Devletin ve AKP Hükümeti’nin Kürtleri oyaladıklarını belirten Bayık, „bunların zihinlerinde imha var, bunun için taktik değiştiriyor ve görüşüyorlar“ diye de ekledi.
PKK lideri Öcalan’ın devlete 3 protokol sunduğunu söyleyen Bayık, protokollerin içeriği hakkında bilgi de verdi.
Buna göre; 1- Barış Konseyi kurulacak. Bu konsey barış çalışmaları yapacak. 2- Anayasa Konseyi kurulacak. Bu konsey de Kürt sorununa Anayasal çerçevede çözüm arayacak. 3- Güvenlik Komisyonu kurulacak. Bu komisyon ise operasyonların son bulması, çift taraflı ateşkesi sağlanması ve tutsakların serbest bırakılması için çalışacak.
Cemil Bayık, devletin şimdiye kadar yalnızca bir protokolü; Barış Konseyi’nin kurulacağına ilişkin protokolü kabul ettiğini ifade ederek, bütün protokollerin eş zamanlı olarak hayata geçirilmesini istedi.
Son günlerde neler oluyor, süreç nereye gidiyor diye soran herkese aslında bu açıklama net bir yanıt veriyor.
Sürecin neden sarsıldığını ve Silvan Olayı’nın neden patlak verdiğini anlamak için önce bu açıklamaya bakmak, ardından da biraz geriye gitmek gerekiyor.
Hatırlanacaktır; 19 Haziran günü PKK bir açıklama yapmış ve ‘devlet veya hükümet adına imha ve tasfiye değil, diyalog ve barışçıl yolların esas alınacağına ve operasyonların durdurulacağına dair kamuoyuna açık deklarasyon’ talep etmişti.
21 Haziran tarihinde yazdığım „PKK güvence bekliyor“ başlıklı yazımda konuyu işledim. „PKK, olabildiğince açık bir dille ve anlaşılır bir şekilde Türk devleti ve hükümetinden güvence istedi“ dedim.
Ayrıca, „devlet ateşkese rağmen Kürt gençlerini vahşice katletmekten vazgeçmeli, çift taraflı ateşkesi garanti etmelidir; Aksi durumda süreç çökecektir“ diye de ekledim.
Ne var ki ve ne yazık ki bu güvence verilmedi.
Hem de devletin kabul ettiği protokollere rağmen operasyonlar devam etti. Ayrıca tutuklu milletvekiller salıverilmedi ve Hatip Dicle’nin gasp edilen hakkı da iade edilmedi.
PKK bu duruma ‘taciz eylemleriyle’ tepki gösterdi. Dikkat edin; eylemsizliğe son vermedi ve genel bir saldırı konseptine geçmedi, sadece devletin oyalamacı tutumuna ve can yakan operasyonlara dikkat çekmek istedi.
Birkaç taciz, birkaç da yol kesme eylemi gerçekleştirdi.
Bu gerekli miydi, değil miydi tartışılır ama, bence siyasi profili gittikçe yükselen PKK’nin kendisini hissettirmesi ya da taleplerini hayata geçirmesi için bu türden eylemlere artık ihtiyacı yok.
Devletin saldırıları ve operasyonları buna yol açıyor ancak, PKK’nin de iki yıldır sabırla geliştirdiği ‘demokratik çözüm’ sürecini ilerletmesi gerekiyor.
Fakat PKK’nin kendisi başka bir yolun kalmadığını söylüyor.
PKK yöneticilerinden Mustafa Karasu, gazetemiz Yeni Özgür Politika’da, „gerillayı öldürmeye giden asker direnişle karşılaşıp ölünce kıyamet koparılıyor“ diye yazıyor ve gerilla ölümlerinin onlar için „hiçbir anlam taşımadığına“ dikkat çekiyor.
„Bu kafayla Kürt sorunu çözülemeyeceğin“ de altını çiziyor ve „çift taraflı ateşkes şart hale gelmiştir, bu olmadan ne demokratik çözüm için yol alınır ne de barış sağlanır“ diyor.
Bütün mesele burada yatıyor. Çünkü, Kürt sorunun çözüm yolunda ilerleyebilmesi için, herşeyden ama herşeyden önce ölümlerin durması gerekiyor. Bunun da yolu karşılıklı kalıcı ateşkesten geçiyor.
Fakat Türk devleti buna yanaşmıyor. Aksine Başbakan Erdoğan, ‘silah bırakma’ şartını getiriyor ve açık bir biçimde savaşa devam mesajı veriyor.
Ne ki, savaşın yeniden başlaması, çatışmaların yayılması ve köprülerin atılması da mümkün görünmüyor.
Ortada ciddi bir kriz var. Bu da ancak devletin dayatmadan vazgeçmesi ve çift taraflı ateşkesi kabul etmesiyle aşılacağa benziyor.
Devlet ya dayatmadan vazgeçecek ve ateşkesi çift taraflı hale gelecektir ya da sınır ötesi operasyon da dahil, içeride ve dışarıda çatışma sürecine girilecektir.
Yeni can kayıpları da son olayların da gösterdiği gibi kaçınılmaz olarak ‘Türk-Kürt boğazlaşmasını‘ beraberinde getirecektir.
Ancak, bunu göze almak iki taraf için de kolay değildir.
Evet, Silvan Olayı’nın bir dönüm noktası olduğu ve devletin toplumu sarmış ırkçı-faşit zihniyeti tetiklediği görülmektedir ama, herşeyi ‘sil baştan’ yapmak da pek mümkün değildir.
Devlet, Kürt tarafı üzerindeki baskıyı arttırmak ve böylece karşı tarafa geri adım attırmak istemektedir. Bunu başaramaması halinde Bayık’ın sözünü ettiği protokolleri hayata geçireceğini beklemek çok da yanlış değildir.
Bu süreçte Kürtler açısından hata yapmamak kadar dik durmak da önemlidir. Kaldı ki İmralı görüşmelerinden somut bir sonuç çıkmasının da zamanı gelmiştir.
Zaten sürecin ne yöne evrileceği sorusuna da oradan gelecek mesajlardan sonra net bir yanıt verilebilecektir.