Dr. Fahrettin GÜLŞEN: Ne zaman devreye girilecek, insanlar öldükten sonra mı? Bu insanlardan birisi öldükten sonra ortaya çıkacakları kimse kontrol edemez. Bir takım şeyleri zamanında yaparsak değerlidir. Bir ölüm gerçekleştiği anda yapacağımız hiç bir şeyin anlamı kalmaz. Yapacak çok şey var ve hemen yapmak zorundayız.
BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG
Strasbourg’da 58 gündür açlık grevinde bulunan eylemcilerin sağlık durumlarının giderek kötüleştiğini belirten Dr. Fahrettin Gülşen, uluslararası sağlık kurumlarını acilen harekete geçmeye çağırdı.
Strasbourg’daki süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemini başından beri takip eden ve eylemcilerin sağlık durumlarını her an gözlemleyen Doktor Fahrettin Gülşen, eylem ve eylemciler hakkında bilgiler vererek, hukuki görevlerini ve yetkilerini anlattı. Eylemcilerin durumlarının her geçen gün kötüleştiğini belirten Gülşen, bütün eylemcilerin her an farklı komplikasyonlarla büyük risklere açık bir durumda olduklarını belirtti.
İlk günlerde aşırı şekilde görülen kilo kaybının dengelendiğini belirten Gülşen, hekimler olarak görevlerinin eylemciler onay vermedikçe teşhis ile sınırlı olduğunu belirtti. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre bir hekim olarak bilinci yerinde olan bir eylemciye ancak karşı karşıya oldukları riskleri söyleyebildiklerini belirten Dr. Gülşen, durumu ağır olan hastaları hastaneye göndermenin de hekim olarak sorumlulukları olduğunu belirtti. Ancak tedaviyi kabul etmeyen hiç bir kimsenin zorla müdahaleye tabi tutulamayacağını da sözlerine ekledi. Eylemcilerden Yüksel Koç, Gülistan Çiya İke ve Kerem Solhan’ın durumlarının ağır olduğunu belirten Dr. Gülşen, şu bilgileri paylaştı:
Koç’un durumu ağır
“Şimdiye kadar yaptığımız rutin kontrollerde eylemcilerde dördüncü, beşinci haftalardan sonra çok ciddi sağlık sorunları ortaya çıktı. Bu ciddi sağlık sorunlarının başında, ciddi karın ağrıları, ciddi baş ağrıları ve baş dönmeleri, tansiyon düşüklüğü, nabız yüksekliği, aritmi dediğimiz kalbin düzensiz çalışması, göğüs kısmında ciddi ağrılar, uykusuzluk geliyor. Bunlar eylemci arkadaşlarda 5. haftadan sonra yoğun şekilde görülmeye başlandı. Bu yoğunlaşmanın başlamasından sonra eylemcilerden özellikle Yüksel Koç‘un göğüs ağrıları ve nefes alamama durumu ciddi bir aşamaya geldi. Bunu biz ciddiye aldık yani olası bir akciğer iltihaplanması olabileceği, bunun da eylemcinin hayatına son verebileceğini düşündük. Bundan kaynaklı hastaneye kaldırıldı. Hastanede yapılan tespitler bizi doğruladı.
Hastane doktorları dediler ki, “Eylemcinin üst solunum yollarında ciddi bir iltihaplanma tespit ettik. Tedavi görülmediği taktirde akciğerde ciddi bir soruna yol açacaktır. Akciğerlerin işlevini yerine getirmemesinden dolayı ortaya çıkan durumlar, eylemcinin hayatını kaybetmesine yol açacak niteliktedir. ”Zaten açlık grevlerinde bizim en çok korktuğumuz olay, akciğer iltihaplanması, böbrek yetmezliği ve de kardiyak sorunu dediğimiz kalbin düzensiz çalışması tansiyonun düşmesi, taşikardi dediğimiz nabzın yükselmesidir. Bunların tümü bir araya geldiğinde insan vücudunda ciddi komplikasyonlar ve yaşamsal riskler ortaya çıkar. Yani yaşamın ölüme doğru gidişinin işaretleridir bunlar. Yüksel Koç tedaviyi kabul etmeyince eylem yerine geri döndü. Şu an da yakından takip ediyoruz. Hastane raporları elimizdedir. Hastaneden aldığımız bilgi şudur: “Eylemci sonradan çok ciddi nefes darlığıyla karşı karşıya kalırsa, tekrar hastaneye kaldırılmalı ve acilen tedavi görmelidir.”
