Nar Ağacı romanıyla Kürt çocuklarının gözünden savaşı ve umudu yazan İngiliz Gazeteci Yazar Vanessa Altın, şimdi İngiltere’deki okulları gezerek çocuklara dünyanın bir ucunda nelerin yaşandığını anlatıyor. 

İngiltere’de en çok konuşulan kitaplar arasında yerini alan ve kısa bir süre içerisinde ikinci baskısını yapan Nar Ağacı (The Pomagranette Tree) çocuklar için yazılmış olsa da büyüklere de kendisini okutan başarılı bir roman. 

Gerçek olaylar ve karakterler üzerinden yazılan roman, 13 yaşındaki Dilvan’ın gözünden Kürtlerin DAİŞ’e karşı verdiği mücadeleyi anlatıyor. 


Kapıdaki kalem ve Kürtler

Yazar Vanessa Altın, Nar Ağacı’nın arka kapağındaki paragraf ile romanı şöyle anlatıyor, „2014 yazında kara bir veba tüm Suriye’ye yayıldı. Bir cinayet tarikatı ölüm ve acı dağıttı. Nar ağacının gölgesinde otururken genç Kürt kızı Dilvan ile tanıştık. Onun günlüğünün sayfalarında ailesini arayışını, mücadele kararlığını, ölüm olsa bile asla teslim olmama inancının izini sürdük.“

Altın, 1999’da Türkiye’de evlenen İngiliz kadınları konu alan bir haber takibi için editörü tarafından Türkiye’nin sahil kentlerine gönderildiği zaman hayatında yeni bir döneminin başlayacağından habersiz, yaşça kendilerinden küçük Türkiyelilerle evlenen İngiliz kadınlarını araştırmaya başlar. Vanessa Altın, haberi yapmaz ancak haberin konusu kendi gerçekliğine dönüşür. Ve hayatını birleştireceği bir Kürt ile tanışır. 

Aslında bu Vanessa’nın Kürtleri ilk tanıması değildir. Kürtlerle ilk tanışması gençlik yıllarına dayanır. Kendisi bu tanışmayı şöyle anlatır, “90’larda bir gün eve vardığımda, kapımda bir tükenmez kalem ve not vardı. Notun ön tarafının üzerinde, ‘sizin için bu sadece bir kalem’, arkasında ise ‘Ama Türkiye’de bu bir işkence aleti’ diye yazıyordu. Notu okumaya devam ettiğimde, Kürt bir çocuğun PKK’ye mesaj taşıyor iddiasıyla gözlerinin kalem ile oyulduğunu öğreniyordum. Bu olaydan hemen sonra babamı da ikna ederek Uluslararası Af Örgütü çalışmalarına katıldık ve bir tavır olarak Türkiye’ye gitmeme kararı almıştık, taki iş gereği gitmek zorunda kalana kadar.“  


Dilvan rehberi gibiydi

Evlendikten sonra yaşamı Türkiye ile İngiltere arasında geçen Vanessa Altın, Türkiye’de kaldığı bir gün İngiltere’den DAİŞ’e katılan genç kızların izini sürmesi için İngiliz bir gazeteden iş teklifi alır. Vanessa Altın, „Suriye Sınırına gittim. Suruç’a gittim. Bu İngiliz kızları bulamadım ama hayatımı tümden değiştirecek farklı insanları buldum, yaşlı kadınlar ve çocuklar. DAİŞ vahşetinin canlı tanıklarıydı onlar“ diyor. 

Suruç’ta Kobanêli mültecilerin kaldığı kamptaki çocukların kendisini çok etkilediğini ifade ediyor Vanessa, „Çok fazla ailesiz çocuk vardı. Aileleri neredeydi diye sorgulamaya başladım. 150 çocuk vardı ve bunların büyükleri geride kalıp DAİŞ ile savaşan çocuklardı.” 

