Newroz/Demirci Kawa Efsanesi, her şeyden önce mitolojik bir destandır. Ancak binlerce yıl salt mitolojik bir anlatı konusu olarak kalmamış, birçok zaman Kürt halkının tarihinde esinlendirici ve devindirici bir işlev görmüştür. Bu yanıyla bir mitos olarak Kürt toplum yaşamında önemli bir yere sahiptir. Mitoslar önemli oranda kimlikle ilgili olsa da, hiçbir mitos Newroz kadar doğrudan kimliğin belirleyeni olmamıştır. 

Biz kimiz? Nereden geliyoruz? Mensubu olduğumuz toplumsal yapı, tarihsel süreç içinde nasıl bir seyir izledi? Mitos ve efsaneler bu sorulara cevap verirler. Topluluğun birlik bilincini temellendiren anlatıları koruyarak, kimliğin oluşumunda rol oynarlar. 

Yine mitoslar, genelde insanların ve toplumların oluşlarına, yaratılışlarına, ya da dünyanın başlangıcına veya atalarını etkileyen olağan dışı olaylara ilişkin anlamlar içeren anlatı ve iletilerdir. Dolayısıyla bir söylence temelinde aktarılarak, kültürel değerleri ifadelendirirler. Bu anlamda özellikle yıllar ve kuşaklar boyu tekrarlanan semboller, törenler, dans ve gösteriler aracılığıyla kalıcı mesajlar oluşturur, değerleri ve duyguları harekete geçirirler. En önemli yanı ise, dayanışma duygusunun gelişmesinde belirleyici işlev görmeleridir. 

Gün ışığına çıkan tarihsel gerçekliğe bakıldığında, insanlığın yerleşik hayata geçtiği neolitikten itibaren tören ve gösterilerin toplum yaşamının bir parçası olduğu görülmektedir. Toplumsal yenilenmeyi sağladığı için yaratıcı coşkunluk olarak tanımlanan tören ve gösteriler, sürekli bir tekrarlama özelliği taşıdığından, genişleyip büyüyerek toplumsal sürekliliği sağlamada önemli bir rol oynarlar.  


Newroz/Demirci Kawa Efsanesi, Kürtlerin varoluş destanıdır

Bir mitos olarak Newroz/Demirci Kawa Efsanesi, Kürt halkının varoluş efsanesidir. Bu yanıyla diğer efsanelerden temelden ayrışmaktadır. Elbette Newroz 21 Mart gününde, pek çok halk tarafından da kutlanmaktadır. Ancak bu kutlamaların önemli oranda tabiattaki döngüsellikle doğrudan ilişkisi var. Bu nedenle pek çoğu baharın gelişi, kimisi de yeni yılın başlangıcı olarak kutlamaktadır. Kürtlerin öteden beri Newroz’a yükledikleri anlam tüm bu kutlama biçimlerinin tamamından farklıdır. Bunun en önemli kanıtı ise Newroz’un Demirci Kawa efsanesiyle anlamlandırılmasıdır. Dolayısıyla Medlerin tarihteki yerini almasını sağlayan Newroz, yeniden doğuşu, direnişle yaratılan yeni bir günü, özgür bir yaşamı ifade eder. Doğadaki döngüsellikle bir bağıntısı olsa da, esas anlamını toplumsal dirilişle kazanmaktadır.

Tarihteki ilk yazılı söylenceler olan Sümer Yaradılış ve Tufan söylencelerine bakıldığında, her şeye muktedir tanrıları görüyoruz. Yaradılıştan sonra gerçekleşen tufan da, tufandan kurtuluş da Tanrıların kudretiyle gerçekleşiyor. Sümer Tufan Söylencesi’nde insanların çoğalmasından rahatsız olan kimi tanrılar tufan yoluyla bir cezalandırma yoluna giderken, bilgelik tanrısı Enki, Şurrupak kentinin Kralı Utnapiştim’e haber vererek, bir gemi yapmasını telkin eder. Utanpiştim karısıyla birlikte gemiye aldığı bitki ve hayvanların kurtuluşunu sağlar. 

