Dünyanın Sokakları


İnsan neden yurdunu terk eder? Geçen yıl Portekiz kıyılarında 700 kişinin yaşamını kaybettiği faciadan sonra, bu soru tekrar aklıma gelmişti. Yıllar önceydi. Almanya’da siyasi mültecilere tercümanlık yapan bir arkadaş anlatmıştı. “Mülteciyi ilk sorgulayan solcu ofis memuru Alman, sözde siyasi mültecinin kendisini örgütün bölge sorumlusu olarak tanıtıp, örgütün şefinin Marx olduğunu söylemesi üzerine gülmüştü. Hemen sonra müstehzi olarak, ‘Sence siyasi mülteci mi?’ diye sorduğunda ‘evet’ demişti arkadaş, ‘insan neden yurdunu terk eder?’“

Berlin duvarının yıkılışı sırasında duvardan sökülen tuğlalar, hatıra olarak dünyanın her tarafına yayıldığında, “duvar virüsü” dünyanın her tarafını sardı. İyi-kötü, yalan-gerçek sosyalizm hayali duvarla birlikte yıkılınca, geriye sadece batının refahına kaçmak kaldı. Bu kaçışı durdurmak için dünyanın her yerinde duvarlar yükselmeye başladı. Meksika-ABD sınırına duvarlar örüldü. Bu arada muasır ABD medeniyeti, yine de ucuz mülteci gücünden vazgeçemeyince, duvarların arasına fabrikalar inşa edildi. Sınırdan geçen Meksikalı işçiler ucuz ucuz çalışıp ülkelerine dönüyor. Türkiye-Yunanistan sınırına örülecek duvar ise ekonomik kriz nedeniyle, şimdilik duruyor. 

İspanya kıyılarına mülteci tekneleri girmesin diye kazıklar çakıldı. 700 kişinin yaşamını kaybettiği faciada insanları taşıyan bu tip tekneler, eskiden en azından bu kıyılara mültecileri çıkartabiliyorlardı. Avustralya kıyılarına timsahlar bırakılması teklif edildi, mültecilerin yüzerek ülkeye girmesini engellemek için. Sadece ülkeler arasında değil, kentler, mahalleler, siteler, plazalar duvarlarla ya da kamera hendekleriyle çevrili. Bu lanet olası dünyaya girebilmek için insan yurdunu neden terk eder?

Cetvellerle çizilmiş Afrika haritasına baktığınızda, Afrika’daki bütün çatışmaların, parçalanmış halkların, coğrafyanın eseri olduğu hemen anlaşılabilir. Kuraklığın ve kıtlığın temel nedeni de doğal yaşamın akışını engelleyen sınırlardır. Afrika’nın kuraklık alanlarının daha çok sınır bölgelerinde olması tesadüf değildir. Aynı zamanda sadece köle ticaretinin, sömürgeciliğin geçmişte kalmış izleri değildir bunlar. Bugün de elmas, altın, petrol, kömür ve aklınıza ne geliyorsa her türlü hammadde kaynaklarının talanının savaşlarının sonucudur hepsi. Son zamanların savaşlarının, Hutu’lar ve Tutsi’ler arasındaki katliamların, Somali trajedisinin arkasında, obez endüstrisine kaynak bulmak isteyen Çin ile bu kaynakları elinden kaybetmek istemeyen, başta Fransa olmak üzere mülteci olarak sığınılan batı olduğu unutulmamalı. Mesela birçok katliamın nedeninin her fırsatta değiştirdiğimiz cep telefonlarında, bilgisayarlarda kullanılan bir hammadde savaşı olduğunu biliyor musunuz?

İşin garibi köle ticareti sırasında kendi ormanlarından, köylerinden zorla kaçırılıp gemilere doldurulup ABD’ye, batıya kaçırılarak köleleştirilen insanların bu zulümden kaçabilmiş torunlarının, kendilerinin, son paralarını ödeyerek, güçlükle ve büyük tehlikeler atlatarak o ülkelere gitmek istemeleridir. Bu yüzden “insan yurdunu niye terk eder?” diye sormadan, duvarlar ve denize çakılmış kazıklarla durdurulmaya çalışılan mülteciler, merhamet ve vicdan meselesi değil, doğrudan sistemin kendisidir. Bu yüzden sınırlar, pasaportlar, vizeler, geçiş izinleri katilin cinayet aletlerinden başka bir şey değil.

Ve hayatımın bütün amacı; Bu devletleri yıkıp, yerine dutluk yapmaktan başka bir şey değil…