Yerel seçimler yaklaşıyor. Her parti adaylarını belirleme çalışması yürütüyor. Kuşkusuz seçimlerde daha fazla belediye başkanı ve yönetici seçtirmek önemlidir. Büyük Şehir Belediyesi yasasından sonra bu seçimler daha da önemli hale gelmiştir. Belediye başkanlığı fazlalığı tabii ki politik etkinliğin dışa vurumu olacaktır. Özellikle mevcut süreçte seçimlerden başarıyla çıkmak politik açıdan çok çok önemlidir. Bu nedenle her parti seçilecek profilde adayları tespit etmek için yoğun çaba sarf etmektedir. Seçim kazanmak için doğru aday tespiti önemlidir. Bazı adayların seçilme kapasitesi diğerlerine göre yüksektir. Bunu birçok etken belirlemektedir.

Ancak en önemlisi, bu seçilen belediyelerin nasıl yönetileceğidir. Türkiye’de klasik bir belediyecilik vardır. Devletin yereldeki izdüşümüdürler. Devlet nasıl yürütülüyorsa, hangi zihniyet hakimse mevcut belediyeler de öyle yönetilmektedir. Düzen partileri açısından durum budur. Sadece bu belediyecilik içinden biri diğerinden daha iyi olmaya çalışmaktadır. Aslında bu belediyecilik iktidara gelen parti gibi yandaşlarına rant dağıtma imkanı anlamına gelmektedir. Toplum artık bu belediyeciliği iyi tanımaktadır. Daha önce AP (sonra DYP) ve CHP bu belediyeciliği yapıyordu. Şimdi de AKP bu belediyeciliği yapmaktadır. Tek fark, AKP döneminde devlet imkanları daha da artmıştır. Bu nedenle rant dağıtma eskiye göre daha da fazladır.
Biz, yeri geldiğinde alternatif belediyeciliğe, yerel yönetimlerin nasıl olması gerektiğine değineceğiz. Şimdi dünyada yerel yönetimler demokratikleşmenin bir ayağı olarak görülmektedir. Şehrin kendi kendisini yönetmenin bir aracı olarak ele alınmaktadır. Buna en somut örnek, Port Alegre deneyimidir. Bu deneyimin başka şehirlerde ve ülkelerde denenmiş olmasıdır.
Kuşkusuz Port Alegre daha demokratik bir belediyeciliktir. Ancak halkın kendi işlerini kendisi yürüttüğü ve denetlediği bir belediyecilik de değildir. Klasik düzen belediyeciliğine göre bir ilerlemedir. Kürt Halk Önderinin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin öngördüğü belediyecilik bundan daha ileri ve demokratik toplumcudur. Tüm işlerin örgütlü demokratik topluma dayandırılarak yapılmasını ifade etmektedir. Sadece kararlara katılım ve bu kararların nasıl pratikleştiğini denetleyen değil, bizzat halkın çalışmalar içinde olmasıdır. Bu yanıyla en demokratik ve özgürlükçüdür. Toplumun gücünü harekete geçirerek en etkili hizmet sunan belediyecilik de böyle olur. Toplumun gücü kadar değer yaratan başka güç ve imkan yoktur. Toplumun örgütlü gücü kadar değer yaratan başka bir oluşum ve kurum bulunamaz.
DTP’li ve BDP’li belediyelerin böyle bir belediyecilik yapması öngörülmüştür. 2004 seçimleri öncesi yeterli olmasa da, eksiklikleri çok bulunsa da bu yönlü bir belediyecilik perspektifi ortaya konmuştur. Her yeni gibi bunu pratikleştirmenin zorlukları vardı. zihniyet değişikliği, buna göre yaklaşım, buna göre örgütlenme, proje ve plan geliştirmek gerekiyordu. Radikal dönüşüm yapmak, hamleci ve devrimci kafaların yürüteceği bir projeydi. Ancak bu yönlü zihniyet değişikliği, eğitim ve hazırlık olmayınca demokratik toplumcu, bizzat toplumun işin içinde olduğu belediyecilik geliştirilemedi. DTP ve BDP belediyeciliği de önceki belediyecilik anlayışının daha iyisi olmaya çalıştı; bu yönlü bir çaba gösterdi.
