Newroz’dan öncesiydi; yeni bir gelişme bekleniyordu.

Barış’ın gündemden düşürüldüğü günlerde; büyük bir beklenti gözlemliyorum.

Öncesi ve sonrasında hiçbir karmaşa görmediğim, ancak bir bilinmeyene doğru gidildiğinin altını çizen Türk politikacılarına inat, Newroz için bir panaroma görüntülemek istiyorum…

Erdoğan, Yeni Zelanda katliamı akabinde, ABD’nin 11 Eylül’den sonra dünyaya hükmettirmek istediği hegemonya atağına benzer bir hamle başlatmak istemişti.

Ancak, Erdoğan’ın terörden yararlanma oyununu boşa çıkaran eylem, Yeni Zelanda menşeliydi: Kadın polisler başörtü taşıdılar ve tüm ülkede iki dakikalık saygı duruşu yapıldı. Yani, Erdoğan’ın kalpağının da düştüğü haftaydı.

Hapishanelerde 7 bini aşkın tutuklunun açlık grevinde olduğu günler. Leyla Güven’i ziyaret edenler kritik bir süreçten bahsediyorlardı ve Leyla Güven, onu sınırlar ötesi özgürlük eylemcisi yapan eylemini, ölmek için değil, sorumluluk taşıdığı için yaptığını duyurdu.

Leyla Güven’in eylemiyle Kürdistan’ın dört parçasına, giderek Avrupa’ya ve dünyanın birçok ülkesine yayılan açlık grevi eylemlerinin amaçları üzerine yapılan tartışmalar devam ediyordu.

Gözlemciler, açlık grevlerinin etkisinin yeni bir serhildana yol açacağı görüşündeler.

Newroz arifesinde, Hulusi Akar öncülüğünde “Sıfır noktasına“ inen Türk Generalleri, sanki Erdoğan Halifeliği’nin Rojava topraklarındaki gücünün, yükselen tansiyona mağlup düşeceğini biliyorlardı.

Newroz’dan bir gün sonra, YPG’nin de içinde olduğu SDG, Rojava’da ve Suriye topraklarında IŞİD’in tüm kalıntılarının temizlendiğini duyurdu; bu kelimenin tam anlamıyla bir Newroz sürpiziydi; Türkiye Rojava’da yenildi.

TEV-DEM Koordinasyonu dört yılı aşan çatışmalarda 12 bin savaşçının yaşamını yitirdiğini ve bu sayının 8500’ün Kürt olduğunu duyurdu.

“Bijî berxwedana zidanan“ bu Newroz’un sürpriz sloganıydı.

Kürdistan’daki çözüm politikasına uygulanan tecride son vermek amacıyla yapılan açlık grevlerinin sembolü Leyla Güven’i ziyaret eden Eren Keskin, Güven’de “Vedat Aydın kararlılığı” gördüğünü ve Leyla Güven’in eyleminin genel çözümsüzlük politikasına karşı olduğunu altını çizdi.

Berlin Mezopotamya ve İbrahim Xelil Camiileri, Newroz kutlama ilanlarında, rütbesini biraz abartmış olsalar bile, Erdoğan’ı “Asrın Dehak’ı” olarak isimlendirdiler.

Strasbourg’daki eylemci Ekrem Yapıcı: “Öncelikle Rojava’daki zaferi kutluyorum“ dedi.

Kritik bir noktada olduğu haberini aldığım Strasbourg eylemcisi Yüksel Koç: Newroz’un “tecridin kırılmasında anahtar“ olacağının altını çizdi.

Ve Newroz öncesi ve sonrasının Türkiye’sine dönüyorum: atmosfer korku yüklü.

Korku iktidarı, kaybetmekten korkuyor ve son olarak, “Korku’nun Temel Formları” yapıtının yazarı Fritz Riemann’ın aynı zamanda Türkiye’deki hakim “histerik korku“yu tarif eden satırlarını aktarıyorum:

“Önemsizleştirme… onaylama yoluyla gerçeklerden kaçınma… irrasyonel ve inanılmaz davranışla… rekabet etmek, özeleştiri eksikliği… abartılar, genellemeler, dramatizasyon, entrikalar…”