Solhan böbreklerini kaybetme riskiyle karşı karşıya
Eylemcilerden Kerem Solhan‘ın ciddi karın ağrıları söz konusu. Karın alt bölgesinde, ciddi iltihaplanmadan şüpheleniyorduk. Bu iltihabi durumun ağrılara neden olduğuna dair tespitimiz vardı. Hastaneye gönderdiğimizde, burada da aynı teşhis konuldu. Özellikle, boşaltım sisteminin mesane dediğimiz bölgesinde, böbrek kanallarında iltihaplanma tespit edildi. Antibiyotik tedavisi ile iltihap giderilmez ise, iltihabın yukarı doğru ilerleyerek böbreklere yayılabileceği ve böbrek fonksiyonlarını bozacağı tespiti yapıldı. Tabi bunlar ciddi belirtiler ve ciddi semptomlardır. Kerem Solhan da tedaviyi reddettiği için bu risk giderilmiş durumda değil. Ve yerine dönerek eylemin devam ediyor.
İke’nin durumu hayati risk teşkil ediyor
Eylemin 53. gününde eylem grubunda yer alan gazeteci Gülistan Çiya İke, hastaneye kaldırıldı. İke’nin de ciddi bir kardiyak sorunu ortaya çıkmıştı. Tansiyonu çok düşüktü, nabzı çok yüksekti. Baş dönmeleri çok fazlalaşmıştı ve ayakta kalamıyordu. Konsantrasyon sorunu vardı. Bulanık görüyor ve kokuya karşı hassasiyeti aşırılaşmıştı. Nörolojik sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştı ayrıca.
Durum değerlendirmesi yaptık ve bu değerlendirme sonucunda İke‘nin hastaneye kaldırılması kararı aldık. Yaklaşık 5 saat hastanede kaldı ve yapılan kontroller sonucunda, tespit ettiğimiz komplikasyonlar hastane doktorları tarafından da tespit edildi ve tedavi önerildi. Bu tedavi önerisi eylemci tarafından reddedildiği için eylem yerine ambulansla geri getirildi.
Eylemcilerin genelinde ciddi semptomlar var
Eylemcilerin genelinde ciddi semptomların oluştuğunu belirten Dr. Gülşen tüm eylemcilerde baş ağrısı, mide bulantısı, göğüs ağrıları, ciddi eklem ve kemik ağrıları, düşük tansiyon, yüksek nabız, aritmi denilen kalp ritmi bozukluğu, nörolojik sorunları -ki bu genellikle kas ağrıları ve sinir ağrılarına yol açıyor- ciddi boyutlarda olduğunu kaydetti.
Eylemciler yataklarından kalktıklarında, baş dönmelerinden dolayı düşme tehlikesi yaşadıklarını belirten Dr. Gülşen, o nedenle çoğu eylemciyi yatağa bağlı tuttuklarını söyledi.
Fransa Sağlık Bakanlığı da tehlikelere işaret etti
Dünya Sağlık Örgütüne, Sınır Tanımayan Doktorlara ve Fransa Sağlık Bakanlığına eylemcilerin durumlarını inceleme çağrısında bulunduklarını belirten Dr. Gülşen, Fransa Sağlık Bakanlığından bir heyetin eylemcilerin sağlık durumlarını yerinde incelediklerini belirterek şunları kaydetti: „Çağrımıza cevap olarak, Fransız Sağlık Bakanlığı ve Strasbourg valiliğine bağlı bir sağlık ekibi eylem yerine gelerek, eylemcileri sağlık kontrolünden geçirdi. Valiliğin denetiminde olan bu sağlık kuruluşu, eylem yerine geldiklerin ilk olarak bizden şu ana kadar eylemcilerin sağlık durumlarıyla ilgili tuttuğumuz günlük ve haftalık raporları istediler. Eylemcilerin sağlık sorunlarını anlattık ve günlük; tuz, şekerli su ve B1 vitamini verdiğimizi belirttik. Hekimler olarak bizim bir karar vermemizin mümkün olmadığını da aktardık. Birkaç eylemci kontrolleri bile istemediler. Diğer eylemciler, sadece sağlık taraması yapılmasına izin verdiler. Bu sağlık ekibi yaptıkları kontroller sonucunda, raporlarımızda belirttiğimiz komplikasyonları kendileri de teyit etti.
