“Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz. Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor...” Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, bundan tam bir yıl 164 gün önce, 21 Mart 2013 Amed Newroz’unda yaptığı bu tarihi açıklama, tüm dünyada geniş bir yankı uyandırdı. 30 yıldır kesintisiz süren silahlı mücadelede artık yeni bir sürecin kapısı, geri dönülmez bir şekilde açılmıştı. Barış ve demokratik çözüm umudunu hiç olmadığı kadar yükselten bu açıklama çoğu için sürpriz olmuş, daha iki ay öncesinde Paris’te bir katliam yapacak kadar pervasızlaşan bazı güçlerin hesaplarını altüst etmişti. “Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun noktasına geldik” diyen Öcalan, bu çağrısına kulak veren milyonların şahitliğinde şunları ekliyordu: “Artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.”


Ateşkes ilanı

Dönemin KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, sadece iki gün sonra 23 Mart’ta Öcalan’ın çağrısına yanıt verdi: “Biz hareket olarak, KCK, PKK ve HPG olarak resmi ve açık bir şekilde ateşkes ilan ediyoruz. Ama eğer güçlerimize saldırı olursa, güçlerimiz kendilerini koruyacaklardır… Bu tarihi döneme biz PKK olarak hazırız. Biz savaşa da hazırız, barışa da hazırız” diye ekleyen Karayılan, Türk hükümeti ve parlamentosunu geri çekilme için zemin hazırlamaya çağırdı.
Nisan ayı başlarında bir Akil İnsanlar Heyeti kuruldu. Aralarında sanatçılar, akademisyenler, insan hakları savunucuları ve aktivistlerin olduğu onlarca kişiden oluşan bu heyetler, hükümetin yaklaşımları nedeniyle beklenilen sonucu vermese de Türkiye tarihi açısından bir ilki oluşturuyordu.
9 Nisan’da CHP ve MHP’nin katılmadığı bir oylamada “Çözüm Süreci Komisyonu” kuruldu. 11 Nisan’da “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı“ Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Aynı ayın sonunda Adalet Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklamada KCK soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunan 200 kişinin serbest bırakıldığı belirtiliyordu.  
Geri çekilmeye ilişkin beklenen açıklama ise 25 Nisan günü geldi. Kameraların karşısına geçen KCK Yürütme Konseyi üyeleri gerillaların Güney Kürdistan’a çekileceğini duyurarak, “Mayıs 2013 tarihinde başlayacaktır” dedi. 14 Haziran günü 15 kişilik ilk gerilla grubunun Medya Savunma Alanları‘na ulaşmasıyla, çözüm süreci boyutlandı.

Adım atmamakta ısrar

Zaman ilerledikçe hükümet cephesinden çözüm sürecini besleyecek somut adım gelmemesi kaygıları arttırdı. Özelikle Temmuz ayından itibaren Kürt cephesi bu kaygılar daha yüksek sesle ifade edilmeye başlandı. 5 Temmuz’da Kongra Gel 9. Genel Kurul toplantısı sonuçlandı. Toplantı sonucunda KCK eşbaşkanlık sistemine geçti ve Yürütme Konseyi Eşbaşkanları Cemil Bayık ve Bese Hozat oldu. Murat Karayılan ise Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı oldu. Toplantı bileşenleri Genel Kurul’da Öcalan’ın 21 Mart’taki deklarasyonunu hareket ve halk olarak sahiplendiklerini kaydederek, AKP’ye rağmen sonuna kadar geliştireceklerini gösterdiklerini belirttiler. Sürece ilişkin kuşkularını dile getiren Genel Kurul, bundan sonraki adımların paralel ve karşılıklı olmadığı takdirde sürecin tıkanabileceği, bunun tek sorumlusunun da AKP olacağı konusunda uyarıyordu.
29 Temmuz günü bu kaygılar Öcalan tarafından da dile ifade edilerek, hükümetten bir adım önce adım atılması istendi. Kardeşi Fatma Öcalan ile görüşen Kürt Halk Önderi, “1 Ekim’e kadar hükümet adım atmalı. 1 Ekim’den sonra süreçten çekileceğim demiyorum ama o tarihe kadar adım atılmazsa süreci geliştiremeyeceğimiz açıktır” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, 19 Ağustos günü yaptığı açıklamada Türkiye’nin barış süreci konusunda ciddi olmadığını kaydederek, “Süreç çökerse PKK’nin geri çekilmesi bir yana güneye çekilenler kuzeye dönebilir. O zaman daha büyük bir savaş olabilir. Ama ben sürecin bu aşamaya gelmesini istemiyorum” dedi.

Geri çekilme durdu

Anadilde eğitim, koruculuğun lağvedilmesi, demokratik çözüm sürecinin yasal güvenceye alınması ve tutsakların serbest bırakılması gibi talepler hükümet cephesinde somut bir karşılık bulmazken, 9 Eylül 2013’te KCK geri çekilmenin durdurulduğunu açıkladı. KCK, “Gerillanın çekilişi durdurulurken ateşkes konumu korunacaktır. Ateşkes konumunda kalınması AKP’ye Önder Apo’nun projesi doğrultusunda adım atmasına fırsat vermek anlamına gelmektedir” dedi. KCK, “Hareketimizin bu kararı almasına neden olan AKP’nin sorumsuzca yaklaşımları ve çözüm konusunda hiçbir adım atmamasıdır. Gerillanın çekilme konusunda ikna olmasını sağlayan hiçbir adımın atılmaması gerillanın geri çekilme hareketini sürdürmesini sonlandıran temel etken olmuştur” diye ekledi.

