Türkiye’deki devlet iktidarının, İttihat Terakki’nin silüetine dönüşmüş bilumum Hükümet erklerinin birbirlerine ne kadar da benzediklerini, her geçen gün yeni örneklerle ibretle izlemekteyiz. İsim değişebilir, sağ muhafazakar olabilir, adı cumhuriyetçi ve "sol" olabilir, vs ancak ülkeyi yönetirken kullandıkları yol, yöntem ve araçlar birbiriyle inanılmaz benzerlik ve "paralellik" arz etmekte. Bunu ispatlayan binlerce örnek verilebilir. 28 Kürt isyanının bastırılmasında kullanılan yöntem, Dersim, Maraş, Çorum Katliamları, son 40 yıldır özel harp tekniklerinin eksiksiz kullanıldığı insanlık suçları, ve şimdi de artık "yasalar eliyle" sokağa taşmış cinayetler…
2002’den bu yana iktidarda olan AKP ise, uzun süre devlet erk ve bürokrasisinden dışlanmanın öcünü, inanılmaz derecede kadrolaşarak, adım adım devletin dehlizlerini ele geçirerek, Türkiye Cumhuriyeti devletinin genetik kodlarını ideolojileri olan siyasal İslamla yeniden şifreleyerek aldı. Tüm bunları yaparken de yıllar yılı ortak hareket ettiği Cemaatten büyük destek aldı; destek almak bir yana, tüm iş ve eylemlerinde birlikteydiler. Ta ki bir gün pasta çok fazla büyüyünce, paylaşımının da zorlaşması gündeme gelene kadar.
Türkiye’deki devlet aklı, İttihat ve Terakki’nin güncellenerek hal almasıdır; tek devlet-tek millet-tek din-tek dil anlayışı altında ulus-devlet paradigmasının kesintisiz 24 saat uygulanmasıdır. 2002’den sonra adına "Vatansever Kuvvetler Güçbirliği" denilen ve Kuzey Kürdistan’daki birçok insanlık suçunu işleyip de elini kolunu sallayarak gezenlerin kurucusu olduğu derneklerin, sonradan "Ergenekon" adını alacak olan Gladyonun gerçekleştirdiği Bayrak provokasyonları, Zirve Yayınevi katliamı, Hrant Dink suikasti, vb esnasında yaşanan hukuk katliamlarını unutmamak gerek. JİTEM’in ya da Gladyonun yeni ismi olan Ergenekon tutuklamalarının ve ardından hazırlanan iddianamelerin hiçbirinde, aynı şahısların tek bir savaş suçundan yargılanmaması da tarihe düşülen bir nottur.
2001’de Silopi’de gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan HADEP yöneticileri E.Deniz ve S.Tanış’ın kaybından birinci derecede sorumlu olan Levent Ersöz’den tutalım da Kürdistan’da son 35 yıla damgasını vuran faili meçhullerde imzası bulunan Veli Küçükler, Akın Birdal suikastinin faili Semih Günaltay’lar ve daha niceleri.
Kimisi JİTEM’in kurucusu, kimisi tetikçisi, kimisi de Özel Harp Dairelerinin bilumum elemanları. O dönemde de sıkça söyledik; şimdi tekrarlamakta yarar var: Bunların ellerinde binlerce Kürdün kanı var. Bunlar, gözaltında tecavüz suçlarının failleri. Bunlar, yakılan 4.000 Süryani, Kürt köyünün hesabını veremeyenlerdir. Esas ürkütücü olanı, şimdi Cemaat-AKP kavgasına dönüşmüş olan iktidar mücadelesinde taraflardan birinin karanlık perdeler ardında bu hiç eskimeyen Gladyoyla tokalaşma sinyalleridir.
Sanki yüzlerce AİHM dosyasında Hükümet adına AİHM tarafından sorgulanmamış gibi, sanki bu savaş suçlarından ve eylemlerinden dolayı Türkiye mahkum edilmemiş gibi, sanki ellerinde kan izi yokmuş gibi, sanki AK’lanmışlar gibi, Ergenekon davaları esnasında yaşanan kimi hukuksuzluklardan dolayı bir mağdur pozlarında, bir ahkam kesmeler, inanılır gibi değil. "İşte Cemaatin hakimleri böyle komplo kurdu, polis böyle delil yerleştirdi, savcı böyle teknik takip yaptırdı, vs". İyi de sen de bunun bin katını Kürtlere karşı yaptın yıllarca. İç hukukta tek bir taneniz yargılandı mı? Ceza aldı mı? Her defasında madalya almaktan, terfi etmekten başka ne sonuç doğurdu bu katliam denemeleriniz ve de hukuksuzluklarınız?
Diyeceğim şudur ki; aynı süreçte Kürtler büyük bir siyasi soykırım operasyonuna tabi tutuldular. Üstelik hiçbirinde bir çakı dahi bulunmamıştı. Kürtler adına demokratik siyaset yapmanın bedelini ödediler; halen cezaevlerinde olan binlercesi bu bedeli ödemeye devam ediyor. Daha önceki akşam Sur semtinde sokak ortasında 16 yaşında bir çocuk polisin sıktığı 4 kurşunla can verdi. Sokaktaki çocuk ölümlerinin rutin hale döndüğü bir ülkede, "de facto" olan cezadan muafiyet, yeni yasayla birlikte "yasal" hale gelecek üstelik.
Tüm bu debelenmeler, bu hedef saptırmalar, birbirini suçlamalar, iki yanı karanlık olan duvardan bir diğerine çarpıp geri dönüyor. Geri dönülen yerde de gerçekler apaçık orta yerde duruyor. Her seferinde "tek-tek" diyerek tekleyen devlet aklına karşı, insanlıktan, vicdandan, adil çözümden, geçmişle yüzleşmeden yana olan tüm demokrasi güçleri sadece ve sadece ezilenden, gerçekten, adaletten yana taraftır. Türkiye’deki iktidar savaşlarının asla ve asla tarafı değildir. "Yok birbirinizden farkınız…" demek gerekmektedir.