Bu yıl ki; Erdoğan’ın, “iyi şeyler olacak” sinyali, 2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, “iyi şeyler olacak” söylemi gibi heyecan yaratmadı. Çünkü geçen üç-dört yıllık süreçte hep kötü şeyler oldu. Öyle kötü şeyler oldu ki; aman hükümet 'iyi şeyler'e soyunmasın diye dua etmeye başladık.
2009 yılından bu yana neler oldu?
On binden fazla Kürt siyasetçisi, belediye başkanı, öğrencisi, sendikacısı, gazetecisi, avukatı, sivil toplum aktivistleri tutuklanarak cezaevlerine konuldu, hala da gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Neredeyse dışarıda politik aktivist bırakmadılar. Hükümet cezaevindeki insanları çıkaracağına, yeni cezaevleri yaptı. Operasyonlar tam gaz devam etti, ediyor. Asker ve gerillalardan yüzlerce genç öldü, ölmeye de devam ediyor. Bir buçuk yıldan bu yana avukatlar Öcalan ile görüştürülmedi. Direk “görüştürmüyoruz” yerine, “koster bozuk, hava bozuk” yanıtları verildi. Ve bir yıl önce çoğu çocuk olan 34 sivil Kürt insanını F-16 uçakları ile katlettiler. Daha da birçok hak gasplarında bulundular… İşin özü, hükümet sürekli üst perdeden konuşmayı esas aldı ama çoğu zaman da yüzüne gözüne bulaştırdı…
Şimdi ne değişti?
Şu bir gerçek ki, Öcalan’ın rolü, hükümeti zorluyor. Yaklaşık bir haftadır hükümete bağlı bazı şahıslar sürece ilişkin konuşmalar yapıyor ama hiç biri de içimize su serpmiyor, aksine temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp aynı söylem, taktik ve uygulamalarla sorunu çözeceklerini dile getiriyorlar.
Hükümet kanadından Yalçın Akdoğan, “aman müzakere demeyin” diyor. Peki, ne diyeceğiz? Yine Akdoğan, “Karayılan Öcalan’a racon kesiyor” diyor. Her şeyden önce bu tür açıklamalar çok üslupsuz ve sürece katkı sunan açıklamalar değil. Yine “Öcalan iyi, etrafı kötü” diyenler de var. Hüseyin Çelik’te ayrı laf oyunları yapıyor. Anladığımız kadarı ile hükümetin istediği tek taraflı silahların bırakılması, bu zaten yeni bir durum değil. Bunun olmayacağını hepimiz biliyoruz. Bir yandan kamuoyu “bu sorun çözülsün” diyor, bir yandan da iktidar kamuoyunun milliyetçiliğini diri tutmanın peşinde… Her televizyona çıkan net bir şey söylemiyor. Hükümetin laf oyunlarına müracaat etmesi ayaklarına dolanır, nitekim de 2009 yılında dolandı.
AKP Hükümeti güven kazanmalı…
Hükümet iyi niyetli adımlar atacaksa, bunu gerçekten uygulamak zorunda ve atacağı her adım bir öncekinden daha ileri olmalı. Hükümet geri adım atarak güvenini zaten kaybetmiş durumda, yeniden kazanması lazım. Bu da “PKK çok zor durumda, şu kadar kişi öldü. Barış diye dilendiler bizde şans veriyoruz” demekle olmaz. Hele hele, müzakere yok, amaç silahlarını bıraktırmak, Öcalan’ı araç olarak görüyoruz demekle hiç olmaz…
***
Gazetelere sızan bilgiler iktidar tarafından yapıldığı açık. Kandil açıklama yaptı, Avrupa, BDP yaptı. Herkes “Öcalan muhataptır, baş müzakerecedir” diyerek mutabık oldu.
İktidar keyfi davranmak durumunda değil, böyle bir lüksleri yok. Bölgesel politikalar açısından da bir mecburiyet ve demokratik talepler noktasında giderse hükümet kazanır. Yalnız görüyoruz ki, hükümetten gelen birçok açıklama ciddiyetsizlik barındırıyor. Gelinen aşamayla, istenilen durumla alakası olman gayriciddî açıklamalar yapılıyor. Kimse Amerika’yı yeniden keşfetmiyor, bu sorun öyle otuz yıllık bir sorun da değil, yüz yıldır, sosyal, siyasal, ekonomik, psikolojik olarak devam eden bir travma. Velhasıl müzakere koşullarında, (iktidar müzakere olduğunu söylemiyor) hükümet tarafların asgari koşullara kavuşmasını ve eşit olmasını sağlamak durumunda. Taraflardan biri, bir hücrede olursa olmaz…
Bu yola böyle gidilmez ama bu yola gidilmeli, önemli olan nasıl gidileceği. Bu sorun artık “Kürt sorunu” olmaktan çıkmıştır, Türkiye sorunu haline gelmiştir, herkesin iyi okuması gerekiyor…
Müzakere iki taraflı yapılır...
Yeniden Kürt sorununda “iyi şeyler olacak” sinyali verilmeye başlandı. Hükümet, İmralı adasına iki Kürt milletvekilini göndererek Abdullah Öcalan ile görüştürülmesini sağladı. Hepimiz merakla bu görüşmelerde ne olduğunu, neler konuşulduğunu beklemeye koyulduk.