Anlamlı bir müzakere için...

Bir hafta sonra, 15 Eylül günü İmralı’dan dönen BDP heyeti Öcalan’dan şu mesajı getirdi: “Bir yıl önce başlattığımız diyalog sürecini bundan böyle yeni bir formatla yani anlamlı bir müzakereye evrilterek, derinleştirerek sürdürmek gerektiğini düşünüyorum. Anlamlı bir müzakere için gerekli olanak ve araçları devlete de Kandil’e de iletmiş durumdayım. Özellikle devletin, derinlikli bir müzakere için yeterli araçları ve imkânları yaratması sürecin ilerlemesi için elzemdir. Çözüme gidecek yolların ancak bu şekilde açılacağı gerçeğinden hareketle hükümetin de konuyu ciddiyetle ele almasını umuyorum. Bu aşamada karşılıklı ateşkes durumunun korunuyor olmasına anlam biçtiğimi belirtmek istiyorum. Hepimiz, sürecin çok anlamlı olduğunun farkındayız. Ancak anlamlı olduğu kadar zor ve çetin geçeceğini de hepimiz biliyoruz.”

Yasal çerçeve kaçınılmaz

Çözüm sürecinin başlamasından bir yıl sonra yine 21 Mart Amed Newroz’unda mesajı okunan Öcalan, yasal çerçevenin kaçınılmaz olduğunu söyledi: “Şu ana kadar yürütülen bir diyalog süreciydi ve önemliydi. Bu süreçte iki taraf da birbirlerinin iyi niyetini, gerçekçiliğini, yeterliliğini test etmiştir. Bu testten hükümetin ağırdan alma, tek taraflı yürütme, yasal temelden kaçınma ve uzatma tutumuna rağmen iki taraf da barış arayışından kararlılıkla çıkmıştır. Gelgelelim diyalog süreçleri önemli olmakla birlikte bir bağlayıcılık içermezler. Bundan dolayı da kalıcı bir barış için yeterli güvence oluşturamazlar. Gelinen noktada müzakere sistematiği için yasal bir çerçeve kaçınılmaz olmuştur.”

Çerçeve Yasa

Öcalan’ın başından beri işaret ettiği sürece yasal güvencenin ilk adımı ancak Temmuz ayının başında atılabildi. Öcalan ve devlet arasındaki görüşmelerin sonucu Hükümetin ‘çözüm süreci’ne yasal dayanak oluşturmak için hazırladığı 6 maddelik çerçeve tasarı, Meclis’ten geçerek yasalaştı. 37’ye karşı 237 oyla kabul edilen tasarı ‘Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi’ başlığını taşısa da içerik olarak, çözüm sürecinde tüm yetkiyi Bakanlar Kurulu’na veriyordu. Bu yetki çerçevesinde Hükümet, yurtiçi ve yurtdışındaki kuruluşlarla temas kurulmasına karar verebilecek, kişi ve kurumları bunun için görevlendirebilecekti.

Eylül kritik ay
15 Ağustos günü İmralı’ya bir kez daha giden HDP heyeti, Öcalan’ın şu mesajını getirdi: “Bu 30 yıllık savaş büyük bir demokratik müzakereyle sonuçlanma aşamasındadır. Demokratik müzakere süreci tarihi ve toplumsal olarak derin bir anlama sahiptir. Etkileri ve sonuçları çok büyük olan bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç sadece Türkiye’de değil tüm bölgede ağır sorunların çözümüne dönük barış ve özgürlükler temelinde model olacak tarihi imkanlar barındırmaktadır.”
Ardından heyet üyesi Sırrı Süreyya Önder, Öcalan’ın Eylül sonunu işaret ettiğini söyleyerek, “Bu tarihe kadar temel ilkelerin belirlenmiş olmasını, ortaklaşılmış olmasını ve yine bu temel ilkelerin imza altına, belgeli şekilde imza altına alınmasının öneminden bahsetti. Süratle İzleme Kurulu, müzakere heyetleri ve kendisinin bu ilkelerin belirlenme sürecindeki çalışma koşullarının, başta sekretarya olmak üzere yaygın ve seri görüşmeler yapabilmesine dönük bir tutumun ortaya çıkmasının önemli olduğunu açıkladı” dedi.
Heyetin diğer üyesi Pervin Buldan da yeni adımlar ve mesajlar için 30 Eylül tarihine işaret ederek, “30 Eylül tarihi verildi, Beşir Atalay tarafından da verildi, Sayın Öcalan tarafından da verildi. Dolayısıyla 30 Eylül’e kadar bir yol haritasının netleşmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Tüm bu gelişmeler çerçevesinde bir buçuk yıldır devam eden süreçte müzakere aşamasına geçilip geçilmeyeceğiyle ilgili Eylül önemli bir ay olacak.
 

ANF/HABER MERKEZİ