Bu söylence, Nuh Tufanı adı altında Tevrat’a geçer, oradan da Kuran’a. Nuh Tufanı’nda da meleği aracılığıyla Tanrı devrededir. Topluluğu helak ederken, önceden bir gemi yapmasını salık verdiği Nuh’un kurtuluşunu sağlar. Aynı şeyi Yahudilerin Vaat Edilmiş Topraklar ve Mısır’dan Çıkış Söylencesinde de görüyoruz. Orada da yol gösterici ve kurtuluşa giden yolu açan Tanrı’dır. Benzer söylence ve destanların pek çok halkın tarihinde de yer aldığı biliniyor.    

Newroz/Demirci Kawa Efsanesi ise tüm bu destanlardan farklı olarak bir direniş destanıdır. Elbette salt direniş değil, aynı zamanda bir diriliş ve varoluş destanıdır. Adaletsizliğe, baskı ve zulme karşı gelişen direniş bilincinin harekete geçmesidir. Ölüme teslim olmuş bir topluluğun, direniş yoluyla dirilişidir, yeniden varoluşudur. Newroz-Demirci Kawa Efsanesi’nde baskı, zulüm ve dayatılan hiçleştirme karşısında tek geçer yolun direniş olduğunu görüyoruz. Direnişin ateşleyici fitili ise Demirci Kawa tarafından mızrak ucuna geçirilmiş demirci önlüğüyle ortaya çıkan semboldür. Nitekim bu sembol sarı yeşil kırmızı renklerle bezenerek, insanların altında toplanacağı yol gösterici bir bayrağa dönüşür. 


Newroz, kimliğin birleştirici harcıdır 

Özellikle uzun süreli sömürgecilik ilişkisi altında başkalaşıma uğrama tehlikesiyle karşı karşı kalmış toplumlarda, kuşatılmışlığı kırmak ve kendine ait farkı çok açık biçimde ortaya koyabilmek yaşamsal önem kazanır. Bunun için uzak geçmişin canlandırılması, varoluş için önemli hale gelir. Böylece gerek bireylerde, gerekse toplumda toplumsal bağ yeniden canlanır, güçlenir, daha etkin şekilde harekete geçirici rol oynar. 

Yine bir topluluğun etnik kimlik kazanmasında, ortak aidiyet bilinciyle harekete geçmiş dayanışmanın, belirleyici önemde olduğu genel kabul görmektedir.  Klan, kabile ve aşiret ya da benzer biçimlerde yaşanan derin iç bölünmelerde, dayanışma ve kimlik bilinci de bölünmüşlüğün sınırlarına hapsolmakta, yerel kalmaktadır. Böyle bir durumda topluluk mensuplarında daha geniş bir birlik duygusu gelişemez. Hatta kimi zaman yaşanacak bir savaş ya da daha ağır bir felaket anında bile bu duygu, hapsedildiği yerel sınırları aşamaz. Bu sınırlanmışlık, bir araya gelerek birbirini tanıma ve anlama bakımından fiziki teması da sekteye uğratır. Ya da topluluğun yalnızca ileri gelenleriyle sınırlanır. Nitekim gerek Cumhuriyet öncesinde, gerekse Cumhuriyet sonrasında soykırım ve katliamlar karşısında içine düşülen durum, bir trajedi ve vahamet halidir. Bir alanda yaşanan katliam, yanı başında bile duyulmaz. Piran, Sason, Ağrı, Zilan da yaşananlar Dersîm’de bilinmemekte; Dersîm’de yaşananlar da buralarda bilinmemekte. Her bakımdan geçerli olan, bir kapatılmışlık ve kıstırılmışlıktır.

Günümüzde de Newroz ruhu yeniden dirilişi gerçekleştirmiş, ulusal kimliği yaratmıştır.

Açık ki Kürt halkı, yakın zamana kadar bütünlüklü bir perspektifle kendini yeniden üretmede hep sorun yaşamıştır. Bu durumu yalnızca yaşanan katliamlara bağlamak gerçekçi olmaz. Katliam ve fiziki soykırım, kendini yeniden üretmeyi kesintiye uğratarak, toplumsal varlığı ortadan kaldıramayabilir. Fiziki soykırıma maruz kalmış halklara bakıldığında, katliamdan sonra hayatta kalanların, toplumsal varlığı sürdürebildiklerini görmekteyiz. Asıl tehlike, kültürel soykırımdır. Kültürel soykırım fiziki varlığın son bulması değildir. Sona eren halkların farklı kültürleri, hayat tarzları ve bağımsız topluluk olma duygularıdır. Böyle bir durumda fiziksel nüfusun varlığı, yalnız başına bir anlam taşımaz. Mitos, destan, hafıza, dil, değerlerle kodlanmış davranış ve ritüeller, stranlar, duygular ve algılayışlar kısacası kolektif gelenekler ve kültürel formlar anlam kaybına uğradığında, fiziki varlık başkalaşıma uğrar, hakim yapı içinde erir. Kendisi olabilen bir halk, içerdiği mensubiyetleri kuşatarak karakterize eden biçim ve gelenekler, onları birleştiren mit, anı ve sembollerle süreklilik kazanabilir. Dolayısıyla toplumsal varlığın sürekliliğini sağlamada kültürel değerler toplumun can damarlarıdır. Bunun için ortak olan sembolik ve düşünsel ögeler, kuşaklar boyunca onları bir arada tutan adet ve töreler, ortak olarak sahiplenilen, onları diğer halklardan ayıran duygular ve tavırlar önem teşkil eder.

