Kürt Halk Önderliğinin en büyük projelerinden bir tanesi olan HDP projesinin Türkiye genelinde yüzde 13.1’lik desteği ile seçimler sonuçlandı. Bu destek sadece bir seçim desteği değildir. Devlet, devrede olan hükümet ve diğer siyasi partiler durumu daha derinden değerlendirmelidirler.

Bu destek, Önderliğin demokratik Türkiye  projesine verilen destektir. Bu konuda HDP’ye bilinçsizce oy veren tek bir insan yoktur. Diğer siyasi partilere oy vermek için insanlar belki çok derin düşünmemişlerdir. Ama HDP’ye oy veren insanların, demokrasi bilinci, belli bir aydınlanma düzeyi ve demokratik felsefe sahibi olduklarını bilmek gerekir. HDP’ye yeni yeni gönül vermeye başlayanlar, kırk defa düşünüp sonunda, bunun bir demokratik Türkiye projesi olduğuna kanaat getirip, oylarını öyle vermişler. Uzun bir kararlaşma sürecinin ardından işin esasını kavradıktan sonra destek verenler var. Bu açıdan HDP’ye verilen oylar, bilinçli ve demokratik Türkiye projesine verilen oylardır. Türkiye’nin demokratik geleceği için çok değerli oylardır. Çok değerli bir sahipleniştir. Bu sahipleniş giderek büyüyecektir. 

Erken seçim söylemleri devam ediyor. Erken seçime kadar halkın kararını değiştireceği mi düşünülüyor? Bu konuda kimse kendini kandırmamalıdır. HDP, henüz çok yeni bir parti ve girdiği her seçimde aldığı desteğin ne kadar katlandığını söylemeye gerek yok. Olası bir erken seçim, aslında HDP’yi küçültmeyecek, belki de kendisini daha fazla anlatma, tanıtma zamanı ve fırsatı bulacağından dolayı daha da büyüyecektir. 

HDP’ye verilen oyların karakterine derinden bakıldığında, aslında bu oylar bir anlamda Kürt Halk Önderi’nin demokratik Türkiye ve demokratik siyaset tezlerine verilmiştir. Çünkü HDP, bu çerçevede kurulmuş bir siyasi partidir. Ciddi bir alternatiftir, gerçek bir alternatiftir. Söylemden ibaret değildir. Söylemini gerçekleştirendir. Ancak şimdiye kadar gerçekleştirme fırsat ve olanağını bulamadığı bir sürü şey var. Türkiye’de altı milyonu aşkın insan, şimdi HDP’nin bu pratikleşme fırsatını bulması için ona şans tanıdı. 

Ortaya çıkan bu şansın değerlendirilmesi için, öncelikle Kürt sorununun demokratik çözümünün geliştirilmesi lazım. Kürt sorununu demokratik yollarla çözememiş bir Türkiye’den demokratik Türkiye çıkmaz. Bunu herkes artık adı gibi biliyor. Sorunun çözümü için, 2013 Newrozu’ndan beri tökezleye tökezleye de olsa, Önderliğin büyük ısrar ve çabaları sonucu yürüyen bir süreç vardı. Ancak Erdoğan barajını aşamayan AKP, seçimlere ramak kala Önderlikle görüşmeleri kesti. Neden kesti? Çünkü baktı ki bu iş ciddi ciddi işliyor, ilerliyor. Bu sefer gerçek bir çözüm doğacak. Dolmabahçe ortak deklerasyonu yayınlandı. Davutoğlu "suyun ortasındayız, geri dönemeyiz, karşıya geçmeliyiz” diyordu. Peki, sonra ne oldu? 

Merkezi devletin cumhurbaşkanı, müzakereye doğru ilerleyen bu görüşme ve diyaloğa çok ciddi bir müdahalede bulundu. “Türkiye’nin Kürt sorunu diye bir sorunu artık yoktur”, dedi. “Dolmabahçe’den haberim ve onayım yok” dedi. “Müzakereye oturmak hainliktir” dedi. Yani şimdiye kadar İmralı’da görüşmelere oturan heyetleri hainlikle suçladı. Sonra da tek bir görüşme olmadı zaten. 

Seçimde Türkiye toplumu AKP’yi barajladı, sınırladı. İktidardan indirdi. Adeta "kendini ne sanıyorsun” dedi. Tek başına iktidar olup, kendini tümden kaybetmesini engelledi. Çünkü tek başına iktidar pozisyonunun tehlikesini, Türkiye toplumu görmeye başladı. Çünkü AKP, sadece Kürtlerle savaşmadı, Türkiye’de demokrasi diyen, hak-hukuk diyen herkesle savaştı. Adeta tek kişi iktidarını oturttu. Türkiye toplumunun AKP’ye koyduğu barajlama tutumunun, aslında Erdoğan’ın sultanlığına olduğunu Erdoğan bilmeli. 

Şimdi Kürtler ne yapacak?

Bunu KCK Eşbaşkanı Besê Hozat, geçen hafta çok açık bir dille ANF’ye anlatmıştı. Kürtler açısından durum, artık çok net. 

Kürt sorununun demokratik çözümü için acilen müzakere temelinde İmralı ile görüşmelerin bırakıldığı yerden başlaması lazım. Görüşmelerin kayıt altına alınması, imzalı ve belgeli olması, üçüncü bir iradenin şahitliğinde izlenmesi lazım. 

Şayet müzakere koşulları hemen oluşturulup görüşmelere başlanırsa ve müzakere ilerlerse, o zaman Kürt Halk Önderi’nin Kandil ile bizzat görüşmesi lazım. Kandil’de Türkiye’ye karşı tümden silah kullanmama gündemini tartışma temelinde toplanacak olan PKK kongresine Önderliğin bizzat gelip katılması lazım. Belki o zaman PKK’li gerilla gücünün Türkiye’ye karşı silahları tümden devre dışı bırakmaya dönük bir iknayı yaşaması olanaklı hale gelir. 

Yok, eğer süreç müzakereye evrilmez ve yukarıdaki çerçevenin dışında işlerse, o zaman Kürtlerin Rojava ve Kobanê’deki deneyimlerinin devreye girmesi kaçınılmaz olur. Bakur’un ikinci Rojava’ya dönüşme ihtimali devreye girer.