Dünyada AKP gibi faşist karakterli, ikiyüzlü, utanmaz başka bir iktidar yoktur. Tayyip Erdoğan, her gün çocuk, kadın, yaşlı ve sivillerin katledilmesi emrini vererek iki üç ayda yüzlerce sivilin katledilmesine yol açtığı halde bu katliamlara ve zulüm politikalarına karşı çıkan akademisyenleri zalim ve alçak olarak tanımlıyor. İşte Tayyip Erdoğan budur. Hiçbir ahlakı ve vicdanı olmayan, yozlaşmış, çürümüş, kendisi ve taraftarları dışında hiç kimseyi insan yerine koymayan tarihin en faşist kılıklı bir ucubesiyle karşı karşıyayız. Kişilik olarak tarihteki tüm firavunlardan, Nemrutlardan ve faşist liderlerden daha tehlikeli, zalim bir karakterle karşı karşıyayız. Tayyip Erdoğan psikolojik bir vakadır. Kesinlikle kişilik çözümlemesi gereken bir insan müsveddesiyle, bir psikopatla karşı karşıyayız. Çıkarı ve iktidarı için bu adamın yapmayacağı ve yaptırmayacağı hiçbir şey yoktur. Tek ilkesi vardır, çıkar ve iktidardır! Bu adam eğer 21. yüzyılda değil de başka çağlarda yaşasaydı ve eline iktidar geçseydi şu anda zalimlik ve faşistlik konusunda şu Nemrut’u, şu Firavunu ya da bu faşisti değil, Tayyip Erdoğan’ı insanlık düşmanı bir lider olarak her zaman model olarak gösterirdik. Aslında şu anda dünyada en zalim lider olarak kimdir diye sorulursa Tayyip Erdoğan cevabı alınır.
Suriye'deki savaşın bile bu kadar acımasız olmasına neden olan ve Ortadoğu'da bu kadar kan dökülmesinin müsebbibi Tayyip Erdoğan’dır. Suriye'de Esad’ı bile ayakta tutan Tayyip Erdoğan’dır. Esad kendisinden daha zalim El Nusra, IŞİD ve Ahrar El Şam gibi örgütler ortaya çıkınca bunlara karşı yürüttüğü savaş dünyada ehveni şer olarak görülmüştür. Bu zalim örgütleri besleyen ve ortaya salan da Tayyip Erdoğan iktidarıdır. IŞİD ve El Nusra bile zalimliğini, ölçüsüzlüğünü amaç için her şey yapma karakterini Tayyip Erdoğan’dan almışlardır. Tayyip Erdoğan ve ekibi onları böyle bir kirli savaşın içine sokmuştur. Belki bunlar zihniyet olarak faşist karakterliydi ancak uygulama ve saldırganlıklarında kesinlikle Tayyip Erdoğan’dan cesaret almışlardır. AKP hükümeti onlara öyle bir imkan sunmuştur ki, onlar da bu desteğin rüzgarıyla insanlığın en zalim çeteleri haline gelmişlerdir. IŞİD ve El Nusra gibi çetelerin tüm katliam pratiklerinde Tayyip Erdoğan ve AKP’nin etkisini görmek gerekir. Bu görülmeden IŞİD ve El Nusra’nın pratikleri açıklanamaz. Kobanê’ye saldırı ve Kobanê’deki uygulamaların hepsinin arkasında da Tayyip Erdoğan ve ekibi vardı.
Tayyip Erdoğan ve ekibi şimdi maşalarının zalimliği ile yapamadığını bizzat kendisi yapmaktadır. Kürdistan'ın tüm şehirlerini Kobanê’ye çevirmiş bulunmaktadır. Şehirleri kuşatıp bu halkı ezmeyi ve teslim almayı hedeflemektedir. Bunun için de hiçbir ölçü tanımamaktadır. Kürt halkının iradesini kırmak ve bu irade kırma üzerinden soykırım uygulamalarını derinleştirmek, yaygınlaştırmak ve hızlandırmak istemektedir. Soykırımcı faşist milliyetçi şoven politikaları dincilikle boyayıp soykırımı tamamlama amacına ulaşmayı hedeflemektedir.
Kürdistan Kürtlerin ülkesi
Türk devleti ve AKP hükümeti Kürdistan’ı Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak görüyor. Kürt’ün varlığını tanımadıkları gibi, Kürt’ün kendi kimliği ile özerk yaşamasına soykırım saldırılarıyla cevap veriyorlar. Öyle ki Kürdistan'ı kendi mülkü, Kürtleri istediği gibi ezeceği tebaası olarak görmektedir. Ben hakim olmadığım her yeri yakıp yıkarım, herkesi de öldürürüm demektedir. Kürdistan'da yakıp yıkmayı ve öldürmeyi kendine bir hak olarak görmektedir. Akademisyenler “böyle yapmayın” dediğinde, siz benim Kürdistan'ı yakıp yıkmama, öldürmeme nasıl karışırsınız diyerek akademisyenleri zalimlikle suçlamaktadır. Kürt halkının direnişini ezmek isterken, neden benim yanımda değilsiniz demektedir.
