Erdoğan, Dolmabahçe açıklamasına ilişkin önce sarfetmiş olduğu sözlerinin tersine, Newroz öncesinden başlayarak müzakere sürecinin demokratik yönde gelişmesine karşı çıkış yaptı. Devam ediyor.Adeta 2011 seçimlerinde Oslo görüşme masasını devirmesinin benzeri bir tavır takınıyor.
Neden?
Erdoğan’ın ideolojik ‘fıtratında’ ezilenlere ve işçi sınıfına özgürlüğe yer yok. Ama yalnızca ideolojik yapısı nedeniyle değil, açgözlü burjuva olması ve iktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürme gericiliği nedeniyle de demokratik özgürlüklere tahammülü yok.
Erdoğan, bu nedenle sürecin kendi hakimiyetinde ve antidemokratik atmosferde geçmesini, en az hakla Kürt Özgürlük Hareketi’nin boyun eğmesini istiyor ve sahada kazandığını masada kaybettirmeyi amaçlıyor. Başka ifadeyle; halkların ve ezilenlerin demokratik özlemlerinin çiçek açtığı bir gelişme olasılığını kendi diktatörlüğü için bir kabus olarak görüyor.
Dahası, yalnızca Kuzey’de değil, Kürt halkımızın diğer parçalarda yayılan demokratik devrimci mücadelesini, tasarladığı mezhepçi gerici bölge egemenliği ve yayılmacı Neo Osmanlıcılığı için güçlü bir engel görüyor.
Yemen’e çürümüş Suudi monarşisi liderliğinde Arap ülkeleri kral, emir ve diktatörlerinin savaş saldırısını büyük sevinçle desteklemesinden de bunu okumak mümkün. Rojava Devrimi’ne faşist DAİŞ’i yeniden yeniden saldırtarak ezmek istemesinden de bu okunabilir.
Erdoğan’ı çözüm sürecine oturmak zorunda bırakan tayin edici etken Kürt Özgürlük Hareketi’nin direnişçiliği ve halkın desteğini almış olmasıydı. Şimdi bu gerçek bir kez daha üstelik Erdoğan’ın demokratik barış düşmanı hamlesiyle kanıtlanıyor.
Peki Erdoğan-Özel ikilisi yeniden kirli savaşı tırmandırmayı deneyebilir mi?
Denemek isteyebilir, buna niyeti var. Ama başarılı olamayacağı, şimdiye değin Erdoğan-Büyükanıt, Erdoğan-Özel (2011-2012) şefliğindeki kirli savaşı tırmandırmalarında görüldü. Srilankavari imha hareketini denediler fakat devrimci halk savaşıyla karşılık gördüler.
Erdoğan ve Davutoğlu’nun Neo Osmanlıcı Suriye işgaliyle Rojava Kürtleri ve öncüsünü ezme planı da boşa düşmüş, karşısında devrimin zaferini bulmuştu. Son koz olarak DAİŞ çetesini Rojava’ya saldırtma kalmıştı. Ağır bedeller karşılığında Rojava Devrimi yalnızca DAİŞ’i değil, onu yönelten ve eğitip silahlandıran Erdoğan’ı da yenmişti. Bunu en duyarlıca anlayan Kürt halkımızın gençliği oldu. 6-8 Ekim serhildanıyla yanıt verdi. Erdoğan’ın intikamı 40’a yakın canımızı katletmek oldu.
Erdoğan biraz da bu kirli topyekün savaş saldırganlıklarında yenilgisinin intikamını almak için yeniden savaş davulunu çalabilir.
Başarır mı?
Başaramayacağı önceki denemelerinden açığa çıkmış durumda.
Kan dökmeyi, iktidarını koruma uğruna göze alabilir. Devletin ‘’Güvenlik Paketi’’ni yasalaştırarak faşizmi tırmandırma çabası, müzakere masasını tekmeleyebileceğinin ön işaretiydi. Şimdi kanlı serüvene gidebilir ama altında kalacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Anlaşılan, Erdoğan, Gezi ayaklanmasına karşı şiddet ve iç çatlağı onarmak için tek adam diktatörlüğünü oynayarak kazandığı Pirus zaferinden sarhoşa dönmüş. Hesaplamadığı Kürt özgürlük hareketinin kitlesinin üç temel biçimiyle örgütlü olduğu, 30 yıldır direnen hareketin, Kobanê ve Şengal direnişlerinden kazandığı özgüvenle, şimdi daha avantajlıyken direnişçiliğini daha başarılı sürdüreceği açıktır.
Buna şu gerçeği eklemek gerek: Bizim cephemizden demokratik barış mücadelesi hamleleri, öncekilerden daha çok Türk halkımızın demokratik mücadelesinin büyümesine zemin hazırlamış, Gezi ayaklanması ve yaygınlaşan direnişler gerçekleşmiştir. Bu deneylerden geçen demokratik güçler, Kürt Özgürlük Hareketi’yle daha yakın olmaya başlamıştır. Bu gelişmenin beraberinde HDP’’nin seçim zaferini getirerek toplumsal desteğimizi genişleteceği de görülüyor. Sonuçta demokratik güçler değil Erdoğan yenilecektir.
Erdoğan’ın kirli savaşı tırmandırma hamlesinde yeni bir yenilgisinin onu tepetaklak edeceğini ise yüksek sesle dillendirebiliriz.
Buna rağmen Erdoğan kirli savaş kumarı oynuyorsa, iktidarını seçim kaldıracıyla koruyamayacağını, kitle desteğinin inişe geçtiğini, AKP içinde dalaşı kendi çizgisinde kontrol altına alarak durumu kurtarmaya çalıştığını gösteriyor.
Şovenizmi kullanarak ayakta duracağı konusunda her diktatör gibi yanılıyor.
Türk halkının geniş kesimleri -demokratiklik düzeyi tartışılsa da- savaştan yana değil.
Kürt Özgürlük Hareketi ve önderi sayın Öcalan, Türk halkının demokratik mücadelesini geliştirmeyi öngören politika izlemekle halktaki bu eğilimi güçlendirerek demokratik özgürlükler deklarasyonuyla ısrarla seslenerek ve bu yönde mücadele ederek, savaşta ısrar eden Erdoğan’ın tarihin çöp sepetine atrılmasını hızlandırıyor.
Seçimlerde HDP’nin başarı hamlesiyle, sonrası demokratik ve toplumsal hak talepleriyle direnişlerin yaygınlaştırılmasıyla, yalnızca Erdoğan’ı tarihin çöp sepetine atmakla kalmayacağız. Halklarımızın demokratik mücadelelerini güçlendirerek, devrimi hazırlamaya çok daha elverişli koşulları yakalayacağız.
Kızıldere’nin 42. yıldönümünde, Mahir ve ON’ların uğruna canverdikleri amaçları bize hızlanan bu devrimci görevlerimizi kararlılıkla gerçekleştirmemizi omuzlarımıza yüklüyor.