Bir toplumu sembolize eden farklar koruna bildiği oranda, kendilik bilinci korunabilir. Bu anlamda Kürtlerin kapatıldığı sınırları aşarak, toplumu ortak duygu ve dayanışma ruhu içinde hareket geçirecek devindirici bir olgunun devreye girmesi hayati önemdedir. Bu rolü oynayacak kültürel ögenin ise, antik dönemde kalmış, günceldeki farklı düşünüş, inanış ve yaşayışları kuşatacak, kadim bir anı olarak ortak sahiplenmeyi gerçekleştirecek bir niteliğe sahip olması gerekir. Newroz/Demirci Kawa Efsanesi tam da böyle bir özelliğe sahiptir. O, kadim bir diriliş destanı olarak tüm toplumda ortak duyguyu ateşleyecek bir nitelik taşımaktadır.

Kürtler inanç zemininde farklı inanışlara sahip bir halk. Ekseriyeti Sünniliğin Şafii inanışına mensup olsa da Êzîdîler, Alevi/Kızılbaşlar, Ehl-i Haklar gibi farklı inanışlar da önemli bir yere sahip. İnanç zeminindeki farklılık, farklı siyasal sınırlar etrafında yaşanan parçalanmışlık zaman içinde ortak hafızanın oluşmasına da ket vurmuştur. İnanç ritüelleri, oruçları,  bayramları, söylenceleri, tarihsel anı ve anlatıları da inanç zemini üzerinden farklılaşmış, ayrışmıştır. Özellikle Kürdistan üzerinde egemenlik savaşı veren sömürgeci güçler, farklılıkları bir çelişki olarak görmüş, derinleştirmek için politikalar geliştirmiş ve ayrıştırmaya çalışmıştır. Özellikle Osmanlı Sultanları ve cumhuriyet elitleri ayrıştırıp, karşıtlaştırmayı temel politika haline getirmiştir. Toplumun birleştirici gücü olması gereken inanç zemini bu haldeyken, lehçeler üzerinden hayat bulan dilin de farklı bir durumda olmadığı biliniyor. Yine aşiretlere dayalı kapalı yaşam tarzının yarattığı handikaplar da dikkate alındığında durum daha vahim bir hale gelmiştir. İşte bu vahametin üstesinden gelebilmenin tek yolu, kültürel çeşitliliği de koruyacak şekilde toplumu seferber edecek ortak bir duygunun yaratılabilmesidir. Newroz’un, tarihsel ruhuna uygun oynadığı rol de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Çünkü kadim bir anı olarak, anlam kaymalarına uğrasa da onun tüm Kürtlerin hafızasında bir yeri var. Ancak yeni bir dayanışma ve birlik ruhunun yaratılması kendiliğinden olmayacaktır. Onun, derinlikli bir felsefi yaklaşım ve kapsayıcı bir politik anlayışla toplumla buluşturulması gerekmektedir. 

