Fransa Gündemi
İktidar seçim zaferini kutlarken, Fransa’nın başkenti Paris’in banlöyelerinden biri olan Drancy’de bir taziye evi açılmış durumda. Daha belki otuzuna varmamış Ferhat Kızılgül geride bir yaşındaki çocuğu ve eşini bırakarak bir inşaatten düşerek yaşamını yitirdi. Bu gencin ölümü; Drancy’de onun gibi inşaatlerde çalışan Iğdırlı yüzlerce hemşerisi ya da inşaat sektöründe çalışan binlerce Kürt emekçi için bu bir kaza olarak algılanıyor. Tıpkı birkaç ay önce kolundan olan başka bir Kürt işçi ya da geri dönülemeyecek şekilde ömrü boyunca tekerlekli sandalyeye mahkum olan Hasan ustanın yaşadıklarına kaza dememiz gibi...
Oysa hiçbir işgüvenliği ve tedbiri olmayan koşullarda çalışmaya maruz kalmak cinayete davetiye çıkarmak demek. Tamda bu nedenle geçtiğimiz hafta Ferhat Kızılgül’ün ölümü de bir kaza değil cinayettir. İşgüvenliğinin olmadığı iş sahaları, sabah 5’lerden akşam 9’lara uzanan çalışma saatleri, 10 metre yerine 20 metre karlaj yapma ihtiyacı, kasksız, eldivensiz, kemersiz çıkılan iskeleler... Diyeceksiniz ki bütün bunların patronu yine Kürtler... Evet Fransa’da yaşayan Kürtlerin neredeyse yüzde 50’si inşaat alanında çalışıyor. Bunların büyük bir kısmı inşaat alanının çeşitli dallarında şirketlere sahip... Ama bunun yüzde 10’luk bir kısmını dışında bırakırsak aslında hepsi şirket sahibi gibi görünen işçilerdir. Sadece şirket iş bulmayı kolaylaştıran bir araç haline gelmiştir.
Avrupa çapında kriz derinleştikçe ucuz işgücü alan değiştirdi. AB’nin genişlemesiyle birlikte Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya gibi ülkelerden Fransa’ya özellikle inşaat alanına büyük bir işgücü transferi yaşandı. Bu işgücünün piyasaya düşük ücretlerle dalış yapması inşaat alanında Kürtlerin işlerini kaybetmesine yol açtı ya da daha düşük ücretlerle çalışmak durumunda kaldılar. Kürtler iş alabilmek için sürekli fiyat kırarken bunu günlük olarak çalışma koşullarına yansıtıyorlar. Daha fazla iş yaparak aradaki açığı kapatmaya çalışırken işgüvenliği koşullarını tamamen yok sayıyorlar. Bütün bunlara iş koşuları, çalışma saatleri, Fransız şirketlerinin kurnazlıkları, devletin sürekli denetmenleri, vergi daireleri vb eklenince aslında insanlık dışı koşullarda kölece çalışmaya mecbur bırakılma hali Kürtlere dayatılıyor.
Bu koşulları değiştirmek için çaba harcamak yerine Kürtler canlarından olmayı göze alarak aynı kısır döngü içerisinde debelenip duruyorlar. Oysa burada başta sorumlu olan devletin kendisiden talepte bulunmak, işveren Fransız şirketlerinin fiyatları sürekli düşüren zihniyetine karşı ortak hareket etmek, bu alanda örgütlü bulunan CGT gibi bir sendikaya üye olmak vb akla hiç gelmiyor. Birkaç yüz euro daha alabilmek için sigortasız çalışmayı yeğlemek aslında tüm hakları öldürüyor. Oysa inşaat işçisi sigortalı çalıştığı zaman bir iş kazası durumunda tazminat hakkına sahip. Bunun dışında hastalığı süresince ücretini çalışmadan alabilecekken işçilerin büyük bir çoğunluğu sigortasız çalışma koşullarına gönüllü boyun eğiyor. Bütün bu yaşananlar ve haklarımızı aramadığımızdan, bir taziye evinin önünde gidene rahmet diliyor... kalanların acılarına ortak olmaya çalışıyoruz. Ne fayda... ne gideni getirebiliyoruz... ne kalanların acılarını dindirebiliyoruz...
Yaz mevsimindeyiz. Tatil sezonu başladı. Şimdi büyük inşaat patronları şezlonglarına uzanmış içkilerini yudumluyor. İnşaat işçilerinin birkısmı yerde sürünerek karlaj diziyor... diğeri iskeleye tırmanıyor... diğeri harç karıyor... ya da kendi ağırlığına denk çuvalları merdivenlerden taşıyor... 20’sinde bir kadın Drancy’de morgda bekleyen eşinin cenazesi için taziyeleri bir yaşında bebeği kucağında bekliyor... Karalar bağlamış yas tutuyor; gidenin ardından... veya gidecek olanların ardından... Peki nereye kadar...
Nereye kadar...