
7 Haziran seçimlerinde AKP tekbaşına hükümet kurma çoğunluğunu yetirince, Cumhurbaşkanı başkan olamadı ve bildiğiniz gibi “Ülkede rejim değişmiştir” diyerek darbe yaptı. Yapılan seçimi tanımadı. Ülkeyi 1 Kasım'da seçime götürüyor. Bu yetmiyormuş gibi, Kürtlere topyekün savaş açtı.
Mecliste bulunan dört parti seçim beyannamelerini yayınladılar. Oy almak için seçim çevrelerine tekrar gidip oy isteyecekler. HDP çoğunlukla Kürt bölgesinde oy aldı. Şimdi orda sokağa çıkma yasağı var. "Yasalar her partiye eşit olanaklar sağlar" derler. Bu eşit olanağı sağlayacak da iktidar partisidir!
HDP seçim bildirgesinde, İnadına barış, inadına birlikte özgür vatanda HDP diyor.
Ülkede olup bitenleri irdeleyerek neden HDP konusuna bakalım:
Her ülke nüfusunun yarısı kadındır. Bir ülkede kadın, o ülkenin her alanında ülke yaşamında görev alıp katkı sunmuyorsa, o ülke geri kalmaya mahkumdur. Ülkemizde kadın geri plana itilmiş, köle ve çocuk üreticisi durumuna sokulmuştur.
HDP, bir kadın partisidir. Eşbaşkanlık sisteminin getirilmesiyle 76 kadın il başkanı olarak görev aldı. Keza 256 kadın milletvekili adayı ve çoğu seçilecek sıralardan. HDP, kadın erkek ayırımını yapmıyor. Kadın erkek eşitliğini sözde değil, özde görüp yaşama uyguluyor. Kadınları eşit birey olarak görüyor. Bu nedenle inadına HDP diyoruz.
HDP, kadınlara “Fıtratınızda kocanızdan dayak yemek vardır” diyerek kadınları aşağılamıyor. Kadınlar bir haksızlığı dile getirdiklerinde, “Sen kadınsın haddini bil” diyerek kadınları aşağılamıyor. HDP diyor ki, "Hakaret etmemek koşuluyla her türlü eleştiri ve beyanatta bulunabilirsin".
7 Haziran seçiminden önce, barış süreci devam ediyordu. Kuzey Kürdistan'da üç yıl boyunca evlere cenaze gelmedi. Yaralar kabuk bağlamaya başlamak üzereydi. Bir Dolmabahçe mutabakatı taraflarca imzalanmıştı ve kamuoyuna deklare de edilmişti. Nihayi barış için önemli bir adım atılmıştı. Erdoğan, 7 Haziran seçimleri sonucunda başkan olmayınca, barış masasını devirdi. Kürtlere karşı topyekün bir savaş başlattı. “Bana 400 milletvekili verseydiniz bunlar olmazdı” dedi. O günden bugüne Kürdistan'da sokağa çıkma yasakları devam ediyor. Mahalleler tanklarla yıkılıyor. Evler ağır silahlarla vuruluyor. Minarelerde konumlanan keskin nişancılar tarafında dışarı çıkan çocuk da olsa öldürülüyor. Şu ana kadar yirminin üzerinde çocuk öldürüldü.
Kürdistan'da dört bin köy adeta haritadan silinmiş. Üç milyonu aşkın Kürt darı misali metropollara ve yurt dışına sürülmüş. 20 bini aşkın kişi failimeçhul biçimde kaybedilmiş. 1992’de panzerin arkasında insanlar sürükleniyordu. Bugün de Şırnak’ta bir Kürt genci iple polis aracının arkasından sürükleniyor. Bu tablo ile bile Türkiye adım adım pratiğe koyduğu "ileri demokrasi" ilkeleriyle Avrupa Birliği'ne girebilir değil mi?
Neden HDP? Kürdistan'da her evden en az bir kişi cezaevinde, ya öldürülmüş veya işkence görmüştür. Buna rağmen HDP inadına barış diyor. Meclis'e 80 milletvekili ile girmiş HDP’nin eşbaşkanı ve hükümette görevli iki bakanı %90 oyla seçildikleri il ve ilçelere alınmadı. Buna rağmen HDP barış diyor. Hiçbir ana ağlamasın, çocuklar yetim kalmasın diye...
Cizre’de bir anne günlerce öldürülen çocuğunu kokmasın diye buzdolabında saklamak durumunda kalıyor, bir ihtiyar adam Kürt olduğu için ve bir genç sadece esmer olduğu için linç ediliyor, biri telefonda annesiyle Kürtçe konuştuğu için öldürülüyor ama tüm bunların son bulması için HDP yine de inadına barış diyor.
Ve bir kadın gerillanın cesedi soyulup ortalığa atılıyorsa, insanlığımızdan utanmamız gerekmez mi?
İktidar parti yöneticileri HDP’ye oy verenlerin hepsi bilmem nedir diyerek aşağılıyor. Buna karşın HDP parti genel başkanları inadına barış diyorlar.
HDP'de kadın, erkek, yaşlı, genç, Türk’ü Kürt’ü, Laz’ı, Çerkez’i, Arab’ı, Boşnak'ı, Alevi'si, Sünni'si her milleten, her inançtan herkes kendisi olarak meclise giriyor.. Hiçbiri başkasına üstünlük taşımadan, ortak payda olan barış için çalışacak. Akan kanın durması için çaba sarfedecekler. Yaraları saracaklar. İşte bunun için inadına HDP diyoruz.
Merhum Halk ozanı Aşık İhsani bir dizesinde der ki: “Sorumluyum ben çağımdan Düz ovamdan dik dağımdan Sömürgeciyi toprağımdan sürene dek yazacağım” der.
Çağın sorumluluğunu taşıyanlar olarak, bunun için inadına barış, inadına HDP diyoruz. Sizler de oy vermek için 1 Kasım'da sandık başına giderken bunları anımsayın, vicdanınızın sesini dinleyin ve bu savaş bitsin deyin. Anaların ağlamadığı, barış ortamının sağlandığı günler dileğiyle…