Müzakerecinin koşullarına evrilmeli

Ahmet Faruk Ünsal
- İnsan hakları savunucusu Ahmet Faruk Ünsal, Rêber Apo'nun koşullarının bir müzakerecinin sahip olması gereken koşullara evrilmesi gerektiğini söyledi.
MA'ya konuşan Ünsal, Kürt tarafının son kararından sonrası olması gereken şeyin artık Meclis'te hukuki ve siyasi adımların atılması olduğunu vurguladı. Ünsal, şunları söyledi: "Çok daha önemli bir konu var ki açıklamada da ifade edildi; PKK'ye özgü bir geçiş süreci tasarlanması. Meclis'te kurulan komisyonun adı ‘Milli Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu'dur. Kürt sorununu özgülemeyen, doğrudan onu adreslemeyen meseleyi daha genel bir demokratikleşme içerisinde ifade eden bir isimlendirmesi vardı. Komisyon'un açıklamada ortaya konulduğu gibi PKK'ye özgü bir yasa, bir geçiş dönemi tasarlanması yapılacak ve bu konuda bir mutabakata varılmış gözüküyor. Geçiş dönemi yasalarından bahsedilirken, şimdiye kadar devletin 2013-15 süreci ve son süreçte doğrudan adını koymadan bir genelleme içerisinde ifade etmeye çalıştığı şeyin adı konulmuş oldu bu açıklamayla.”
İki önemli adım
Mevcut durumda süreçte yürütülecek faaliyetlerin, sorunun aktörünün adres alınarak yapılması gerektiğini söyleyen Ünsal, devletin atması gereken iki önemli adım olduğunu belirterek, şöyle izah etti:
* Bunlardan birincisi; Kürt sorununu doğuran yasal ve Anayasal engellerin ortadan kaldırılması.
* İkincisi de bu sorunun bir sonucu olarak ortaya çıkan PKK'ye mensup insanların bundan sonra bir geçiş dönemi adaleti kapsamı içerisine alınarak, siyasal ve toplumsal hayata nasıl katılacağına dair uyum yasalarının çıkartılması.
Psikolojik bariyer aşılacak
Bu noktaya doğru yavaş yavaş gelindiğini kaydeden Ünsal, şöyle konuştu: "Sayın Öcalan'ın durumu bu süreçte son derece kendine özgü olarak gelişti. Mevcut koşullarının bir müzakerecinin sahip olması gereken koşullara evrilmesi gerekiyor. Bunun için de öncelikle yapılması gereken konu, Komisyon'un uygun şartlar oluşturularak kendisiyle temasın sağlanması. Bu da olursa artık hem kendisiyle ilgili hem de diğer tutsaklarla ilgili iyileştirmenin önündeki psikolojik bariyer aşılmış olacaktır.”
* * *
Yasal çerçeve oluşturulmalı
SYKP Eşbaşkanı Feray Mertoğlu, Kürtlerin kolektif haklarını tanıyan yasal çerçevenin oluşturulması gerektiğini söyledi.
Türkiye'deki gerilla güçlerinin Medya Savunma Alanları'na çekilmesi kararını MA'ya değerlendiren Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eşbaşkanı Feray Mertoğlu, "PKK, bütün hüsran verici deneyimlere rağmen bir kez daha demokrasi ve çözümün yolunu açmış bulunuyor" dedi. İktidar da samimiyse yapacağı ilk işin Rêber Apo'nun işaret ettiği Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndaki şerhlerini kaldırıp yerel yönetimlere gerçek bir özerklik tanıması gerektiğini vurgulayan Feray Mertoğlu, şöyle devam etti: "Elbette mesele sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin idari yapılanmasıyla ilgili değildir. Ortada bir Kürt ve parçalanmış Kürdistan sorunu vardır. Bunu için Türkiye Cumhuriyet devleti 'Kürt düşmanlığını' temel alan kuruluş mantığını değiştirip Kürtlerin kolektif haklarını tanıyan bir çizgiye gelmelidir ki hem Türkiye'de hem de Ortadoğu'da gerçek bir barışın ve huzurlu yaşamın kapıları açılabilmiş olsun. Bir halkın kolektif (dil, kültür, idare, hukuk) haklarının tanınması olmadan milli meselelerin çözülmesi imkansızdır. Yapılacak tek ciddi iş, Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı'ndaki şerhleri kaldırmak ve Kürtlerin kolektif haklarını tanıyan bir yasal çerçevenin oluşturulmasıdır. Bunun gerçekleşmesi de esasında demokratik bir anayasanın hazırlanması ile mümkündür."
Kürt tarafının "demokratik entegrasyon" vurgusuna değinen Feray Mertoğlu, şunları söyledi: "Demokratik entegrasyon, entegre olacak tarafların birbirlerinin varlığının meşruiyetini tanıyarak, mağdur durumda olan tarafın reddedilen niteliklerinin negatif değil pozitif özellikler olarak kabul edilmesi demektir. Entegrasyonu asimilasyondan ayırt eden temel özellik, karşı tarafa şart koşmadan onun varlığını, kendi varlığına bir katkı olarak tanımaktan geçer. Bu mantık olmadan bir araya gelmeler; ancak bir tarafın asimile edilmesine yönelik olabilir. Var olan maddi zenginlikler bir yana, dört parçadaki Kürt halkı bugün dili, kültürü, insan sermayesi, geliştirdiği demokratik kültür ve bölge halklarıyla birlikte yaşama tecrübeleriyle gerek Türkiye toplumuna ve gerekse topraklarını sömürgeleştirmiş olan ülkelerin haklarının tümüne katkılı olabilecek niteliktedir. Kürdistan'ın en küçük ve doğal kaynakları en az parçası olan 2 milyonluk Rojava'nın varlığı bile Kürdistan'ın bütününe teşmil edildiğinde böyle bir pozitif katkının ne kadar büyük olabileceğini göstermektedir. Entegrasyondan söz edebilmek ilk adımda bu katkıları kavradığını, benimsediğini ve kazanmak istediğini ilan etmekle başlayabilir. Bu kabul olmadan yapılacak bütün yasal düzenlemeler de hep eksik kalır ve yeni sorunların yaratılması anlamına gelir. Bu çerçevede PKK, çok yerinde vurgulamalarda bulunmaktadır."









