
Suriye, kültürel olarak çeşitli bir ülkedir. Batıda Alevi çoğunluk yaşar. Güneybatı da Dürzi ve Hıristiyanlar, doğu ve güneydoğu da Sünni Araplar çoğunluktadır. Kuzeyde ise çoğunluğu Kürtler oluştursa da orta kesimde Arap, Çeçen, Türkmen ve Asuriler de yaşamakta.
Kürtler de kendi aralarında farklılık gösterir. Qamişlo, Arap, Asuri ve diğerleriyle iç içe olan bir çevredir. Kobanê, genel olarak fakir Kürtlerden oluşur ve homojen bir yerdir. El Bab ya da Şehba bölgesinde de çoğunluk Kürtlerden oluşur.
Efrîn ise Rojava’nın siyasal/ideolojik katalizatörü konumundadır. Yani, askeri ve ideolojik perspektifler oradan gelir. Etnik ve ideolojik bakımından homojen bir yerdir. Hatırlanacağı gibi Öcalan 20 yılla yakın Efrîn’de yaşamıştı.
Ciwan Haco’un, ‘Evin Xweş e dermanê dila (Gönüllerin dermanı ‘sevda’ hoştur) şarkısı, ‘Efrîn xweş e Dermanê dila’, (Gönüllerin dermanı ‘Efrîn’ hoştur) olarak söylenmesi bu anlamda ilginçti.
Ambargoya rağmen sabun ve çeşitli tahıl ürünlerini üretip çevreye satması da Efrîn’deki ideolojik inadın başka bir belirtisi.
Hatırlanacağı gibi, 2012’de Efrîn’de hakimiyeti sağlayan Kürtler, 2014 yılı Ocak ayında kanton ilan etmişti.
O günden beridir ‘güvenli’ bölge olmasından dolayı Halep sanayisinin çoğu Efrîn’e taşındı.
Yani Efrîn, krizle birlikte demografisi ve çehresi değişen bir kent ve merkezi çatışma görmedi. Ekonomisi tarıma dayalı, keşfedilmiş petrol/gaz rezervi yok. İki binlerde nüfusu 400 bin civarında olan Efrîn, Suriye savaşından sonra bir milyonu geçti.
Nüfusun yüzde 75’i Kürt’tür. Yüzde 24’ü Arap yüzde 1’i ise diğerleridir. Yani Türkmen hemen hemen hiç yok.
Efrîn üzerindeki hesaplar
Bilindiği üzere, Rusya, epeydir Türkiye’yi Kürtlere karşı öcü/koz olarak kullanmaktadır. 26 Ağustos 2015’te Türkiye’nin Cerablus’a, 24 Şubat 2017’de ise El Bab’a girmesini sağladı veya girmesine göz yumdu.
Son zamanlarda Rusya’nın benzer bir şekilde, Türkiye’yi Efrîn’e sokmasa da, onunla Kürtleri korkutmaya çalıştığı gözlenmektedir. Bununla Rusya’nın, Kürtleri zayıflatma, kendine bağlama, Esad’a mecbur etme ve en önemlisi Kürt nefretini kullanarak, Türkiye’yi ABD karşıtı cepheye çekme gibi amaçları olabilir.
Yakın tarihte Rojavalı bir yetkilinin ‘Rusya bize Türkiye’yi öcü olarak gösteriyor, Türkiye de Rusya’yı…’ açıklaması bunun göstergesi.
Gerçi, düne kadar Esad’lı bir çözüme yanaşmayan, şimdi ise İran, Esad ve Rusya’yı Kürtler karşısında ortak tavır almaya davet eden Türkiye durumdan rahatsız değil.
Çünkü Türkiye, Rusya ile yaptığı el Bab-Halep alışverişini Efrîn-İdlib olarak tazelemek istiyor. Zaten konjünktürel olarak Türkiye’nin Suriye-Rusya-İran rotasına sürüklendiği gözlemlenebilir.
Yani, Kürtleri durduramayacağını varsayan Türkiye Efrîn’e baskıyı artırarak Kürtleri Esad’a itmeyi amaçlıyor. Son çare olarak ancak, Esad’ın Kürtleri durdurabileceğini hesaplıyor.
