Birden

Uçakların geldiğini gördü
Çok alçaktan uçuyorlardı.
Ne oluyor diye düşündü
Bunlar ne yapıyorlar tepemizde diye düşündü ki
Bir ışık yayılmaya başladı
Mavi, beyaz, kırmızı bir ışık
Birden köyü canlandı gözünde
Bir düğündeydi,
Etraf ışıklar içindeydi mavi kırmızı ışıklar
Oynuyor eğleniyorlardı insanlar
Kenardan seyrettiğini anımsadı
Nasılda keyifliydi herkes
Gelin halayda
Damat halaydaydı
O
Kenarda bir yerden izliyordu oynayanları
Mutluydu,
Damat arkadaşı
Gelin akrabasıydı
Utanır, çok oynayamazdı düğünlerde
Sonra gelip elinden tuttuklarını
Zorla oyuna çektiklerini hatırladı.
Oynarken havalara yükseliyorlardı ya
İşte tam da öyle havada hisseti kendisini
Ama bu kez niye bu kadar yüksekteydi
Çok çok fazla yüksekte...
Bir kolunun olmadığını hissetti
Neredeydi kolu?
Nereye gitmişti, şaka mıydı bu?
Kafası ya kafası?
Kafası bedeniyle beraber değildi
Başka bir yere gidiyordu,
ayrılmıştı sanki bedeninden
Daha geçen hafta top oynadığı otlağı hatırladı
Hayal gördüğünü düşündü
Bu bedeninden ayrılmış
giden kafası mıydı gerçekten
Nereye gidiyordu?
Niye gidiyordu?
Sonra yavaş yavaş kaybolmaya başladı ışıklar
Gözleri karardı
Karardı ortalık
Her şey kara
Kapkara oldu...
Ait olduğu bedenden ayrılmış bir kafa
Yere düştü...
Ait olduğu bedenden ayrılmış bir kol
Epeyce uzakta
Başka bir bedene ait parçalarla buluştu...
Havada
Sağa
Sola
Öne
Arkaya
Et ve kemik parçaları uçuşuyordu
Bir insana ait parçalar
Parça parça olmuş bir katırın yanına düştü
Öbür katır bacağını yitirmiş,
Acıya bürünmüş inliyordu...
...
Beyazı pek olmaz zaten buralarda
Karası da çok çabuk ulaşır
Yine öyle oldu yine anında ulaştı
bu yeni kara haber de köye
Koştu köylüler biraz önce uçakların gittiği yöne
Gittiler gitmesine ya
Gelmeyeydik dediler
Görmeseydik keşke
İnsanın insana
İnsan olanın insan soyuna
yapabileceği şey değildi gördükleri...
...
Ve birden bir kadın çığlığı duyuldu köyde
Çığlık ki bir tek o kadının duyduğu
Yankı yaptı ses yayıldı tüm ülkeye
Ama sade o kadın duydu gene de
Cılızdı sesim dedi...
Gitme dedim
Gitme!
Çayın buğusu kapladı odayı
Duvar döküldü gözüm gibi...
Gitme dedim
Gitme!
Duyulmadı, duymadı. Cılızdı sesim...
"Mecburum" dedi
Sakince...
"Gitmezsem, beyaza çalarken kış
ya üşürse çoluk çocuk"
Dedi
Yavaşça...
Ayağının altından kayacak toprağın
soğuğu işlemesin diye
Yüreğine giydi yün çoraplarını
Öptü beşikteki umudu
Kokladı
Döndü
Yüzüme, kendi coğrafyasına baktı.
Sevdiğini söyler gibi gözlerinin karasında...
Çıktı ve gitti...
...
Tam o sıra bir başka Roboskî evinin damından
Bir başka kadın çığlığı yükselmeye başladı
Başında kara yazma
Kara talihli
Bir ana sesiydi bu
Yüreği yangın yeri bir ana sesi
Bütün dillerde anlaşılan bir ağıt
yakmaya başladı
Lavo lawooooo
Aaax lawo, ez qurbanım lawo
Ez qurbanım lawo…
Axxx lavo lavoooo, aaaxxx lawooo lawoooo...
Çığlığı gitti karşıdaki dağlara çarptı
Dağlardan üç el kalaşnikof sesi yükseldi
Ses köyden duyuldu.
Ananın mesajının yankısıydı bu...

* N.Salaz'ın yakında çıkacak olan "Roboskî'ye Ağıt' kitabından bir bölüm...