Devlet ise bunu engellemek için birkaç koldan saldırı dalgası başlattı. Tayyip Erdoğan eliyle HDP’yi kriminalize eden bir yaklaşım, Türk ırkçılarına saldırı davetiyesi çıkartıyor. Ama bu nafile bir çaba. HDP çizgisi er ya da geç Türkiye halklarını kapsayan merkez bir siyaset olacak.
İkinci cephede CHP ve MHP çizgisinin saldırganlığı var. Bunlar da yine ırkçıları HDP’ye karşı harekete geçiriyor. Hem de sol ulusalcı çizgideki CHP bekçilerini. CHP’den nemalanan ve Alevileri, yoksul varoş gençlerine devletin politikasına çeken bu gruplar da HDP’den rahatsız. Çünkü Aleviler, yoksullar HDP ile kendi temsillerini bulursa bu CHP bekçileri de işsiz kalacak.
Bir de düşünün Tayyip Erdoğan olursa, bu yetkileri kendi elinde toplayacağı gibi, başka alanlara da el atacak. Tekçi, totaliter politikalarını kendi belirlediği bakanlar aracılığı ile yapacak. Yani Türkiye’de değişimin yönü totaliter bir rejime evirilecek. Türkiye geleceksizliğin içine çekilecek.
Düşünün Ekmeleddin İhsanoğlu seçilirse de aynı şeyler olacak. Çünkü, İhsanoğlu, Tayyip Erdoğan’ın yumuşatılmış hali ile işleri yürütmek isteyecek. Yani Abdullah Gül ile Necdet Sezer’in karma yapısı olacak. Bu da sürekli kriz üretimi demek olacak. Ama zaten İhsanoğlu’nun seçilme şansı hiç yok denecek kadar az.
Ama eğer Demirtaş, seçilirse, düşünün kü Türkiye’nin temsili özgürlükçü, değişimden, adaletten barıştan yana bir isim olacak. Bakın bir-iki temel örnek bile Demirtaş’ın Türkiye halkları için önemini ortaya koymaya yetiyor.
Bir kere Selahattin Demirtaş kendi öz kimliği ile halkların ortak yaşamını ifade eden siyasal ilkelere sahip. Soma ve Roboskî’nin acısını sahici ve derinden hissediyor. Kürdistanî olduğu kadar Anadolu halklarının da özelliklerini karakterize ediyor.
Rize’de bir emekli öğretmeni polis-ırkçı işbirliğine ve linçlerine karşı tek başına sokağa çıkıp, Demirtaş’a destek için stand kurabiliyor. Linç edilmek istiyor ama yine de direngenliğini sürdürüyor. Ve diyor ki “Demirtaş radikal demokrasiyi savunuyor, demokratik ulus perspektifine sahip. Demokrasi istemekle olmaz, bedel ödemek lazım” Karadenizli yiğit emekli öğretmenin cesaretini paylaşan Aleviler var. Avrupa’da İstanbul’da Demirtaş’ı gönülden destekliyorlar. Seçim şarkıları, afişleri ve klipleri yayınlıyorlar. Yardım topluyorlar.
Ama bunu hazmedemeyenler var. Dikkat edin Rize’de polis ve Türk ırkçılığı yapanlar HDP’lilere saldırıyor. Aynı şekilde İstanbul’da Alevi semtinde bazı gruplar. İnsan tanımlamak istemiyor ama iki saldırgan grubun buluştuğu siyasi zemin dikkat çekici.
Birisinde Tayyip Erdoğan’ın ırkçı çağrısı var. Diğerinde Türk ırkçıları ve Alevi düşmanlığı yapan MHP-BBP ile ile işbirliği içinde olan CHP’nin destekçileri var. Öyle kendilerine “parti/cephe” ismi vermeleri gerçeği değiştirmiyor. İki grup da Türk devletinin yumuşak ve sert statükosunu temsil eden siyaseti savunuyor. Bunun için de halkta özgürlükçü/devrimci bir çizginin gelişmesini istemiyor.
Ama bu beyhude çabalan Selahattin Demirtaş’ın temsil ettiği çizginin Türkiye halklarına nüfuz etmesini engelleyemeyecek. Kürdistan Özgürlük Hareketinin 40 yıllık tecrübesi Kürt halkını nasıl serhildan ve zafer halkı haline getirdiyse, şimdi de Türkiye halklarına da bu misyonu yerine getirecektir.
Neden Selahattin Demirtaş?
10 Ağustos’ta Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. Seçimler iki turlu. Türkiye’de ilk kez böylesi bir seçim gerçekleştiriyor. Adayı partiler belirliyor, ama seçmen sandığa gidip seçiyor. Yani yerel ve genel seçimlere bir yönü ile benzemiyor. Partiler yok, adalar ise sadece 3 kişi… Ama iki çizgi yarışıyor. Ve Selahattin Demirtaş’ın çizgisi Türkiye toplumunun değişim çizgisi haline gelmiş durumda.