Demokratik özerkliği unutacaktım. Demokratik ulusu unutacaktım. İmralı görüşmelerinin hukuki bir temele oturtulması talebini unutacaktım.
Onun yerine “alt yapılı, üst yapılı, mastır planlı belediye” jargonuna kendimi kaptıracaktım.
Belediye nedir?
Fransızların dilinde Belediye “commune” demektir. Yani komün.
Komün sözcüğünün de şakası yoktur. “Altta” kanalizasyonla, “üstte” de “parke taşlarla” değil, nerenin komünü ise ora halkının bütün siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarıyla ilgilenir.
Bizde belediye denince, Türk devletinin ceberrut merkeziyetçi yapısının bir sonucu olarak “şaka” gibi bir kurum akla gelir. Bütün vergileri devlet toplar, aklına esen miktarda parayı Belediye bütçesi diye yollar. Kürdistan’da bütün belediyeler bu yollanan paranın neredeyse yüzde doksanını çalışanlara ücret olarak öder, gerisiyle de bilmem kaç metre “parke taş” döşer. Bazan da döşeyemez. Belediye Başkanı, meclis üyeleri, parti yöneticileri hapse girer.
Sonra ne olur?
Hükümet yanlısı belediyelere para akar. Kürdistan belediyelerinin ise karşısına bir eli yağda, öteki eli balda, bir avucuyla hazineden, öteki avucuyla örtülü ödenekten trilyonlarla oynayan bir Başbakan çıkar, Kürdistan belediyelerinin başkanlarıyla “ağız dalaşına” girer. “Sen ne yaptın, bak ben şunu yaptım” diye halkın alnını kaşıya kaşıya konuşur. Fırsat olsa geçireceksin Erdoğan’ı Hakkari Belediyesinin başına, vereceksin eline üç buçuk belediye bütçesini, “kaz bakalım şuraya bir necaset çukuru” diyeceksin, içine düşmezse ben ne olayım.
“Hizmet yarışıymış” bu rezilliğin de adı.
Bu ülkede “hizmet” deyince artık herkesin burnuna berbat kokular geliyor.
Kürdistan’da yerel yönetim seçimleri “hükümetle belediye arasında” bir “hizmet yarışı” olamaz. Halkın kendi kendini yönetme mücadelesi olur. Burada halka hizmet edecek organ yaratmaktır bütün mesele. Merkezi devletin insafına kalmış bir belediye değil, merkezi devletten “özerk” ve “demokratik” bir Belediye için mücadeledir.
“Bütün belediyelerimiz özgür olunca, demokratik özerk kurumlar her yerde kökleşince” neler olacağını halka anlatmak için en büyük fırsattır yerel seçimler.
Demokratik Özerk Kürdistan inşa edilince, Konfederal Ortadoğu Ortak Evi gerçekleşince, yani Suriye, Irak, İran sınırları resmen değil, fiilen kalkınca dört parça tüm Kürdistan’ın petrolüyle, Fırat, Dicle’siyle, yüz yıllık savaşlarda, dağlarda, bağlarda, serhildanlarda çelikleşmiş, bilinçlenmiş, örgütlenmiş milyonluk emek gücüyle tüm Ortadoğu’nun ‘Avrupası’ olacağını anlatmak için seçimler bulunmaz bir imkandır. Petrol ve su Kürdistan’ın elinde olduğu zaman, bütün savaşların nedeni olan bu zenginlikler, her parçanın komşu olduğu halklarla hakça paylaşılacağı için savaş faktörü olmaktan çıkacak, barış faktörü olacaktır. Kürdistan’a özerklik, bölgeye Konfederalizm demek, halklara özgürlük, demokrasi, barış ve refah demektir...
Bu halkın elbette “parke taş” yollara, kanalizasyonlara, rahat ulaşıma, parka, bahçeye ihtiyacı var. Allah için Kürdistan belediyeleri bu ihtiyaçları karşılamak için yırtınmakta.
Ama bu halkın “kurtuluş ve özgürlük” hayaline de ihtiyacı var.
Otuz yıllık savaşta bu halk Newroz ruhuyla ayakta kaldı. Daha doğrusu, dişiyle tırnağıyla hayata tutundu. Savaş dönemindeki bu ruh şimdi bin kat daha fazla gereklidir.
Çok şükür Newroz geldi kapımızı çaldı. Kapının arkasında “belediye jargonundan” bunalan bizler 21 Mart günü kapıyı açacağız. Ve kapımızdan hem Newroz’un tertemiz bahar havası ve aynı zamanda da Apo’nun “ikinci Newroz” manifestosunun tüm Türkiye’yi kendine getirecek gür sesi evimize dolacak...
Newroz pîroz be!..
Newroz kapımızı çalıyor içimize bahar doluyor
Şükür ki, Newroz’la seçim çakıştı. Böylece Ankara siyasetinin çamura buladığı aşırı içeriksizleşmiş bu seçim yarışında 30 Mart’a 9 gün kala yeniden temiz bir soluk alacağız. İçimizi dışımıza çıkardılar. Midemizi bulandırdılar. Biraz daha dolanabilseydim, ben de bu havaya neredeyse teslim olacaktım.