Medya Savunma Alanları’nda bulunan gerilla kamplarını dolaşırken, birkaç kampa bakmaktan kendimi alamadığım kara kalemle çizilmiş resimler gördüm. Bu resimler gerilla mangalarının duvarlarında o kadar canlı görünüyordu ki, sanki konuşuyor gibiydiler. İnsanın bakmaktan kendisini alıkoyamadığı bu resimleri Bawer adında bir gerillanın çizdiğini öğreniyorum. Ve O'nun bulunduğumuz alanda olduğu bilgisini alıyorum. Fakat görüşme imkanımız olur mu olmaz mı bilemiyorum. Bawer’le görüşmeyi ve yapmış olduğu diğer resimleri görmeyi çok isterdim.

Gerilla Bawer’i görme umuduyla bir yolculuğa daha çıkıyoruz. Bana eşlik eden Dêrsim ile birlikte gerillaların eğitim gördüğü Mazlum Doğan Kadro Okulu’na bizi götürecek kuryeyi bekliyoruz. Gerillalar kuryenin geldiğini ve adının da Bawer olduğunu söylediler. Heyecanlandım. İçimden ''O olabilir mi'' diye geçirdim. Kuryemizi hemen görmeliydim. İlk fırsatta kuryemize "Resimleri sen mi yaptın" diye sorduğumda "Hayır" yanıtını aldım. Fakat kuryemiz olan Bawer’in, aslında ressam Bawer olduğunu sonradan öğrenecektim.

İlk tanışma

Bawer, güneş batar batmaz yola koyulacağımızı, bu nedenle hazırlanmamızı istedi. Ve yolculuk başladı. Gerillada yolculuk aynı zamanda sohbet de demekti. Bawer’e kendisi ve gerilla hakkında sorular soruyoruz. O da hiç sıkılmadan sorularımızı cevaplıyor. Gerillaya, evrene, yaşama dair görüşlerini paylaşıyor. Sempatik ve sıcakkanlılığıyla yaşından daha küçük gösteren Bawer, Colemêrgli. On dört yıldır dağlarda gerilla. Medya Savunma Alanları başta olmak üzere, Dêrsim ve Botan’da görev almış. Üç yıl da cezaevinde kalmış. Bawer’in bir kardeşi Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitirmiş.

Avdilkovî, Şekîf ve Mêrkuj

Dar bir vadiden yukarıya doğru yol almaya başladık. Keçi yollarından, kaygan topraklardan düşe kalka geçtik. Dağın zirvesine ulaştığımızda karşılaştığımız manzara tüm yorgunluğumuzu unutturdu. Güneş tüm kızıllığıyla dağlarla iç içe geçmiş gibi. Dağlar güneş olmuş, güneş de dağlar...
Güneş bugünün elvedasıyla herkese, özellikle de her sabah selama duran gerillalara ‘hoşçakalın!’ diyordu sanki. "Bu manzara herkese kısmet olmaz" deyip fotoğraf makinelerimize sarıldık. Bawer, bu arada uzaktan bir huniyi andıran dağın Avdilkovî, karşısında bulunan diğer dağın ise Şekîf olduğunu anlatıyor. Bawer, Avdilkovî’nin çok sarp ve kayalıklı olduğunu, Şekîf Dağı’na çıkmadığını ama gelecek yıl mutlaka çıkacağını söylüyor. Şekîf’in uzaktan görünen kayalık görüntüsünün arkasında dağın zirvesinde futbol sahası gibi yerlerin olduğunu anlatan Bawer,  buz gibi kanilerin (çeşme), çeşitli otların isimlerini sıralayarak, bunlardan en çok bilinenin sîrik ve mêrkuj (adam öldüren anlamına geliyor) olduğunu söylüyor. Neden mêrkuj denildiğini ise, ''Bu bitki sadece uçurum ve kayalıklarda biter. Mêrkuj uğruna insanlar uçurumlardan ve kayalıklardan düşüp ölmüşler ki insan öldüren adını almış. Peynire konulup, sade yemek olarak da yapılan mêrkujun tadı hem çok güzel hem de pahalı'' sözleriyle anlatıyor. Bawer, Şekîf’e çıkarken yolun yarısında bir karadut ağacının olduğunu da arkadaşlarından duymuş.  
Karanlık çöküyor. Aşağımızda kalan yaylacıların kısık fanusları uzaktan görünmeye başladı. Köpek ve koyun sesleri eşliğinde ilerliyoruz. Bu arada çoban köpekleri kokumuzu almış olmalılar ki bize doğru koşmaya başladılar. Ben ve Dêrsim köpeklerden dolayı tedirgin olurken, Bawer çok rahat bir şekilde "Havlayan köpek korkaktır, bir şey yapmaz. Eğer korktuğunuzu anlarsa daha çok cesaretlenir" diyor. Bawer, yaklaşan köpekleri sopayla uzaklaştırınca yolumuza devam ediyoruz.   

