Roma İmparatoru Claudius ile üçüncü karısı Valeria Messalina’nın oğlu Tiberius Cladius Caesar Britanicus, doğar doğmaz babasının veliahtı olur. Annesi ölüp de babası genç Agrippina ile evlendiğinde, henüz küçük bir çocuktur. Bu yüzden, Agrippina’nın ondan daha büyük olan oğlu Neron, onu halkın gözünde gölgede bırakır. Britanicus’un hakkı olan tahta Neron geçer. Bir anlamda, tahtı gasp etmiştir. Bu gaspını meşrulaştırmak için gasp ettiği tahtın sahibini itibarsızlaştırması ve de ezmesi gerekiyordu. Nitekim, Britanicus daha 14 yaşındayken öldürülür. Neron sadece onu öldürmekle kalmaz, onu anımsatan, hatırlatan her şeye karşı, bir yok etme kompleksine girer.
Ünlü Tunuslu yazar Albert Memmi, “Sömürgecinin portresi, sömürgeleştirilenin portresi” adlı yapıtında, sömürgecinin sömürdüğü topluma karşı uygulamalarını “Neron kompleksi” olarak adlandırır. Memmi şöyle diyor: “Gasp edilen ne kadar ayaklar altında çiğnenirse, gaspçı o kadar çok zafer kazanır ve ardından da suçluluğunu kabul ederek, kendini iyice mahkûm eder. Böylece kendi ritminden sürekli beslenen, şiddetlenen bu mekanizmanın ivmesi yükselir. Sonunda gaspçı, gasp edileni ortadan kaldırmaya yönelecektir; çünkü onun yalnızca varlığı bile gaspçılığını hatırlatmaktadır. Giderek şiddetlenen zulüm de onu iyice zalim yapmaktadır.”
Kapitalist modernitenin ulus-devlet yapılanması bağrında tekçiliği taşıyan bir siyasi iktidar organizasyonudur. Türk devleti de, özünde ulus-devlet olup, pratikte de kapitalist modernitenin ulus-devlet belasının oligarşik iktidar yapılanması ile Ortadoğu’daki diktatöryel iktidar yapılanmalarını sentezleyen ucube bir iktidar durumundadır. Tek devlet, dil, millet ve dini öngören bu ülkede başka olanlar barınamaz. Bu yüzden, ya asimile olup Türkleşecek ya da soykırım, katliam, sürgün ve tutuklamalarla bertaraf edilecektir.
Türkçe dili dışında hiçbir dile izin verilmeyecek; İslam’ın Sünni mezhebi dışında hiçbir inanç olmayacaktır. Herhangi bir hak tanınmayacaktır. Nitekim cumhuriyet tarihi boyunca bu uygulamalar sonucunda nice trajik olaylar yaşanmıştır. Günümüzde de, bu zihniyet değişmemiş, daha ince ve her yerde kaba politikalarla sürdürülmektedir. Tek-tek-tek tekerlemesine pratikte “tek adam” da eklenmiştir.
Kürt halkı, son kırk yıldır var olan imha, inkâr, soykırım siyasetine ve gasp edilen haklarını geri alma mücadelesi vermekte. Dahası kapitalist modernite sisteminin ulus-devlet yapılanmasına karşı öngördüğü paradigma, bugün özelde Rojava’da genelde de tüm Kürdistan’da yaşama geçirilmekte. Pratikte karşılık bulup, yavaş yavaş yaygınlaşınca, AKP iktidarını ve de Tayyip Erdoğan’ı panikletti. İşte o panikle, Rojava devrimini itibarsızlaştırma ve bastırma kompleksine girdi. Ondandır ki “amaca ulaşmak için her yol mubahtır” gibi Machiavellist bir anlayışla Ortadoğu’nun şeytani ve barbar örgütünü desteklemekten geri durmuyor.
Kürt halkının gasp edilmiş haklarını geri alması ve gaspı gizleyen maskesinin düşürülmesinden duyduğu kaygıdan dolayı, fırsat buldukça Kürtlere saldırıyor. Bunu DAİŞ, polis, asker ve Hüda-Par gibi kontra örgütler eliyle yapmaya çalışmakta. Bu saldırılarla amacına ulaşamayınca da hızını alamayıp uluslararası koalisyon güçlerine karşı da tepkisini açıkça göstermişti: “Varsa yoksa Kobanê, Kobanê, niye Kobanê Kobanê diyorsunuz? Kobanê’nin ne önemi var?” gibisinden ucuz yaklaşımlar, Kobanê şanlı direnişini itibarsızlaştırma girişimi ve Kobanê şahsında Kürt halkına olan nefretinin dışa vurumudur.
Memmi, “Gaspçı, adaletsizliğe battıkça, gasp ettiği hak sahiplerine karşı nefreti o düzeyde artar” diyor. Bu belirleme, adeta Erdoğan’ı tarif etmekte. Kobanê’nin düşme hayallerine kapılmış, şanlı zafer karşısında hayal kırıklığına uğramıştır. Tam da “Neron kompleksi” denilen ruh hali, bu olsa gerek. Bu ruh haliyle Neron, Roma’yı yaktı. Erdoğan ise, yaksa yaksa Aksaray’ı yakar. Rojava ve Şengal’deki şanlı direniş birçok iktidar odaklarının heveslerini kursaklarında bırakmaya devam edecektir.
Kandıra F Tipi Cezaevi