinlikle orasıyla sınırlı kalmayacak. Bu kez sırayı Kerkük’e getirecek. ‘Lozan kazanım değildir’ demenin mantığında sadece Musul değil, misak-ı milli sınırlarında gördükleri Kerkük ve Hewler’de (Erbil) var. Musul’dan sonra sıra buralara da gelecek. Tabi Kürt Özgürlük Hareketine karşı Şengal dağlarına sefere girişmesinin tartışmasını dahi yapma gereği duymadan buralarda da saldıracak.
Sadece bu da değil, sünni mezhep milliyetçiliği Irak’ta yeni ve derin bir savaşın fitilini ateşlemesine neden olacak. Böyle bir çılgınlık sadece Irak’la sınırlı kalmayacak, giderek bölgedeki tüm şii ve sünni güçleri karşı karşıya getirecek. Savaş artık sadece örgütlerin değil, devletlerin karşılıklı savaşına dönüşecek.
Tabi tüm bunlar Erdoğan’ın kafasındaki planlar. Bunu gerçekleştirebilecek mi? Öyle etttiği beylik laflar kadar meziyete sahip mi? Bunu da zaman gösterecek. Çünkü o bu planlarını uygulamaya çalışırken kuşkusuz kimse eli kolu bağlı oturup ‘padişahım çok yaşa’ diye tempo tutmayacaktır.
ABD’nin, Irak hükümetinin, şii Sadr örgütünün, şii Heşd El Şebi gücünün Erdoğan’a sert tepki göstermeleri Erdoğan’ın bölgede sahaya sürmek istediği bu uğursuz planından kaynaklıdır.
Diğer taraftan bugün Erdoğan’ın yanında halaya duran KDP de, Erdoğan ve Türk devleti yarın Kerkük ve Hewler’e yönelmeye başladığında aynı safta duramayacaktır. Bunun maddi hiçbir zemini kalmayacak ve Kürt halkı KDP’ye de “artık yeter” diyecektir. İşte bu gerçeklik Erdoğan’ın sonunu yakın kılacaktır.
Aslında bu sonun gerçekleşmesi öyle sanıldığı kadar uzak değildir. Erdoğan bu sona koşar adım gidiyor zaten. Bu açıdan bakıldığın Musul’da kaybedecek iki temel güç Erdoğan ve kendi denetimindeki DAİŞ çete örgütlenmesidir.
Hem Cerablus hem de Musul, Erdoğan’ın öyle naralar atarak haykırdığı gibi ne kendisine padişahlık yolunu açar ne de Türk ırkçılığının yayılma alanı olabilir. Aksine Erdoğan’ın en fazla korktuğu Kürdün özgürlüğü buralardan sağlanacağı gibi, kendisinin de ‘hazin’ sonunu hazırlayan yerler de yine buralar olacaktır. Özcesi, DAİŞ ile birlikte Irak ve Suriye’de tükenişe geçen Türk faşizmi ve Erdoğan diktatörlüğüdür.
Elbette zaman en iyi öğretendir. Ancak bazen de görünen köy kılavuz istemez. O açıdan, Kürtler bu gerçeği görerek böyle bir sona daha iyi ve gerçekçi analizlerle hazırlanmalıdırlar. Mevcut durumda Erdoğan’ın sahada elini güçlü tutan kesinlikle parçalı Kürt güçlerinin durumudur. Erdoğan bu parçalılığı hem yaratıyor hem de çok iyi kullanıyor. Kullandığı taraf kuşku yok ki KDP tarafıdır. KDP de eğer bu politikasında ısrar ederse, tıpkı I.Dünya savaşında Enver Paşa’nın Alman hayranlığının yaşadığı sonu yaşamaktan kurtulamayacak ve Erdoğan kendisiyle birlikte KDP’nin sonunu da getirecektir. Dolayısıyla Musul operasyonu bu güçlerin sonu olduğu kadar, özgür Kürdün varoluşu açısından yepyeni bir başlangıçtır.