Dilvan 13 yaşında ve çocukların rehberi gibiydi. Babasının Kobanê’de kalıp kenti savunduğunu söyledi. Sonra da zafer işareti yaparak ulusal Kürt marşını söylemeye başladı. Tüm çocuklar da ayağa kalkarak zafer işaretiyle marşı okumaya katıldı. Çok gururlu ve güçlüydü çocuklar. O çocukların hepsi ailelerin ne için geride kaldıklarının farkındaydı ve özgürlük onlar için çok şey ifade ediyordu.“


‘Kızım hiç aç kalmamıştı, sokakta yatmamış’

Bölgede bulunduğu sürece akşamları Urfa’ya dönen Altın, Kobanêli çocukların kendisini zapt ettiğini ifade ediyor, „Bu çocukları tanıdıktan sonra her şey zorlaşmaya başladı benim için. Mülteci kampındaki zor yaşamların mekanında o çocukları bırakarak Urfa’ya kaldığımız 5 yıldızlı Hilton Oteli’ne döndüm akşam. Ama o çocuklar aklımdan çıkmadı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu, ama ne yapabilirdim. Onların haberinin İngiliz medyasının çok ilgisini çekmeyeceğini biliyordum. İngiltere’deki arkadaşlarımın o çocuklar için hesabıma yatırdığı 2500 Sterlin ile gıda, kırtasiye ve temizlik malzemesi aldım. Ama daha fazlası gerekiyordu.“

Kobanêli çocuklarının kalbine dokunduğunu söyleyen Altın, „Başka bir şeyler yapmam gerekiyordu. Gazeteciydim, hayatım haber yazmak ile geçmişti. Ama bu haberlerin yayınlanabileceği gazete bulmakta zorlanacağımı biliyordum. Binlerce haber yazdığım bu gazete ve televizyonların bu çocukların haberlerine ilgi göstermeyeceğini biliyordum. Çünkü içinde İngiliz yoktu.“ 

Vanessa Altın şöyle devam ediyor: „Bir sabah evde kahvaltı yaparken kızım bana bu çikolatalı ‘Pankekteki çileği yemek zorunda mıyım’ diye sordu. Baktım ona, o an kamptaki o umutlu çocukları düşündüm, ‘gerçekten mi’ dedim. Aslında suçu değildi onun. Çünkü kızım öbür tarafta çocukların nasıl ortamlarda nelerden geçtiğini bilmiyordu. Suruç’ta yemek dağıttığımız gün 3 yaşındaki iki çocuğun çamurun içerisinden dökülen pirinci tek tek toplayıp elleriyle temizleyip yediklerinden haberi yoktu. Çünkü medya bu çocuklardan bahsetmiyordu. Kızım hiç aç kalmamıştı, sokakta yatmamıştı.“ 


‘Çocuklar yaşananlardan bihaber’

Vanessa kitabı yazmaya karar verdikten sonra, Kobanêli çocukların mesajını yarınlara, yeni jenerasyona iletmek istedi. 

Blanket Press yayınevinden çıkan ‘The Pomagranate Tree’ adlı roman tüm kitapçılarda yerini alsa da, Vanessa’nın mesajı daha geniş kitlelere yayma hedefi var. Kitabı yazmaktan da daha önemli bir çalışmaya imza atan Vanessa, İngiltere’deki okulları gezerek, yüzlerce çocuğa kitabın hikayesini anlatıyor. Kısacası, Kobanêli çocukların mesajının sadece kitapçı raflarında satın alınmasını beklemiyor, ‘Nar Ağacı’nı da yanına alarak mesajı bizzat yerine teslim ediyor.   

Okullardaki çocukların yaşananlardan bihaber olduğunu söyleyen Altın, ”Okulları gezip Türkiye’nin doğusunda ve Rojava’da neler olduğunu anlatıyorum çocuklara. Çocuklar yaşananlardan bihaber. O yüzden sunumlarımda öncesinde kısaca Kürt ve Kürdistan’ı anlatıyorum. Sonra da Kürtlerin mücadelesini. O çocukları ve umutlarını, inancını anlatıyorum. Buradaki çocuklar büyük bir ilgi gösteriyor. Ardından, oradaki insanlar için, çocuklar için neler yapabileceklerini soruyorlar. Kobanêli çocuklardan aldığım en büyük mesaj şuydu; ‘Umudunu korumalı ve mutlu olmalı.’ 

Bu çocukların umudu büyük. O yüzden Nar Ağacı ismini verdik kitaba. Çünkü ‘Nar Ağacı’ umudu temsil ediyor. Çocukların mesajını dünyaya iletiyorum.“

Şuan İngilizce ve Almanca baskısı bulunan kitabın gelirinin bir bölümü Heyva Sor a Kurdistanê aracılığıyla savaş mağduru Kürt çocuklarını iletiliyor. 


ALADDİN SİNAYİÇ/LONDRA