Anlamaya çalışıyoruz, diyoruz. Anlamaya çalışmak, karşı tarafın anlaşılamayan bir hal yaratmasından kaynaklı. Anlamaya çalışıyoruz demek; mantıklı bir kabul yaratmaya çalışıyoruz demek. Anlamak bu yüzden önemli. Anlayabilirsek, onaylayacağız çünkü. Karşı taraf hep onay bekliyor. Olumlanmayı bekliyor. Kabul istiyor. Ama anlaşılmaz ve uzun ve dolaylı cümleler kurduğu için anlaşılamıyor.

Yine bir fotoğrafın içindeyim. 

El kadar bir kız çocuğu. Kurak ama bereketli toprakların hüznünü yağmur niyetine taşıyor gözlerinde. Biraz daha dikkatli bakınca, evet bu çocuk öfkeli, sinmiş bir öfke var gözünün bebeklerinde. Ki kendisi daha bebek. Ama işte yakalamışlar onu, kapatmışlar bir karanlığa ve gerisi hep karanlık. Kalabalık ve karanlık. Karanlık ve kalabalık. Alakası yok her ikisiyle de. 



Adı Siliva. Bir haber ajansı çekmiş o öfkeyi. Sakin, durgun, su gibi. Biraz da şaşkın, o karanlıktan nasıl olduysa kurtulabildi ve onun şaşkınlığı işlemiş, üzerindeki maviye. Ve umut. Karanlıktan önce bir ailesi vardı, neşeli, kızgın, yorgun ama sevecen bir annesi. Sesleri, gürültüleri birbirine karışan kardeşleri, büyük, küçük... Hepsi çakıl taşı gibi, şıkır şıkır. Dağıldı o kalabalık, dağıtıldı. Anne bir yere, kardeşler bir yere... baba? Baba yok bu resimde. Vurdular demek ki... üzülemedi bile babasının öldüğüne. Kendi de öldü çünkü, annesi ve diğer kardeşleri de. Kalbi de sakalları, gözleri, niyetleri, üstleri başları ve fikirleri gibi pis karalar tarafından öldürüldü onlar. Şimdi yaşıyor. Hepi topu 2 yılda başına gelenlerden sonra o aslında 10 yaşın çok üstünde, bir 30 yıl, 40 yıl kadar yaşatıp geri döndü kendi yaşına. Her günü ve gecesi karanlık. Büyüyecek ve savrulacak. Ama unutmayacak Siliva.

Siliva’yı unutmaması gerekenler var daha. Onlar şimdilerde anlayış bekliyorlar, kapı kapı dolaşıp devlet olmaya çalışıyorlar. El kadar çocuğu koruyamamışlar ama devlet olursak koruruz herkesi, diyorlar. İtirazlar var elbet. “Hele hele..” babında uzun ve haklı cümleler kuruluyor bu taleplerine. Kızıyorlar, anlayış bekliyorlar. Kürtlerin devleti yok, fena mı şöyle eti budu olan bir bağımsızlık hikayesi? Onca masum insanın neden korunmadığını açıklayamıyorlar mesela. Sen halkını kurda kuşa bu kadar kolay yedireceksen, kim neden inansın sana? Neden bel bağlasın umuduna? Hem ne çıkar, o umut binlerce kadının ve çocuğun kanına doğranmış ekmek olduktan sonra?

Siliva şimdi topraklarının kavuştuğu özgürlüğü tarıyor gözleriyle. Nasıl yani diyor, abi ve ablalarımız bizi koruyacak, biz kendimizi yöneteceğiz, bir daha bu kadar kolay olmayacak hayatlarımızı budamaları, öyle mi? 

Şengal demokratik özerklik için ilkelerini ilan etti. İnsanın içinde buruk ama kuvvetli bir sevinç dalgası yayılıyor, işitince haberi kulaklar. Siliva kendi yaşındaki arkadaşlarının yolunu gözleyecek şimdi, onların da bir gün kendisi gibi dönebilmesine umut bağlayacak, şu hayatta her şey mümkün diyecek... 10 yaşını kuşatan 40 yıllık acı kabuk bağlayacak ve unutulan kahkahalar gelip oturacak yeniden dudakların kıyısına. 

Dünyada adalet yok, öğrendik. Ama umut var. Siliva’nın mavi bluzuna işlemiş birileri işte... Var, görüyoruz ve inanıyoruz.