AKP hükümeti öyle bir psikolojik savaş yürütüyor ki, Kürdistan'ı ve Kürt şehirlerini kendisinin mülkü olarak görüyor. Kürt halkı, ben kendi kimliğimle yaşamak istiyorum deyip öz yönetim ilan edince tüm Kürtleri öldürmeyi kendine hak görüyor. Aslında yapılan saldırılar öz yönetim ilan edilen şehirlerdeki tüm Kürtleri öldürme saldırılarıdır. Çünkü hiçbir ayırım gözetmeden her yeri tanklarla, toplarla bombalıyor. Bu bile başlı başına AKP hükümetinin zihniyetini ortaya koyuyor.
Burada yürütülen öyle bir psikolojik savaş var ki, bu ideolojik bir hakimiyete dayandırılıyor. Bu da Kürdistan’ı üzerinde her türlü tasarrufu yapacağı bir yer olarak görmesindendir. Her şeyden önce bu ideolojik saldırıya karşı çıkmak gerekir. Kürdistan'ın başka bir halkın ülkesi olduğunu söylemek gerekir. Türk devletinin ''ben burada her şeyi yaparım, her şeye hakkım vardır'' anlayışını teşhir etmek önemlidir. Soykırımcı sömürgeci kafanın ortaya konulması lazım. Sanki Kürtler gelmiş Türkiye halklarının yerini yurdunu işgal etmiş, Türk devleti de işgalcileri buradan çıkarmaya çalışıyor! ''Burası benim egemenlik alanım, burada ben her şeyi yaparım'' diyor. ''İster yakarım, ister öldürürüm, kimse karşı çıkamaz'' diyor.
Bir kere Türk devleti ve AKP'nin bu düşünce hegemonyasına karşı çıkmak gerekir. Burası Kürdistan’dır; Kürtlerin ve bu topraklarda yaşayan halkların ana vatanıdır demek lazım. Şunu belirtmek gerekir ki, Türk devletinin düşünce hakimiyeti ve psikolojik savaşının etkisinde kalma var. Çoğu zaman AKP hükümetinin saldırganlığı karşısında savunmaya geçme var. Türk devleti zaten soykırımcı sömürgeci olduğundan Kürdistan'da kendine her şeyi yapmayı hak görüyor. Bu açıdan ilk önce bu toprakların kendisine ait olmadığını, kendisinin işgalci sömürgeci olduğunu hatırlatmak lazım. Kuşkusuz Kürtler, Türkiye'nin siyasi sınırları içinde birlikte yaşamak istiyorlar. Bu iradelerini defalarca beyan etmişlerdir. Ama bu istem Türk devletinin Kürdistan'da her türlü zulmü yapmasına hak tanımıyor. Kürtler kendi kendilerini yönetme temelinde Türkiye sınırları içinde birlikte yaşamak istiyorlar. Devlet olmak istemiyorlar. Ama soykırımcı sömürgecilerin de Kürdistan'da her şeye hakim olduğu bir yaşamı istemiyorlar.
Kürt halkı da, Türkiye'nin diğer halkları ve demokrasi güçleri de ''Amed, Mardin, Muş, Ağrı, Şırnak, Hakkari, Wan Kürt halkının ve burada yaşayan halkların ülkesidir; buralarda kendi kendini yönetmeye hakkı vardır; senin asker ve polisinin buraları işgal etmeye hakkı yoktur'' diyerek tutum almalıdırlar.
Sömürgeciliğin hiçbir meşruiyeti yoktur
Kürdistan'da tüm sorunlar Türk devleti ve AKP hükümetinin sömürgeci zihniyetinden kaynaklanmaktadır. Kürtleri tümden kontrol etme ve zapturapt altında tutma anlayışından kaynaklanmaktadır. Kürtlerin buna itirazı ve kendi topraklarımızda özgürce yaşayacağız tutumuna katliamla karşılık veriyor. Kürtlerle yaşanılan sorunların ortadan kalkması isteniyorsa en başta da soykırımcı sömürgeci zihniyetin bırakılması gerekiyor. Bunu bırakmayan Türk devletine ve onun hükümetlerine karşı Kürt’ün her direnişi meşrudur. Hiç kimse Kürt’e neden direniyorsunuz diyemez. Hendek kazarak, barikat kurarak beni tutuklayamazsın, benim sokağıma giremezsin diyorsa, bu da Kürt’ün hakkıdır. Kürt sokağa beni bırakmıyor denilerek oraya bomba yağdırılamaz. Bomba yağdırmanın hiçbir meşruiyeti yoktur.
Utanmadan, sıkılmadan biz meşru gücüz, bizim vurmamız, saldırmamız haktır, buna itiraz edilemez diyor. Soykırımcı sömürgeciliğin Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti yoktur. Kaldı ki hiçbir meşruiyet bile bir devlete böyle bir hak vermez. Kürdistan'da bunu yapamayacağı gibi, Ankara’da Meclisin yanındaki mahallelerde bile bunu yapamaz. Bir mahalle “sen buraya giremezsin” derse, oraya da tankla, topla girme hakkı ve meşruiyeti olamaz. Meşruiyet rıza ile olur. Rızanın olmadığı yerde hiçbir meşruiyet olamaz. Rızanın olmadığı bir yere tankla, topla girilemez.
