Şubat ayının sonuna geldik. Bahar ve Newroz Kürdistan’da yeni bir yaşam ve umutların yeşermesi ve canlılık içerir. Bahara, özellikle Newroza Kürtler tarihsel ve güncel olarak büyük anlamlar yüklediler. Herşeyini kaybetmiş, herşeyi elinden alınmış bir halkın kendisini ve kimliğini geri istemesi ve bunu almak için olağanüstü direnişler sergilemesini de içermektedir. Varlık, yaşam, özgürlük ve gelecek gibi yaşamsal kavramlara Kürtler bahar ve Newrozla içerik ve anlam kazandırdılar. Bu açıdan Şubat’ın yerini Mart’ta bırakması her açıdan dikkatle izlemeyi ve büyük hazırlıkları, hesaplaşmaları getirecektir.
Hükümet, Haziran seçimlerinden sonra demokratik reformları gündemine alsaydı ve İmralı ile görüşmeleri sürdürseydi bu Newroz kuşkusuz daha anlamlı olacak ve barış umutlarını daha yükseltecekti. Ancak hükümet baskı, operasyon ve tutuklamalara hız verdi. Kış boyu ölüm kusan operasyonlar durmadı. Metreler bulan kara kışın beyaz karına Kürt gençlerinin kanı serpildi. Kürtleri her yönüyle kuşatmaya ve kıstırmaya çalıştılar. Umut yerini öfkeye, barış beklentisi ise ne pahasına olursa olsun direnişe odaklanmayı gerektirdi.
Altı ayı aşkın bir süredir İmralı toplumdan koparılmış, katı bir tecride tabi tutulmuştur. Hak, hukuk bir tarafa atılmış, Kürtlerin hassasiyetleri ve değerleri hiçe sayılmıştır. Bir savaş stratejisinin parçası olarak Kürtlerin lideri tam izole edilmiş, bunu da; “başı ve gövdeyi birbirinden kopardık“ diye tanımlamışlardır. Burada yasaların ve hukukun hükümet tarafından bilinçli bir şekilde ortadan kaldırıldığı ilan edilmiştir.
Altı bini aşkın Kürt politikacı ve seçilmiş yöneticiler hapislere doldurulmuş ve her gün yeni operasyonlarla güne başlıyoruz. Bu insanların hiç biri eline silah almamış ve silahlı eylemlerden ötürü yargılanmıyorlar. Tümüyle legal ve demokratik platformda kalarak çalışmışlardır. Ancak hükümet Kürtleri taraf olmaktan çıkarmak için karar almış olduğundan dağ ve legal alan dahil nerede örgütlü bir yapı varsa üzerine yürümüştür. Ağır silahlar ve yoğun teknik kullanarak gerilla güçlerine verebildiği kadar zarar vermeye çalışmıştır.
Hapislere alınanlar tümüyle bir rehin alma statüsündeler. Mahkemeler özel yetkili ve Kürtçe dil yasağı yüzünden tamamen tıkanmış durumda. Devlet hala Kürtlerin hangi dille konuşacağına karar veriyor ve Kürtlere tercih hakkı tanımıyor. Eline silah almamış binlerce insanı yargıtay kararıyla silahlı örgütten ağır cezalarla içeride tutacaklar. KCK bir örgüt değil, bir sistem, toplum grupları örgütlemesi. Buna rağmen KCK birden silahlı bir örgüt oldu.
Türkiye’de basın ve aydınlar dahil kimse bu garabet üzerine gitmedi. Bu hukuk dışı ve tümüyle siyasi ihtiyaçlara göre oluşan kararın binlerce insanı mağdur edeceği ve yıllarına mal olacağı üzerinde durmadılar. Konu Kürtler oldu mu, her türlü yönelim ve baskı biraz daha normal karşılanıyor. Çünkü tarihsel bir şekillenme ve ırkçılığın derin etkileri var. Kürtler 1920’lerden beri ırkçı bir politikanın hedefi oldular.
Savcılar MİT müsteşarı için tutuklama kararı çıkarınca Hükümet hızla harekete geçmiş ve onların yargılanmasını engellemek için acele bir yasal düzenlemeye gitmiştir. Ve Başbakan Erdoğan “seçilmişleri atanmışlara ezdirmeyeceğiz“ diye açıklamada bulundu. Söylem kulağa hoş geliyor. Ancak ilkeli ve tutarlı bir pratik ve içerikten oldukça uzak bir söylemdir. Ortada ezilen bir seçilmiş de yok. MİT yetkilileri seçilmiş değiller. Ancak ucu hükümete dayanacağı için bu duyarlılık gösterilmiştir. Aynı başbakan seçilmiş ve halen hapiste olan milletvkilleri için parmağını kıpırdatmamıştır. Yasal olarak dokunulmazlık kazanan ve halkın iradesini temsil edilen milletvekillerinin hapiste kalması için başbakan fetva vermiştir.
Hukuksuzluk, baskı ve operasyonların hedefindeki Kürtler ne yapmalıdır? Görüldüğü kadarıyla AKP Hükümeti ortaya çıkan MİT krizinden sonra da Kürtleri ezme ve bastırma politikasından taviz vermek niyetinde değildir. Oldukça katı ve net görünüyorlar. Kürtler, Newroza imha ve bitirme politikası ve sert saldırı, baskılar altında hazırlanıyor. İş yapan, örgütlemede görev alabilecek herkesi hedefliyorlar. İş öyle çığırından çıktı ki, faili meçhul cinayetleri bir dönem artık sıradan vatandaşları da hedefler hale gelmişti. Korku ve terör sokaklarda kol geziyordu. Herkesi korkutmak ve sindirmek hedeflenmişti. Aynı zihniyet tekrar hortlamış durumda. Artık sıradan insanları da hedeflediler. Amaç kimse sokağa çıkamasın, hak arama eylemlerine ve demokratik gösterilere katılamasın.
Bu baskı ve terör ancak askeri darbe ve olağanüstü yönetimlerde görülebilecek cinsten ama Türkiye’de günlük yaşamın bir parçası olmuş durumda. Fethullahçı ve yandaş basın da bunun öncülüğünü yapmaktadır.
Bu durumda Kürtleri zor ve tarihsel görevler beklemektedir. Onlarca yılın birikimi olan kazanımlarını ve örgütlü yapılarını korumaları en temel insanı ve demokratik haklarıdır. Kimse Kürtlere haklarınızdan vazgeçin, boyun eğin diyemez. Bu durumda Kürtlerin varlığını ortaya koyarak direnmeleri haklarıdır. Direnmekten başka seçenek de Kürtlere bırakılmamıştır. Doğal olarak bu halk Newrozun tarihsel ruhuna uygun özgürlük ve direniş bayrağını daha da yükseklere çıkaracaktır. Newroz, İmralı’dan Kürtlerin yaşadığı heryere, dosta düşmana bir cevap olacaktır. Kürt halkı önderliğini ve özgürlüğünü kimseye ezdirmeyecektir.