‘’Hakkın çalındığı yerde
Mücadele bir sorumluluktur’’
Victor Hugo
Mesel bu ya; dünya ve insan yaratılırken, mutluluğu saklamaya ve insanın onu biraz zor bulmasına karar vermişler. Mutluluğu nereye saklayacakları hakkında konuşmaya başlamışlar. Biri ‘’Uzaya, yıldızlara’’ demiş. Bir diğeri ‘’Deniz diplerinin en derin noktasına.’’ İçlerinden bir başkası ‘’Yüksek dağların zirvesine, çiçeklerin özüne’’ demiş. Biri de demiş ki, ‘’Hiçbiri olmaz, insan çok meraklıdır. Araştırır, dediğiniz her yere bakar ve bulur...’’ Ve sonunda biri ‘’Buldum’’ diye bağırmış. ‘’Mutluluğu insanın içine saklayalım, insan her yere bakar da, kendi içine bakmak aklına gelmez’’ demiş.
***
Toplum bilimcileri insanların mutluluğunu sağlamak için toplumu düzenlemek düşüncesinin, insanın yerleşik düzene geçmesiyle başladığını belirtirler.
Bütün öğretiler bir bakıma mutluluk amacını taşımaktadır. Diğer bir deyişle insan çeşitli öğretilerle mutluluğa erişmenin yollarını aramakta ve düşündüğün şeyleri yaşamda uygulamaya çalışmaktadır.
‘Mutluluk düşüncesi’ bireyselden toplumsala, ilk ışıktan Zerdüşt’e, Herakletius’a, Sokrates’ten Erasmus’a, Voltaire’den Russel’e Marks’a uzanan ve devam eden bir serüvendir.
Birçok düşünür gibi Robert Lynd’da paylaşımı temel alır. ‘’Onun olmadığı yerde fenalık, bencillik ve ölüm vardır. Onun eksikliğinden doğabilecek sonuçların en iyi örneğini ulusun ulusa, sınıfın sınıfa yaptığı vahşice muameleler bize gösteriyor’’ der.
İşte dünyadan bazı çarpıcı rakamlar. Eğer yeryüzünde bu yıl hiç kimse yatağına aç girmesin diyorsak, 19 milyar Dolar’a ihtiyacımız varmış. Buna karşılık sadece makyaj için yılda harcanan para 18 milyar Dolar.
Dünyada herkesin sofrasında içilebilir, temiz, sağlıklı suyun olmasını arzu ediyorsanız, 10 milyar Dolar gerekliymiş. Herkes okuma yazma öğrensin diyorsanız, gereken ekstra para 5 milyar Dolar imiş. Buna karşılık parfümeri için 15 milyar Dolar harcanıyormuş.
Bu rakamlar, Amerikan Worldwatch Enstitüsü’nün ‘’Dünyanın durumu:’’ raporunda yer alıyor.
Sözü edilen raporda, oldukça ilginç saptamalar var. Bazı ülkelerde özel araba sayısı, ehliyet sahibi sürücü sayısının üstüne çıkmış. Tüketim, ihtiyaçların giderilmesi için bir faaliyet olmaktan çıkmış; kendi başına bir amaç olmuş. Bu hastalık, sadece bir avuç zengin için değil, orta sınıflar arasında da yaygınlaşan bir bulaşıcı hastalık gibi.
***
Peki, tüketim kötü bir şey mi? Elbette hayır, ama sonunda yaşamın kalitesini düşüren bir unsur oluyor. Oburluk, çağın zengin hastalığı haline geliyor. İhtiyaç ötesinde harcama eğilimi, kişileri ağır borçların altına itiyor.
Tüketim çılgınlığı yorgun dünyamıza kaldırması güç yükler getiriyor. Bir tarafta aşırı tüketimden çatlayanlar, bir tarafta açlıktan ölenler.
A. Camus; ‘’Tek başına mutlu olmak utanılacak bir şeydir’’ dese de mutluluğu çalıyor ve bir başına tüketiyor birileri. Vahşi kapitalizm açlık ve yoksulluğu dehşet verici bir düzeye tırmandırmış durumda. Kalbi açların, karnı aç olanlardan haberi olmuyor.
Bir yandan küresel korsanlar dünya insanlığının kanını emerken diğer yandan dünya onarılmaz eşitsizliklerin içinde çırpınıyor.
Paranın insanlığa mutluluk getirmediğini, en azından yukarıda sözü edilen rapor söylüyor. Ne dersiniz, insanlar kendi içlerine bakmadan mutluluğu tüketimde arıyor ve bu arada kendilerini tüketmiyorlar mı?
İnsanın aklına ister istemez, ‘’tüketim mutluluğu’’nun, ‘’mutluluğun tüketimi’’ ile aynı anlamı taşıdığı geliyor ne yazık ki.
Mutluluğun tüketimi