Kuzey Kürdistan’da yaşanan parçalanmışlık, sinmişlik ve sindirilmişliğe karşı 1960’lı yıllardan itibaren bir hareketlenme olsa da, toplumun geniş kesimleriyle temas kurulamaz, daha çok ekabirlerle sınırlı kalınır. Doğu ve Güney Kürdistan’da yaşanan gelişmeler ise parça temelli olup ülke ve ulus perspektifinden uzaktır. 70’li yılların sonlarına doğru Newroz, Apocu Hareket tarafından toplumun bütün kesimlerini içine alacak bir tutumun geliştirilmesi bağlamında ele alınır. Burada öne çıkan kaygı, farklılık ve çeşitliliğiyle ülke ve ulustur. Tüm farklılıkları ve çeşitliliği içine alacak, öncelikle düşünsel düzlemde parçalanmışlığı aşacak bir çıkış ihtiyacı, tarihin derinliklerindeki anılarda aranır. Newroz/Demirci Kawa Destanı, tüm Kürtlerin kadim anısı olarak devindirici bir rol oynayabilir. Newroz olgusu bu anlayışla, büyük bir ciddiyetle ele alınır. Önemli gösterilere sahne olsa da, çok daha geniş bir etki yaratma imkanı bulamaz. 12 Eylül darbesi, başlayan süreci kesintiye uğratır. Korkunun hakim olduğu askeri darbe dönemi olan 80’lı yıllar da ise ateşler de yakılamaz, hayat, bastırılmışlık ve sinmişlik içinde yaşanır. Direniş artık zindanlarda sürdürülür. 

21 Mart 1982 tarihinde Diyarbakır Zindanı’nda ‘Çağdaş Kawa’ olarak direniş tarihine geçen Mazlum Doğan’ın sembolik olarak üç kibrit yakarak yaşamına son vermesiyle simgeleşen Newroz, Kürtler açısından artık bir milattır. Gerçekleştirdiği eylemin ardından Kürt halkının direnişlerle dolu tarihine ismini Newroz ateşinin kıvılcımlarıyla yazan Mazlum Doğan’ın tarihsel eylemi, 1984 yılında başlayan silahlı direniş hareketiyle yeni bir anlama kavuşur. Zindanda sembolik olarak tutuşturulan üç kibrit, Çağdaş Kawa destanına dönüşerek kesintisiz sürdürülen Newrozun direniş ruhuna dönüşecektir. 21 Mart 1990’da Diyarbakır Surları‘nda tıp öğrencisi Zekiye Alkan’ın bedenini tutuşturması Newroz ateşine farklı bir anlam kazandırır. Bu eylemler Newroz’un siyasal bir nitelik kazanması ve direnişin fitilini ateşleme rolü oynar. ‘92 Newrozu’nda Rahşan Demirel’in İzmir Kadifekale’de kendisini yakarak yaşamına son vermesi, Newroz ateşinin batı illerinde yanmasının ifadesi olur. 1994 yılında Ronahî ve Berivan isminde iki genç Kürt kadınının Almanya’da bedenlerini ateşe vermeleriyle Newroz, Avrupa geneline de kitlesel gösterilere dönüşmeye ve yaygınlaşmaya başlar. Newroz ateşi ve direniş ruhu, artık Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafyaları içine alır.

1990’lı yıllardaki Newrozlarla başlayan ‘Serhildanlar’ ulusal, toplumsal, demokratik, kültürel ve zihniyet devriminin gerçekleşmesini sağlayacak yolu açmıştır. Böylece Newrozlardaki büyük Serhildanlar’ın açtığı yolda, Kürt toplumu hem yeniden kendi kimliğinin farkına varmış; kendi kültürüne, değerlerine sahip çıkarak kültürel soykırıma bir karşı duruş göstermiş, hem de Newrozlarla birlikte ortak duygu ve dayanışma içinde kendini yeni bir toplum haline getirmiştir. Böylelikle dört parçada, ortak bir ruh temelinde ulusal toplum düzeyine ulaşmayı başarmıştır. Üstte ulusallıktan uzak, parça ya da dar siyasal çıkarlara dayalı engelleyici yapılar olsa da toplum katında ulusal duygu, bilinç ve ruh oluşmuştur. Bunun en somut göstergesi, Kobanê’ye karşı gelişen saldırılara karşı dört parçada sergilenen ortak direniştir. Yine Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın sahiplenilmesi, dört parçada özgürlüğü için mücadele edilmesi de bu durumun göstergesidir.  


