Almanya Gündemi


Angela Merkel 22 Mayıs’ta İstanbul’a gidiyor. Bu kez gidiş amacı ilk defa İstanbul’da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler Dünya İnsani Yardım Zirvesi. Suriye’de kaos sürecinin devam etmesi yönünde politikalar izleyerek hatırı sayılır bir mülteci akımı sağlayan, aynı zamanda Batı’ya karşı söz konusu akışı pazarlık konusu haline getiren Erdoğan’ı önemli bir partner olarak seçip‚ ’çözümün anahtarı’ olarak ilan eden Merkel için bu zirve oldukça önemli. Zira bu ziyaretinde Erdoğan ile bir görüşme yapması da bekleniyor. 

 Zirve için ev sahibi ülke olarak ‘en cömert’ donör ülke olarak adlandırılan Türkiye’nin seçilmesi benimsenen mülteci politikaları ile de bağlantılı. (Türkiye’de 3 milyon civarında Suriyeli mülteci bulunuyor.) Zirve’de insani yardımların ve bu yardımlarda yaşanan sorunların masaya yatırılması bekleniyor. Tabii ana başlıklar arasında insani yardım konusunda mevcut sistemi yenileyerek, risk ve kırılganlıkları azaltmak var. Fakat Zirve’de gerçekten insani yardım konularına mı yoğunlaşılacağı yönünde kuşkular mevcut. (Bu kuşkuları haklı çıkaracak somut argümanlar Merkel-Erdoğan görüşmelerinin hemen akabinde kamuoyuna yansıyor.) 

Uluslararası düzeyde önemli bir yardım kuruluşu olan Sınır Tanımayan Doktorlar’ın (MSF) zirveden çekilmesi ise tam da bu kuşkularla ilintili. MSF açıklamasında;  zirvede özellikle çatışma bölgeleri ve salgın hastalık durumlarında, insani yardım faaliyetleri ve afet müdahalelerine zayıf kalınan noktaların ele alınacağına dair umutlarının olmadığını belirtiyor. MSF’nin eleştirdiği bir diğer nokta ise insani yardım ve mültecilerle ilgili uluslararası yasaların altına imza atan devletlerin, aynı yasalara uyma ve bu yasaları uygulama yükümlülüklerini desteklemekten uzak olduğu. Zira rutin haline gelen uluslararası insani hukuk ve mülteci hakları ihlallerinin, zirveye katılan ülkeleri "standartları uygulama" ve "ihtiyaçlara karşılık verme" gibi genelleyici kararlar almaya zorlayacağı düşünülüyor.

Aslına bakarsanız mevcut durum itibarı ile "standartları uygulama" gibi genelleyici prosedür net bir şekilde işliyor. Örneğin; Türk devletinin Kürdistan’daki antidemokratik uygulamaları bugüne kadar uluslararası düzeyde tepki görmedi. Savaş alanından yapılan çağrılara kulak tıkanarak, mülteci politikaları çerçevesinde insan hakları ihlallerine göz yumuldu. 

Kaldı ki, soruna bir ‘iç sorun’ temelinde yaklaşıldı. Aradan geçen zamana rağmen suskun kalan BM, geçen hafta bir açıklama yaparak şiddetli savaş koşullarının yaşandığı Cizre’ye heyet göndereceklerini açıkladı. BM'nin İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd Raad el Hüseyin, "Elimizde, Türk güvenlik güçlerinin Cizre'de bir binanın etrafı sarıp, içindeki 100'den fazla insanı canlı canlı yaktığına dair tanık raporları var" demişti. 

BM eğer açıklamasında samimi ise, sağlıklı inceleme için yapılan vahşetin izleri silinmeden bölgeye heyet göndermesi gerekiyor. Yoksa bu açıklama da prosedür gereği yapılan bir açıklama olarak kalacaktır. Ayrıca bölgeye giden insani yardımlar da hala  bilinçli bir şekilde engelleniyor, yardım TIRları bekletiliyor. 

Diğer taraftan, geçtiğimiz ay Merkel öncülüğünde gerçekleştirilen mülteci antlaşması gereği Türkiye’ye gönderilen mültecilerin yetersiz barınma koşullarından dolayı, durumlarının çok kötü olduğu da basına yansımıştı. Merkel ve Davutoğlu’nun Kilis’te birlikte ziyaret ettiği AFAD kampında 30 çocuğa tecavüz edildiği de, mültecilerin yaşadığı bir başka trajediye örnek. Öyle ki; mültecilerin durumu kamuoyuna yansıyandan çok daha içler acısı.

İşte BM Dünya İnsani Yardım Zirvesi bu gelişmelerin yaşandığı ülkede toplanacak. Dolayısıyla insani yardım merkezli yapılacak istişarelerin dar bir amaca hizmet edecek olması olasıdır. Zirve, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın açıkladığı gibi, hükümetler tarafından gerçekleştirilen bu sistematik hak ihlallerinin göz ardı edilmesine olanak veren bir iyi niyet kılıfı haline gelmiştir. İnsani yardım vurgusuyla yapılan bu zirvenin kime ve neye hizmet ettiği ise hala soru işaretleri ile doludur.