Pusula Kutup Yıldızı

Belirginleşen yıldızlar biraz da olsa yolumuzu aydınlatıyor. Fakat uçurumu andıran patikalardan geçmek pek de kolay olmuyor. Bawer, "Hızır" gibi yardımımıza koşuyor, elimizden tutarak kayalıklardan inmemize yardımcı oluyor. Bu arada sohbetimizi gerilla anıları üzerinde koyulaştırıyoruz. Bana ve Dêrsim’e, "Eğer bir gün yönünüzü kaybederseniz yolunuzu nasıl bulursunuz" diye soruyor. Bu soru karşısında şaşıyoruz. Çünkü daha önce hiç kaybolmamıştık. Gerilla tecrübesinin vermiş olduğu güvenle durup gökyüzüne bakan Bawer, "Önce Büyük Ayı'yı bulacaksınız. Büyük Ayı'dan bir doğru çizdiğinizde, doğrunun bittiği yerin hemen yukarısında  bulunan en parlak yıldız, Kutup Yıldızı'dır. Böylelikle yönünüzü bulmuş olacaksınız" diyerek gece yürüyüşlerinde yanında bulunan her gerillaya Kuzey Yıldızı'nı bize gösterdiği yöntemle öğrettiğini söylüyor.

Ve kamptayız
Üç saatlik yürüyüşten sonra ancak gerilla kampına ulaşabildik.  Kampa akşam ulaştığımız için nöbetçi olan gerilla Dimen dışında kimseyi göremedik. Ağaçlarla çevrili dar bir vadi olduğunu sabah uyandığımızda görüyoruz. Gerillaların eğitim gördüğü okul büyükçe bir odayı andırıyor. İki kapısı ve iki penceresi var. Okulun duvarlarında ise PKK’nin öncü kadrolarından olan Kemal Pir, Mazlum Doğan ve Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamını yitiren birçok gerillanın fotoğrafları bulunuyor. Çeşitli kitapların yer aldığı bir kütüphane ve okul öğrencileri tarafından hazırlanan okul panosu hemen dikkat çekiyor.
 Vadinin derinlerinde inceden bir su usul usul akıyor. Her şey sanki bu dinginliğe göre dizayn edilmiş. Okulun hemen yanında gerillaların yapmış olduğu bir bostan var. Bostanın içinde aklımıza gelebilecek her sebze yetiştirilmiş. Daha önce nasıl yetiştiğini bilmediğim bamyayı da ilk defa bu bahçede gördüm.

Kedinin annesi kaçarsa…
Kuryemiz olan Bawer elinde karton bir kutuyla bize doğru geliyor. O yaklaştıkça miyav sesleri yükseliyor. Bizler de bu sesin nereden geldiğini anlayabilmek için etrafımıza şaşkınca bakıyoruz. Bawer, kutunun ağzını açıp pamuklara sarılı daha yeni doğmuş olan kediyi bize gösteriyor. Kedinin annesi yavruladıktan sonra onu bırakıp kayıplara karışmış. Bawer de küçük kediyi tek başına görünce dayanamayıp onu beslemeye karar vermiş. "Eğer kedi bugün ölmezse artık yaşar" diyor Bawer ve kediyi yaşatmak için iki saatlik yoldan süt tozu getirerek, onu şırınga ile besliyor. Bawer’in bu küçük kediye olan ilgisinin arkadaşları arasında şaka konusu olması elbette kaçınılmazdı. Gerillalar, Bawer’e "Eh artık kedi gözlerini açtığında sana anne der" deyip şakalaşsalar da, Bawer annesiz kalan kediyi beslemekte çok iddialı görünüyordu.  

Masada duran resimler

Oturmak için çekildiğimiz mangada masa üzerinde çizgisiz kağıda kara kalemle çizilmiş resimleri görünce şaşırdım. Bu çizimler daha önce diğer kamplarda görmüş olduğum resimleri yapan gerilla Bawer’e aitti. Resimler kara kalemle çizilmiş ve  mükemmel görünüyordu. Fotoğraf makinemi hemen çıkarıp onları ölümsüzleştiriyorum. Yanımda bulunan gerillalara "Keşke Bawer’i görebilseydim" diyorum.

O gizli bir ressam

Gerillalar Bawer’in kampta kaldığını, bizi getirenin de ressam Bawer olduğunu söylediklerinde Bawer’e hem kızdım hem de O'nu bulduğumuz için çok sevindim. Aklıma çizim yaparken onu çekebileceğimiz fikri düşüyor ve bu nedenle bir an önce Bawer’in mangaya gelmesi için sabırsızlanıyorum.  
Bawer bir süre sonra mangadan içeri giriyor, O'na teklifimi sunuyorum. Fakat O bu konu hakkında konuşmak istemediğini söylüyor. Israr etmeme rağmen olumlu yanıt alamayınca pes etmek zorunda kalıyorum. En çok kara kalemi sevdiğini yapmış olduğu resimlerden anlıyorum. Bawer’in kara kalemle çizdiklerinin uzun süre gerilla yaşamını birlikte paylaşmış arkadaşları olduğunu öğreniyorum. Farklı zaman ve mekanlarda yaşamlarını yitiren bu gerillalar Avareş, Mahir ve Dr. Seyit Rıza.
Bawer için gerilla arkadaşları "O gizli bir ressamdır" diyorlar. Gördüğüm resimler bu tespiti kanıtlıyor. Gerilla Bawer’in O'ndan izinsiz çizimlerini karelediğimden henüz haberi yok. Umarım kızmaz. Bawer’in, resimleri için diyebileceğimiz tek bir şey var. Eline, kalemine ve yüreğine sağlık…