Kürdistan toplumu Newroz ruhuyla ulusal toplum olmayı başarmıştır

Her Newroz Kürt toplumunun değiştiği, dönüştüğü, yeni politik atılımlarla kendini yeniden ürettiği toplumsal mücadele günü olmuştur. Dolayısıyla dünya kamuoyu Kürt halkını önemli oranda Newrozlar üzerinden izlemiş, taleplerini ve gelişme düzeyini anlamaya çalışmıştır. Newroz aynı zamanda halkın Önderliğini sahiplenmedeki kararlılığını, silahlı direniş ile demokratik / siyasi direnişin nasıl örtüşerek diyalektik bir ilişki içinde geliştiğini ortaya koyan bir rol oynamıştır. Türkiye egemenleri de geliştirdiği politikaların başarı ve başarısızlığını önemli oranda Kürt halkının Newrozlara sahiplenme düzeyine göre sınamaya, anlamaya çalışmıştır. Elbette bugün artık bütün bu belirtilenler geride kalmıştır. İnkar ve imha politikaları boşa çıkartılmıştır. Kürt toplumu, içine kıstırıldığı çelikten zırhı parçalamış, yaşadığı bütün alanlarda düşünsel birliğini sağlamış, yeniden özgürleşen bir halk olarak tarih sahnesine çıkmıştır. 

Newroz’un direniş ruhuyla, köklü temelde Kürdistan’da sosyal devrim gerçekleştirilmiştir. Kadının, geleneksel rol ve statüleri parçalayarak yarattığı muazzam gelişme, devrimin en önemli yanını oluşturmaktadır. Yine toplum kapatıldığı geleneksel sınırları aşarak aşiretten, aileden, köyden, sokaktan, bir bütün olarak her alandan harekete geçmiştir. Tüm inanış, düşünüş ve yaşayış biçimleri farklılıklarıyla birbirine akmış, ortak dayanışma ve direniş ruhuyla birlik olmuştur. Egemenlikçi, cinsiyetçi ataerkil, hiyerarşik ilişkilerden kurtulan toplum her alanda ayağa kalkmıştır. Kürdistan’da bin yıllardır ezilen kadının ayağa kalkması, toplumun ne düzeyde harekete geçtiğinin, toplumsal depremin ve toplumsal değişimin ne düzeyde olduğunun en somut ifadesidir. Bu açıdan siyasal devrimden öte sosyal ve kültürel devrim karakteri, demokratik karakteri ağır basmıştır. Demokratik, sosyal karakteri güçlü olduğu için siyasal etkisi de güçlü olmuştur.

İşte gerçekleşen toplumsal demokratik devrimle birlikte Kürt toplumu kendisini demokratik kurumlarına, kültürel kurumlarına, ulusal kurumlarına kavuşmaya, mücadelesini bu örgütlenmeye dayanarak geliştirmeye çalışmıştır. Bugün Kürt toplumunun özgürlük ve demokrasi bilinci gelişmişse, giderek kendi kendini yönetecek bir düzeye gelmişse tabii ki bunda Newrozların ve Serhildanların rolü çok büyüktür. Bir taraftan 1990’lı yıllardaki Serhildanlarla birlikte demokratik kurumlarını, kültür kurumlarını, ulusal kurumlarını geliştirirken, diğer yandan da gerilla toplumu esas birleştiren temel yapı taşı olmuştur. Bütün gelişmelerde Halk Önderi olarak Sayın Öcalan’ın rolü ve emeği belirleyici önemdedir.  


Newroz özgür ve alternatif yaşamı inşa etmede yeni bir yol açmıştır

Günümüz Newrozları’nın özelliği, özgürlüğe giden yolun taşlarını döşemek olarak öne çıkmaktadır. Özellikle 2013 Newrozu’nda Sayın Öcalan’ın milyonların tanıklığında yayınladığı manifesto ile yeni bir sürecin içine girilmiş bulunuyor. Özellikle “Newroz’da Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri, Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum” sözleri, Newroz’a yüklenen anlam açısından da önem teşkil ediyor.  

Günümüz Newrozları, Kürt halkının alternatif yaşamı yanında artık demokratik-ulusun inşa ruhudur. Bu salt Türkiye için değil, tüm Ortadoğu açısından başarılması gereken bir görevdir. Rojava devrimi ve inşa edilmeye çalışan özgürlükçü sistem, yürünecek yolu açmış bulunuyor. 

Yine demokratik-ulus ve ortak vatan şiarıyla kuşanmış Newroz ruhunun güncelde bir sonuca ulaştırılması gereken görevlerinin başında Sayın Öcalan’ın özgürlüğü gelmektedir. Bu anlamda 2015 Newrozu, önderliği şahsında Kürt halkının özgürlüğünü kazanması anlamında kader belirleyici bir kilometre taşıdır.


Hayri ATEŞ