Yurtsever demokratların hakim olduğu belediyeler kuşkusuz AKP’lilerden daha iyi belediyecilik yapmaya çalıştılar. AKP iktidarının tüm engellemelerine rağmen çalışmalarını yürüttüler. Kentlere hizmet etmeyi sürdürdüler. Belediyeleri rant kapısına çevirmek isteyenlere fırsat vermediler. Mutlaka bazı kayırmalar olmuştur, bazıları kendisine ve çevresine çıkar sağlamaya çalışmıştır. Ancak bunların diğer belediyelere göre en az olduğu açıktır. Bunlar da halkın denetiminden kaçanlardır. Gizli ve gayrimeşru yollardan bu yola başvuranlar olmuştur. Kapitalizmin ve tüketim kültürünün hakim olduğu bir ortamda bu yola tevessül edenler her zaman bulunur. Çünkü bu kültürde bir şeyler elde etme eğilimi vardır. Tüketim insanları tamamen ayartan ve bozan bir karakter kazanmıştır.
Bu açıdan da bu tüketim kültürünün öngördüğü şeylere ulaşmak için değer hırsızlığına yönelme eğilimi vardır. Halkın bu yönlü şikayetleri olmuştur. Bazı yöneticiler ve çalışanlar bu nedenle işlerinden atılmıştır. Tüm bu eksiklikler ve yetersizliklerine rağmen BDP’li belediyeler diğer belediyelerle kıyaslanmayacak bir yönetim gerçeği ortaya koymuşlardır. Diğer belediyelere göre halka daha yakın olmuşlardır. Birçok belediye AKP engellemeleri ve imkansızlıklar içinde kentlerine önemli hizmet yapmıştır.
Ancak Kürt halkı ve Kürt Özgürlük Hareketi bu belediyecilikle yetinemez. Diğerlerine göre iyidir diyerek bir değerlendirme yapamaz. Tabii ki diğerlerinden iyi olacaktır, diğerlerine benzemeyecektir. Ancak demokratik toplumcu güçlerin belediyeciliği düzen belediyeciliğinin iyisi değil, onlardan çok çok farklı olmalıdır. Hedef, toplumun gücünün örgütlendiği ve harekete geçirildiği bir belediyeciliğin hakim kılınması olmalıdır. Sadece bazı kararlara katılan ve denetlemeyle yetinmeyen, bizzat toplumu kentin işleri çerçevesinde örgütleyen ve işin içine katan bir belediyecilik hakim kılınmalıdır.
Geçen yıllar bir arayış olsa da, bu bir sisteme dönüşmedi. Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasına uygun bir belediyecilik modeli ortaya çıkarılmadı. Ancak geçen dönemin deneyimleri önemli bir birikimdir. Onların olumlu olumsuz pratikleri kapsamlıca irdelenip değerlendirilerek yeni bir belediyecilik modeli ortaya çıkarılmalıdır. Bizzat toplumun işin içine sokulduğu, seçilenlerin ise koordine ettiği, bu belediyeciliği örgütlediği bir model geliştirilmelidir. Demokratik toplumcu demokratik komünal belediyecilik ancak böyle ortaya çıkarılabilir. Bu açıdan geçmişin dersleriyle geçmişi köklü aşan  bir zihniyet ve pratik hedeflenmelidir.
Bu dönemde kendini aday gösterenler bunu hedeflemelidir. Adayları seçerken de bu ölçüler esas alınmalıdır. Kendilerini aday gösterenler de böyle bir belediyeciliğe hazırlanmalıdır. Yoksa ne toplum ne de özgürlükçü demokrasi güçleri eski belediyeciliğe onay verir. Aday olanlar böyle bir belediyeciliği yapmaya söz veriyorlarsa, güçleri buna yetecekse aday olmalıdırlar. Böyle bir belediyecilik yapmak en büyük onurdur.
Kuşkusuz bu belediyecilik yenidir. Tecrübe yetersizliği vardır. Bu nedenle şimdiden bu model kapsamlıca tartışılmalıdır. Hem seçim öncesi böyle bir projeyle seçime girilmelidir, hem de seçimden sonra bunu pratikleştirecek bir eğitim, örgütlenme ve planlama çabası gösterilmelidir.
Kürt Halk Önderinin önerdiği eşbaşkanlık sistemli belediyecilik de böyle bir modeli pratikleştirmek içindir.