Kocaman ve korkutucudur. Teni genellikle kömür karasıdır ama değişik renklere de girebilir. Ocağın Arabıyla karşılaşan madenci, ya bağırarak kaçmak, ya da gözlerini kapayıp kıpırdamamak, besmele okumak, koynundaki muskaya dokunmak, beklemek durumundadır. Tüm madenciler, Ocağın Arabından korkarlar. Ama o, durup dururken madenciye saldırmaz. İş anında uyuyanı güçlü bir tokatla kaldırır. Daha önce ekmek yenilip de kırıntıların döküldüğü yerlerle, seccade serilip namaz kılınan yerlere bilmeden işeyen madencileri, su sesi, direk çatırtısı, farelerin huzursuzluğu ya da tavandan düşen bir taşla ve benzeri hareketlerle uyarır. Sürekli kötülük düşünen ve yapan bir madenciyi de punduna getirip bir yerde tahtalı köye yolcu edebilir.

Ocağın Arabı, darda kalan madenciyi kurtarabilir. Eski zamanlarda, özellikle kış aylarında, sıcak olduğu için çul serip ocakta uyuyan madenciler, düşlerinde sık sık görürlerdi Ocağın Arabı'nı. Gördükleri düşleri birbirlerine anlatır, hayra veya şerre yorar, Ocağın Arabı'na dair bilinen sözlü efsaneyi farkında olmadan zenginleştirirlerdi. Uyurken uykudan kalkıp, gaip bir sesin, özellikle de ocak cinlerinin peşinde uyuyarak giden bir madenciye Ocağın Arabı çarpar, onu yatağına geri gönderirdi. Düşünde cinlerle cima eden madenci, Ocağın Arabından korkar, gusül abdesti almanın bir yolunu bulur, o gününü "bismillah"larla geçirirdi. Madenciye kötü davranıp da kazaleyin ölen maden çavuşlarının Ocağın Arabı tarafından cezalandırıldığına inanılırdı. Dekovil dolup da kendiliğinden hareket eden katırların önlerinde bazan Ocağın Arabı'nın yürüdüğüne inanılırdı.
Ocağın Arabı'ndan en çok korkan kesim, dokuz on yaşlarında ocağa alınan eski küfeci çocuklardı. Korkudan kaçanların, kafayı yiyenlerin, uyku anlarında acı acı sayıklayanların sayıları az değildi.
Avustralya'da Balarat ve Bendigo madenlerini incelerken, eskiden işçilerin, ocaklarda gezinen cin (djinn) ve perilerden (fairy) ciddi bir şekilde korktuklarını bu gerçeğin tüm dünya madenlerine özgü oldığunu ve ilginç tepkilere yol açtığını öğrendim. İngiltere'de 1874 yılında, bir kadını haberci olarak madene alıyorlar. Kadın her madenciye merakla bakıp selam veriyormuş. Madenciler yeraltında gezinen bu kadını konuşmaya, uğursuzluklarla ilişkilendirmeye ve cin taifesine dahil etmeye başlayınca olay büyümüş, kadının işten alınması talebiyle işbaşı yapmama direnişine dönüşmüş.
Yaşlı madencilerin babalarından ve dedelerinden aktardıkları efsaneler, benim hayal dünyamı hep meşgul etmiştir. Karanlıklarda tek başına yürürken Ocağın Arabı'nı düşündüğüm çok olmuştur. Dev cüsseli, müştemilatlı ve alengirli gördüğüm her insanı, Ocağın Arabı'na benzetmişimdir. Meşakkatleri, beklenmedik tehlikeleri, iyilikleri ve kötülükleriyle hayat bana Ocağın Arabı gibi görünmüştür hep. Bu anlamda, her insan bir madencidir. Ocağın Arabıyla birlikte, kendisine ve Ocağın Arabı'na karşı hayatı değiştirme, çekilir hale getirme çabasından ibarettir onun varlık macerası.