Bir iki eylemcinin acil tedavi edilmesini söylediler ve hastaneye götürme talebinde bulundular. Özellikle, Yüksel Koç‘un acilen tedavi altına alınması gerektiğini vurguladılar. Yüksel Koç’un, ciddi şekilde zayıfladığını, ayakta duramadığını, konuşmakta zorlandığı tespitinde bulundular. Yüksel Koç, sağlık ekibinin bu talebini reddederek eylemine devam edeceğini belirtti. Koç sağlık ekibine, amaçlarının olduğunu, amaçlarının gerçekleşmesini istediklerini ve kendilerinden yetkileri oranında gittikleri heryere eylemlerini duyurmalarını istedi. Herhangi bir can kaybı yaşanmadan taleplerinin karşılanması konusunda kendilerine düşeni yapmalarını istedi ve eylemin ancak bu şekilde sonlanabileceğini dile getirdi.”
Ziyaretçiler oldukça derinden etkileniyorlar
Eylemcilerin gün gün erimelerini ve Avrupa‘nın merkezinde gerçekleşen bu eyleme karşı hem Avrupa halklarının hem de kurumlarının sessizliğini endişe ile izliyoruz. Buraya gelen ziyaretçileri dikkate aldığımızda, sokakta yapılan eylemleri dikkate aldığımızda, eylemcilerin sağlığında gelişen en ufak olumsuzluğa karşı verilen tepki ortada. İster istemez şu aklımıza geliyor:
Eylemcilerin sağlık durumlarındaki olumsuz duruma Kürt halkı bu tepkiyi veriyorsa, herhangi bir ölüm yaşanması durumunda Kürt halkının vereceği tepkiyi tahmin edemiyorum. Yani verilecek tepkiden açıkcası tedirgin oluyorum. Çünkü, durumun çığırından çıkacağını düşünüyorum. Bakın ben doktorum, siyasetçi değilim. Fakat bir gözlemim var. Ziyarete gelenler, eylemcileri gördüklerinde ağlıyor. Sinirleri geriliyor.
Toplumsal tepkiyi düşünemiyorum
Buradaki her eylemcinin ailesi var. Bir çoğunun çocukları var. Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, burada yaşanabilecek bir ölüm durumunun ortaya çıkaracağı toplumsal tepkinin boyutunu, düşünemiyorum.
Çözümü çok basit olan bir durum var. Karşılanabilir bir talep söz konusudur. Buraya gelen ziyaretçilere de bunu söylüyoruz. Bu talebin yerine getirilmesini ve bu arkadaşların yaşamını sağlamak zorundayız. Mesela, Avrupa Parlamentosu‘na dilekçeler yazılabilinir, randevular alınıp görüşebilinir. AP‘ye baskı uygulamanın birçok demokratik eylem biçimi var. Bu baskı ile Avrupa kurumlarına şunu demek zorundayız, “Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmeyi sağlayın.”
Bu çok zor bir şey değil, yapılacak işler bellidir. Fakat bu güne kadar bu işler ciddi şekilde yapılmadı. Bazı girişimler, eylemler var ama bu yeterli düzeye ulaşmadı. Günler geçiyor ve ortada insanların hayatı söz konusu. Buradaki eylem 60. günlerine girmek üzere. Leyla Güven, Nasır Yağız, cezaevlerindeki siyasi tutsaklar ve birçok yerde devam eden eylem, eylemciler açısında kritik aşamaya ulaşmış durumda.
Ne yapacaksak şimdi yapmalıyız
Eylemcilerin ortaya çıkan sorunlarını herkes biliyor. Biz doktorlar sürekli eylemcilerin durumlarını kamuoyuna duyuruyoruz. Basın her gün yer veriyor eylemcilerin durumlarına. Ne zaman devreye girilecek, insanlar öldükten sonra mı? Bu insanlardan birisi öldükten sonra ortaya çıkacakları kimse kontrol edemez. Bir takım şeyleri zamanında yaparsak değerlidir. Bir ölüm gerçekleştiği anda yapacağımız hiç bir şeyin anlamı kalmaz. Yapacak çok şey var ve hemen yapmak zorundayız. Seyirci kalmak, olabilecek ölümleri onaylamak olacaktır. Hepimiz bundan eminiz ki kimse bu arkadaşların ölümüne dayanamayacaktır. O zaman elimizi çabuk tutmalıyız, yapılacak şeyi şimdi yapmalıyız.