Geçtiğimiz hafta Londra’da düzenlenen NATO zirvesinden sonra basına konuşan Almanya Başbakanı Merkel, faşist TC’nin Rojava işgalini kabul eden sözler sarf etti. Merkel, TC ordusu ve çeteleri işgali altındaki Serêkaniyê ve Girê Spî’yi “Türkiye’nin artık Rusya ile birlikte güvenliği garanti ettiği bölge” olarak isimlendirdi.

Devletler arası siyaset bu kadar kirli, bu kadar mide bulandırıcı bir şey işte. Bütün hakikatleri rahatlıkla, kameralar ve kamuoyu önünde tersyüz edebiliyorlar. İşgalin adı olmuş güvenlik. İnsan hakları örgütlerinin raporları, işgal bölgesinde kalan sivil insanların yaşam güvenliğinin olmadığını, neredeyse günlük olarak işkence ve infaz haberlerinin geldiğini ortaya koyuyor. Girê Spî’de yaşayan bazı insanlar, DAİŞ işgali zamanında bile hayatın kendileri için daha iyi olduğunu, hiç olmazsa DAİŞ’in kural ve yasalarının olduğunu, şimdiki çetelerin ellerine geçen her şeyi talan ve gasp ettiğini bir şekilde dışarıya iletiyor. Mal-mülklerinin talanına karşı çıkan insanlar vahşice katlediliyor. Bu vahşiler bir de katlederken kurbanlarının telefonlarıyla çekim yapıp görüntüleri ailelerine gönderecek kadar insanlıktan çıkmış. Ama Merkel’in sözlerine bakılırsa bir işgal, talan ve katliam bölgesine dönüştürülen Serêkaniyê-Girê Spî alanı, güvenlik denildi mi bundan devletin halka karşı savaşını anlayan TC ve Rusya tarafından ‘güvenliği garanti edilen’ bir alandır.

Faşist AKP-MHP devleti ve onların paralı çeteleri tarafından işlenen ve belgelenen, bütün dünya basını tarafından görülen ağır savaş suçlarına dair tek kelime yok. Tersine, Erdoğan’ın etnik temizlik ve demografyayı değiştirme planlarına destek sözleri var. Zira Merkel, “Bugün Türkiye’nin Rusya ile birlikte kontrol ettiği bölgeye mültecilerin gönüllü dönüşünün olabileceği sorusu ortada duruyor. (…) Birleşmiş Milletleri’ne, özellikle de BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) bu süreçte tabii ki rol verilmesi gerektiğini konuştuk. (…) Türkiye bu konuda UNHCR ile görüşüyor. (…) Bu sabah da Türk tarafı ile Türkiye’nin UNHCR ile oldukça yakın ilişki içinde olduğunu görüştüm. Bunu iki taraflı olarak yapmalı. Ancak biz de bunu sürekli takip edeceğiz çünkü bunun bir yol olabileceğini düşünüyoruz.”

Aslında oldukça tehlikeli olan bu sözlere bakıldığında Almanya açısından Rojava topraklarının işgal edilmesi, evini yurdunu terk etmek zorunda bırakılan yüzbinlerce insanın yerine Suriye’nin farklı bölgelerinden Arapların, Türkmenlerin, hatta Çinli Uygurların ve Iraklıların ‘yerleştirilmesi’ sorun teşkil etmiyor. Hatta faşist TC’ye bu işgalini BM’ye finanse ettirme aklı veriliyor. Tam da “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığı. Yeter ki çeteler Almanya sınırlarını geçmesinler. Ama TC’nin NATO ortağı olan Almanya için mesele tabii ki sadece bundan ibaret olmayıp, Kürtlere karşı on yıllardır yürüttüğü düşmanca siyasetin bir parçasıdır. Zaman zaman Kürtlere, özellikle de Rojava devrimine kamuoyu desteği bu konuda Alman hükümetini baskılasa da kendi toplumuna rağmen yürüttüğü politikası hiç değişmedi.

Almanya kamuoyunun büyük tepki gösterdiği Merkel’in sözleri, sadece Almanya’nın değil NATO’nun da yaklaşımını ifade ediyor. Öncelikle bunun iyi görülmesi gerekiyor. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un NATO zirvesinde TC ile ilgili sarf ettiği sözler bu gerçeğin üstünü örtmesin. TC’nin Rojava’daki işgali NATO onaylıdır. Hatta yarın öbür gün işin içindeki NATO rolü, planı ve hesapları ile ilgili bilgi-belge ortaya çıktığında şaşırmamalı.

Unutmayalım ki 9 Ekim 1998’de startı verilen Devletlerarası Komplo, bir NATO operasyonuydu. 9 Ekim 2019’de başlatılan işgal operasyonu da farklı değil. Bunu, Merkel şahsında bizzat NATO’nun ağzından duymuş olduk.