Buna istinaden, şu aralar, Türkiye’nin Efrîn’e gireceği konuşuluyor. Doğrusu bu, düşük bir olasılıktır. Bunun, Kürtlerin Esad’a yanaşması için psikolojik bir baskı olduğu ve Rusya-İran’ın da haberdar olduğu söylenebilir.
Zaten Türkiye’nin Efrîn’e girmesi Amerika ve Rusya’ya rağmen zor. Amerika SDG’ye, Rusya ise rejime dayanarak Suriye’dedir. SDG’nin zayıflatılması, Suriye’de Amerika’nın zayıflatılmasıdır. ABD’nin buna müsaade etme olasılığı zayıf.
Türkiye’nin ABD karşıtı cepheye sürüklenmesine karşılık olarak Trump’ın, ÖSO’ya desteği kesmeyi planlaması, İdlib’te Türkiye destekli ÖSO’cuların Nursa ile sindirilmeye başlanması, Heşdi Şabi’nin Türkiye’nin Musul/Başika’da eğittiği Heşdi Watani ile Musul’da çatışmaya başlaması bunun erken belirtileri olarak algılanabilir.
Ayrıca, İran ve Esad’ın, Türkiye’nin Suriye’den toprak koparmasını kabul etmesi olası değildir. Her şeyden önemlisi, SDG’nin izni olmadan TSK’nin SDG alanlarında barınması zor.
Türkiye’nin Efrîn’e girmesi Rojavalı Kürtlerle uzun soluklu bir gerilla/vur kaç savaşı başlatma anlamına gelir. Geniş bir alan zırhlı araçlar içinde kalarak sonsuza dek kontrol edilemez. Dünya kamuoyunun tepkisini de hesaba katmalı.
Türkiye ne amaçlıyor?
Efrîn, Rojavalı Kürtler için Akdeniz’e açılacak kapı. Efrîn elde tutulursa Kürtlerin Akdeniz’e ulaşma projesi gerçekleşebilir. Türkiye de bunun farkında.
Türkiye, Efrîn-Kobanê’nin birleşmesini ‘Kürt koridoru’ projesinin en önemli ayağı olarak görüyor ve bunu engellemeye çalışıyor. İlk akla gelen ise operasyon.
Türk yetkilileri Efrîn’de PKK’ye fazla katılım olduğunu, Efrîn’e yapılacak olası operasyon amacının PKK personel kaynağını bitirmek ve Amanos dağlarını güvenceye almak olduğunu söylüyor.
Buna göre, PKK’ye son dönemde en geniş katılımın olduğu (iddia edilen) Efrîn çevresinde kontrolün sağlanması gerektiğini dile getiriyorlar. Türk medyasının servis ettiği haber ve yorumlar da bu yönde.
Fakat Türkiye’nin İdlib’e olası müdahalenin önüne geçmeyi amaçladığını ve ‘Kürt Koridoru’nu ‘Türkmen Kemeri’ ile kesmek istediğini tahmin etmek zor değil.
Çünkü Türkiye, Reqa’dan sonra sıranın İdlib’e gelmesinden ve Kürtlerin Akdeniz’e açılmaya çalışacağından çekiniyor. Kürtler zaten İdlib/Akdeniz’e yönelme hedeflerini saklamıyor.
Dolayısıyla Türkiye, El Bab ile kesildiğini düşündüğü Kürt Koridoru’nun ebediyen engellenmesini istiyor. Bu anlamda Efrîn kilit rolde.
Türkiye, yapmak istediği olası operasyonla Tel Rifat ve Minak Havaalanı’nı alarak Azez’den İdlib’e yol açmak, Efrîn-Kobanê kantonlarını birleştirme olasılığını zorlaştırmak, Kilis’in altından Hatay’a kadar uzanan geniş bir alanı ÖSO kontrolüne vererek ‘Türkmen Kemeri’ni oluşturmak istiyor.
Fakat bu planın gerçekleşme olasılığını yukarıda yazıldığı için tekrar yazmanın gereği yok.