Sevsinler senin barışını…
Ortada henüz barış yok… Ne yazık ki “savaş hali” devam ediyor. Yaşadığımız “savaşa ara vermekten” başka bir şey değil. Bunun adına “savaş-barış literatüründe” “mütareke” deniyor. Karşılıklı “silah bırakışması“… Yani Hasan Cemal’in tabiriyle, “ellerin tetikten çekilmesi”…
Şu anda durum bu. Bütün patırtıya, paketlere, sözlere, havada uçuşan “çözüm” hayallerine rağmen, şu anda “parmaklar tetikten çekilmiş”, lakin her iki tarafın tüfekleri omuzda…
“Ara verilen” her şey gibi, “ara verilen” savaş da, savaş olmaktan çıkmıyor.
Eğer sonunda “barış” olmayacaksa, bilinmeli ki, her mütarekenin sonu savaştır. Türkiye şimdi işte bu “tehlikeyi” konuşuyor.
Keşke “konuşsa”…Türkiye’nin egemenleri ve onlara inananlar, “tehlikeden şikayet ediyor.”
“Tehlike çok kötüdür!” Böyle bir şikayet gülünç değil mi?
Tehlikeden şikayet edilmez.
Edilmez de ne yapılır?
Madem “savaş tehlikesi var”, o zaman, bu “tehlikeyi ortadan kaldırmak” için adımlar atılır.
Adamın biri hem “deprem tehlikesi var” deyip, hem de sabahtan akşama kadar “kahrolsun deprem ve deprem tehlikesi” diye bağırırsa, siz o adamı “afet işleri müdürlüğüne” mi önerirsiniz, yoksa bir cankurtaran çağırıp Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları’na mı gönderirsiniz?
Artık anlaşıldı ki Türkiye’de “savaş tehlikesi” var. Hem KCK Genel Başkanı Öcalan’ın, hem de Cemil Bayık’ın açıklamaları, aynı zamanda Başbakan’ın “ipi koparma” amaçlı tahkirleri “tehlikenin” varolduğunu gösteriyor…
“Tehlike” var.
Tehlike var olunca, “kahrolsun tehlike” diyen adamın tımarhanelik tepkisi dışında, sorulması gereken soru şu oluyor: “Acaba ne yapılmalı ki tehlike bertaraf edilebilsin?”
Benim görebildiğim kadarıyla ne yapılabileceği hakkında Kürt tarafının çözümü var. Örneğin Cemil Bayık son demecinde, bu “tehlikenin bertaraf edilebilmesi” için yapılması gerekenleri söyledi. Bunlardan birincisi “derinlikli müzakere”. İkincisi ise “Rojava’ya karşı çetelere verilen destekten vazgeçmek, Rojava’yla barışçı ilişkiler kurmak…”
Türk tarafının çözümü ne?
Bilen var mı? AKP şu anda karşı karşıya olduğumuz “savaş tehlikesini” bertaraf etmek için ne öneriyor?
Hiçbir şey önermiyor. “Kahrolsun tehlike” demekten öte bir fikri yok. Olmadığı için, bir yandan “derinlikli müzekere” yerine Öcalan’a karşı tecridi sürdürüyor, BDP’ye karşı “veto”lara devam ediyor; aynı zamanda Rojava’daki “dolaylı savaş ve çetelerle ilişki”den vazgeçmiyor.
Yani? Yani böylece “savaş tehlikesini bertaraf etmek” için yapılması gerekenin tam tersini yapıyor. Savaş tehlikesini adım adım tırmandırıyor…
“Müzakere” daha önce yazdığım gibi, yaşadığımız Kürt sorununda bütün diğer talepleri, yani “kimlik ve dilin tanınması, anadilde eğitim ve özerklik” taleplerini elde etmenin hem barışçı yöntemidir, aynı zamanda bütün bu taleplerin içeriğini demokratik kılacak olan en temel taleptir. Müzakere, “kimlik, dil, eğitim, özerklik” talep eden bir “halkın” eşit haklı özne olarak tanınıp tanınmadığının en temel işaretidir. Bir halkın taleplerini “müzakere” etmemek, o halkın bütün talepleri kabul edilse bile, halkın kabul edilmemesi anlamına gelir. Halkı kabul etmeyen, o halka tanınan hakları nasıl “verdiyse” aynı şekilde geriye alma amacı taşıyor demektir. Saddam Irak’ta “dili, kimliği, eğitim hakkını ve özerkliği” resmen ve yasal olarak tanıdı, bir tek halkın özgür iradesini tanımadı ve ‘verdiklerini’ jenositle geri aldı.
“Müzekere”ye son vermek “mütarekeyi” bozmak anlamına geliyor. “Müzakereyle” tüm adımların “yasal temele dayandırılmaması”, “çözüm sürecinin” “geri dönüşsüz” hale getirilmemesi, Türk tarafının “mütarekeye” barış amacıyla değil, savaşa hazırlık açısından yaklaştığını gösteren en büyük işaret oluşturuyor. “Barış için mütareke” yerine “savaş için mütareke” zihniyeti, mütarekenin ağır ihlali anlamına geliyor.
Ya Rojava’ya karşı çetelerin üzerinden yürütülen “savaş”? Bu konuda uzun boylu söz etmek gereksiz.
Adı üstünde…Bu bir “savaştır” ve Kürdistan’ın Kuzeyinde “barış”, Batısında “savaş” gibi bir saçmalık, aslında “mütarekenin” en köklü ihlalidir. Fırsatçılıktır: Kuzey güçleriyle “mütareke”den yararlanarak Rojava’yı yıkma amacı “mütarekenin” en ağır ihlalidir.
Kürt tarafı “tehlikeyi bertaraf etme” yolunu gösteriyor, hükümetin ise kılı kıpırdamıyor. O halde “tehlike” hükümetten kaynaklanıyor…
“Derinlikli müzakereye” ve “Rojava’da barışa” “evet” deyin ve “savaş tehlikesini” ortadan kaldırın.
Müzakeresiz mütareke Rojavasız barış olmaz...
Ne oluyor? Sahte “barışsever” yine “şaşırmışlık” taklidi yapıyor. Avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Barışım tehlikede…”