Kininizin davacısı olun diyeli beri, arkasına başbakanını alanlar göğüslerini gere gere göstermeye başladılar nefretlerini. Olaylar birbiri peşi sıra geldi.
Nefretin yolu, 94. kurtuluş kutlamalarında Bayburt’a ve Hocalı mitinginde İstanbul’un orta yeri Taksim’e çıktı.
Ermenilere ve Ermenilerin acılarına sahip çıkanlara „Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” diye küfredildi. „Bir gece ansızın gelebiliriz”, „Kana kan, intikam“ diye tehditler yağdırıldı. Hrant’ın katilleri yüceltildi. „Hepimiz Samast’ız” diyenlerden her biri bir katile dönüşmesinin an meselesi olduğunu gösterdi. Ve İçişleri Bakanı Naim Şahin bu korkunç tabloyu, sevgi hali olarak değerlendirdi.
Ardından İHD İstanbul Şubesi’ne mail gönderen bir kişi, söz konusu mitingde yaşananlara tepki gösteren insan hakları savunucularına, bu toprakların altınını da üstünü de çok gördüğünü yazdı.
Nefretin yolu, Adıyaman’da Alevilere çıktı.
Sadece evleri işaretlenenler değil Malatya, Maraş, Sivas katliamlarını hatırlayan tüm Aleviler arasında endişe yaratan bu olay valilik tarafından da doğrulanmış, araştırılıyormuş!?
Nefretin yolu, Adana Pozantı cezaevinde „taş atan çocuklar”a çıktı.
Yürümeden yok edemedikleri Kürt çocuklarını, cezaevlerinde tecavüz ve işkenceyle yok etmeye koyuldular. Ayyuka çıkan şikayetlere, yapılan suç duyurusuna ve bildirimlere rağmen hiçbir işlem yapılmamış, önlem alınmamış, hatta meselenin üstü örtülmüş aylardır. Çocukların ayrı koğuş talebini, „terör koğuşu” yaratmak isteği olarak yorumlayarak uygulamaları savunan „yetkili”, yakında yemek ve su ihtiyaçları için de aynı yaklaşımda bulunursa şaşmayacağız bu durumda.
Nefretin yolu Elazığ’da bir futbol sahasına çıktı.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor’un çocuk yaştaki kadın futbol takımı oyuncuları, maç için gittikleri Elazığ‘da izleyiciden, hakemden, karşı takım yöneticisinden ve oyuncularından kadın ve Kürt kimlikleri öne çıkarılarak hakaretler, ağza alınmayacak küfürler yediler. „Aponun piçleri” denilerek dövüldüler. Yaralanan 7 çocuktan ikisinin ayağı kırık.
Nefretin yolu eğitim ve öğretimde 4+4+4 ‘e çıktı. Okul çağına gelen her on çocuktan birinin okula gidemediği, okula gidemeyen her on çocuktan altısının kız olduğu ilköğretim yaşındaki çocuk işçiliğin yüz binlerle ifade edildiği bir hal varken gündeme getirilen bu düzenleme ile çocukların ve özellikle de kız çocukların okullu olmalarına yeni engeller yaratılıyor.
Kadına cinsel ayrımcılık ve şiddeti reva, başörtülü kadınların toplumsal yaşama katılmalarını İslami yaşam tarzına tehdit olarak görenler, bu kez de kız çocukları için; hem başını örterim, hem evde oturturum, hem de diplomasını aldırtırım diyor iktidarın öncülüğünde.
Tepkiler nedeni ile değişiklik yapılacak olsa da, ilk hali ile ortaya çıkan tablo iktidarın kadına, eğitime ve topluma bakışını çok iyi ortaya koyuyor. Okul öncesi eğitimi kaldıran, 4. sınıftan sonra okul dışından sürdürülebilen, ya da meslek okullarına geçişe imkan veren, çıraklık yaşını 11’e gerileten bu sistemin sakıncalarını İmam Hatip okullarına sıkıştırarak tartışmak ise oldukça yetersiz. İktidar, dindar gençlik yetiştirmek söylemiyle bir anlamda seçmenini de kandırmakta, göz boyamaktadır. Zira asıl emeli; bilmeyen, toplumsal yaşamın dışında, bilimsellikten uzak, sorgulamayan, yargılamayan, inisiyatifsiz „ot gibi” insanı ve „koyun” bir toplumu yaratmaktan başka bir şey değil.
Nefretin yolu cezaevlerine, sokaklara, HES’e karşı eylemlere katıldığı için cezalandırılan Leyla Yalçınkaya ile Erzurum’a, öldürülen Metin Lokumcu ile Hopa’ya, Cihan Kırmızıgül ile puşiye, … çıktı.
Bu gün için, toplumun muhalefeti de kapsayan önemli bir kesimini Kürt düşmanlığı noktasından desteğine alan iktidarın hedefinde sadece Kürtler olmadığını göstermesi bakımından, yukarıda devede kulak misali sıraladığımız olaylar birer gösterge. Nefretin yolu cehenneme çıkıyor hem de ayrım gözetmeksizin. Görsek de görmesek de!
Nefretin yolu nereye çıkar?