Bu zamana kadar Ermenilerin, Kürtlerin, Alevilerin acılarını görmemezlikten gelenler, şimdi yaşam biçimlerinin tehdit edildiğinden yakınır duruma gelmişlerdir. Düne kadar anne ve çocuğunun cezaevinde, hastanede kendi ana dilinde konuşamamasını kendine dert edinmeyenler, şimdi kendileri oturdukları evlerde kendilerini ve yaşam biçimlerini tehdit altında hissediyorlar. İşin kötüsü bunu da bugüne kadar inançları nedeniyle baskı gördüklerini iddia eden insanların kurdukları bir hükümet döneminde yaşıyorlar!
Bir toplumda birlikte yaşayan insanlar; başkalarının derdini kendine dert edinmezse, bir gün kendileri de benzer dertlere düşerler.
Eskinin eleştirisi üzerinden; bir yeni inşa etmeye çalışanlar, ilk elden “nasıl yaşamalı?” sorusunu sorarlar ve buna cevap bulmaya çalışırlar. Çernişevski, “Nasıl Yapmalı” adlı yapıtında 19. Yüzyıl Rusya’sında bu soruya cevap arar, sonra Lenin “Ne yapmalı”yı yazar.
“Nasıl yaşamalı” sorusuna dinlerin kutsal kitaplarında ifadesini bulan, sonrasında da o dinlerin peygamberlerinin söz konusu ayetlerin yorumuna dayanan asgari referansları vardır. Yine birçok sorunun cevabını o dinin inanları; kutsal kitaplarına ve söz konusu dince kutsal sayılan insanların benzer olaylara nasıl tepki verdiklerine bakarak cevaplandırmaya çalışırlar. Buna göre; nasıl giyinmeli, ne giyinmeli, kimle evlenilebilir, evliliğin ritüelleri nelerdir, hangi yaşta evlenilebilir, nasıl borç alınır, nasıl ticaret yapılır gibi birçok sorunun cevabını bulmaya çalışırlar…
Sorun asıl olarak şurada çıkar; bütün bu cevap aramalar dünün dünyasını birebir esas alıp bugünü pas geçtiği için her defasında kafasını duvara vurur. Muhakkak bütün dinlerin kurucuları, inanan insanları yaşadıkları çağın sorunlarına, yine yaşadıkları çağın realitesini esas alarak cevap olmaya çalıştıkları ve bunun ekseriyetle samimiyetle yaptıkları için başarılı olmuş, çağlar aşarak bugüne kadar gelebilmişlerdir. Bir şeyi eleştirirken de, o şeye dayanırken de; söz konusu şeyi bozmadan, o şeyin zamanını ve mekanını kaçırmadan bunu yapabilmeliyiz. Günümüz insanın, özellikle de İslami dünyanın insanının sıkça tartışma konusu ettiği şey; kız çocuklarının erkende evlendirilmesi olmaktadır.
Yani bundan 1400 yıl önce kız çocuklarının evlenme yaşı ile bugünün insanın evlenme yaşı muhakkak farklı olacaktır; bunun ise çok basit bir sebebi var! İnsanın ömrü uzamıştır. Söz konusu yıllarda ortalama insan ömrü 30-35 iken, günümüzde batı toplumlarında neredeyse iki katına çıkmış 75 olmuştur. Öyleyse bir inancı o inancın kutsal saydığı, saygı gösterdiği insanları böyle düzeysiz şeylerle eleştiremeye çalışmamak gerekir. Burada eleştiri konusu edilmesi gerekenler söz konusu inancın; değişimi pas geçen hiçbir şey olmamış gibi davranan hatta bundan kişisel ve sınıfsal fayda/rant üretmeye çalışan devamcıları olmalıdır.
Eski Yunan toplumu sömürgeci bir toplumdur; her şehir devletinin bir tapınağı vardır ve orada sürekli ateş yanar; Başka bir bölgeyi sömürgeleştirmeye gitmeden önce tapınağın rahibinin olurundan sonra tapınağın ateşi alınır ve sözde tapınağın ateşi ve inancının yaymak bahanesiyle başka ülkelere savaş açılırdı. Aynı şeyi daha sonra haçlı seferlerinde, sömürgecilik döneminde Hıristiyanlar, balkanlarda Osmanlı çokça yaptı. Saint Simon’a göre kapitalizm öncesi dönemde henüz üretimde verimlilik olmadığı için, zenginlik savaş yoluyla el değiştiriyordu ve bunun bir karşılığı vardı; ancak sanayi devrimi sonrası bu durum meşruiyetini kaybetmiştir. Refah istiyorsanız “üretin!”
Yukarda bir birinden kopuk gibi görünen iki şeyi özellikle AKP Hükümetini anlamaya çalışmak için özellikle yazdım; öncelikle AKP eleştirisini asla İslam eleştirisine dönüştürmemek gerekir, ki birçok samimi Müslümanı rahatsız eder, ikinci olarak da AKP’nin sermayeci sömürgeci karakterinin altını çizmek istedim.
Öyleyse AKP Hükümeti ve Tayyip Erdoğan ne yapıyor? AKP ve Tayyip Erdoğan hükümeti çok açık toplumu sürekli kendilerine iktidar üretecek bir tarzda yeniden dizayn etmeye çalışıyor. Yoksa çok da Müslüman oldukları ve toplumun değerlerini önemsedikleri için bunu yapmıyorlar. Bir taraftan İslam inancının kendi içinden baktığınızda; tefeci bezirgan ilişkiler almış başını yürümüş, faizcilik had safhada ki buna dair Kuran’ın açık hükmü ve İslam alimlerinin net yorumları var, bir Müslüman olarak bunu çok dert etmiyorsunuz, bu sizin Müslümanlığınıza helal getirmiyor. (Kuran-ı Kerim Bekara Suresi 275 ayet: “Alış veriş helal, faiz haramdır! Bir dirhem faiz alıp vermek otuz zinadan daha günahtır! -Taberani-, helak eden yedi şeyden biri faiz almaktır -Buhari-).
Kendi inancı açısından sayın başbakan; hem kuranın hem de İslam alimlerinin açık hükmüne rağmen; tefeci bezirgan sermayeyle fakirin fukaranın parasını faiz yoluyla başkasına peşkeş çekmekte bir sorun görmemektedir. Çıkıp meydanlarda bas bas bağırmamakta; ulusal ve uluslararası sermayeye dayılanmamakta ama birkaç öğrencinin yer yer parasızlıktan, yer yer karşı cinsi tanıma kaygısıyla birlikte vakit geçiriyor oluşundan gocunmaktadır.
Bunlar çok ucuz numaralar, tahtaravallinin bir tarafında modern yobazlar; yıllarca kendilerine iktidar üretebilmek için toplumun Kürt’ünü, Alevisini yok saydılar, şimdi de; AKP yobazlığı her türlü farklılığı yok saymaya buradan kendine iktidar üretmeye çalışmaktadır.
İki gericilikte kadüktür, düne aittir! Bu sorunun ezeli ve ebedi cevabı “Eşitlik, özgürlük ve kardeşliktir!” Bu durumda her iki gericiliğe karşı verilecek en doğru cevap; “hiç kimsenin kimseyi ötekileştirmediği, hiç kimsenin kendi gibi olmaktan utanmadığı bir toplum inşaat etmeye çalışmak olacaktır.
HDP ve BDP bunun partisidir!
Nasıl yaşamalı?