Türkiye'de basın o kadar kötü kullanılıyor ki, herkes bu saldırıların, düşünce hegemonyasının etkisinde kalıyor. Hiç kimse senin oraya top atışların meşru değildir, asker ve polisle kuşatman hak değildir, oradan çekil diyemiyor. Sadece savunmaya geçiyor. En iyisi, “şiddet uygulamayın” diyor. Eğer devletin ve hükümetin egemenlik anlayışı ve tarzı sorgulanmazsa, “böyle egemenlik ve meşruiyet sağlanamaz” denilmezse, AKP hükümeti de “Ben meşru gücüm, asker ve polis meşru güçtür, her yere gücünü göstererek girer” der. Özcesi, sadece operasyonlara ve sivillerin öldürülmesine karşı çıkılarak bir sonuç alınamaz. Her şeyden önce hükümetin bu alanlara asker ve polis göndermesinin gayrimeşru olduğu; ancak işgalci bir gücün böyle yapacağı söylenmelidir. Hatta yeni bir sözleşme ve yeni bir anayasa olmadan Kürdistan'da bu devletin meşruiyeti kabul edilmemelidir.
Kürtler demokratik özerklikle Türkiye içinde yaşamak istiyor. Ancak böyle bir anayasa olursa Kürtlerin Türkiye'nin birliği ve siyasi sistemi içinde yaşamaya itirazı olmaz. O zaman Türk devleti bu alanlarda demokratik meşruiyetim var diyebilir.
Bir daha vurgulayalım; günümüzde meşruiyetin kaynağı demokratikleşme ve toplulukların kendi kendini yönetmesini kabul etmekten geçmektedir. Yerel demokrasiler kabul edilmeden devletin yerel üzerinde meşruiyet iddiası olamaz. Artık ben devletim, devlet sınırları içinde her şeyi yapma meşruiyetim vardır dönemi geçmiştir. Türk devleti II. Dünya Savaşı öncesi dönemde kalmış. Öte yandan hala dünyadaki siyaset tarzının soğuk savaş dönemi siyaset tarzı olduğunu sanıyor. Türk devletine her saat, her dakika demokratik dünyada var olan yeni siyaset tarzı ve meşruiyetinin kaynağının ne olduğunu hatırlatmak gerekir.
Mevcut haliyle Türk devletinin Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Hele şehirleri tankla, topla bombaladıktan sonra hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Kürt halkı artık böyle bir iktidarın meşruiyetini kabul etmemelidir. Demokratik siyasetçiler de yeni bir demokratik anayasa yapılmadığı müddetçe AKP hükümetinin sadece Kürdistan'da değil, Türkiye'de de yönetimin meşruiyetinin kalmadığını söylemelidirler. Kesinlikle Kürt halkı ve demokrasi güçleri Türk devletinin Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti kalmadığını söylemeli ve her uygulamasının gayrimeşru ve işgalci güç tarzı olduğunu ortaya koymalıdır. AKP'nin psikolojik savaşına ve algı operasyonları karşısında savunmaya geçilmemeli, aksine AKP hükümetinin üstüne üstüne gidilmelidir.
Yeni bir darbe anayasası yapılmak isteniyor
Soykırım saldırılarını yürüten AKP hükümeti ile ne diyalog ve müzakere ne de çözüm olur. Bu açıdan AKP hükümeti bu saldırganlığı bırakıp diyaloga dönmeli demek bile abesle iştigaldir. Bu AKP hükümetiyle ne diyalog, ne görüşme, ne de hiçbir çözüm olur. Ancak yaptığı tüm saldırılardan, katliamlardan özür diler, Kürt halkından ve insanlıktan özür diler ve Kürt sorununu da çözeceğiz derse işte o zaman AKP ile bir siyasal ilişki olabilir. Yoksa mevcut AKP ile hiçbir ilişki kurulamaz ve ondan bir şey beklenemez. Mevcut uygulamalarından özür dileyen ve Kürt sorunu vardır, çözülmesi gerekir diyen AKP ise bugünkü AKP olarak kalmaz.
Şu anda AKP kirlenmiştir. Zulüm batağına batmıştır. Böyle kirli ve eli kanlı bir iktidarla hiçbir iyi iş yapılamaz. Zaten Kürtleri ezeceğim ve yeni bir 12 Eylül anayasasını yapacağım diyor. Bu açıdan bu iktidarla ne anayasa görüşülebilir, ne de Kürt sorununun çözümü! Çünkü Kürt’ü inkar ve imha sistemi içinde tutan yeni bir anayasa yapmak istiyor. Zaten şu andaki tüm saldırıları da 12 Eylül faşist cuntası gibi demokrasi güçleri ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezip faşist bir anayasayı kotarmak içindir. Hiç kimse kendini kandırmasın ve bu oyuncaklarla kendisini oyalamasın.