AKP’nin mevcut durumda çözüm kapılarının tümünü kapattığını belirten KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, „Bu kapıyı açmak için güçlü bir birlik, irade ve direnişe ihtiyaç vardır. Kesin olan şey bu gerçekliktir. Bu açıdan özellikle içine girmekte olduğumuz bu Newroz süreciyle beraber tüm halkımız, kendi öz gücüyle mücadelesini yürüterek, çözümü dayatmalı“ dedi.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Newroz’un önemi, Ulusal Kongre ve Türkiye’deki eğitim tartışmaları kapsamında Kürtçe eğitim konularında ANF’nin sorularını yanıtladı.

Mart ayı ve Newroz Bayramı Kürtler açısından önemlidir. Her yıl Newroz yaklaştığında Kürt toplumunda heyecan artmakta ve değişik tartışmalar yapılmaktadır. Öte yandan Türk basınında doğruluğu çok şüpheli olan bir takım haberler çıkmaktadır. Nasıl bir Newroz sürecindeyiz?
Mart ayı gerçekten de Kürdistan halkı açısından çok anlamlı bir aydır. Örneğin 5 Mart 1991, Güney Kürdistan’da ayaklanmanın başladığı gündür. Yine 12 Mart, Qamişlo’da gerçekleştirilen katliama karşı bir direniş günüdür. Ha keza 12 Mart’ta Gazi’deki katliama karşı Kürt-Alevi halkının direniş geliştirdiği bir süreç vardır. Yine 16 Mart’ta Halepçe Katliamı yapıldı.
Bildiğiniz gibi 21 Mart, Newroz Bayramı’nın gerçekleştiği, Demirci Kawa’nın öncülüğünde Med Hareketinin zorbalığa, diktatörlüğe karşı zafer kazandığı bir gündür. Direnişin yükseltildiği ve zafer kazandığı bir gündür.
Yine 21 Mart, Diyarbakır zindanında Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın üç kibrit çöpüyle direnişi başlattığı gündür. 28 Mart, Büyük Komutan Mahsum Korkmaz yoldaşın şahadete ulaştığı gündür. 21 Mart’tan 28 Mart’a kadar olan günler Kahramanlık Haftası olarak ilan edilmiştir.
Kürtlerin Mart ayını karşılama düzeyi, yılı da karşılama perspektifini açığa çıkarmaktadır. Bu yüzden Newroz Bayramı’nı sürece uygun bir biçimde kutlamak, Kürdistan Özgürlük Hareketi ve tüm Kürt halkı açısından çok önemlidir.
Newroz, bir direniş, birlik ve özgürlük bayramıdır. İsyanın zafere ulaştığı bir gündür. Kürtler tabii ki bu Newroz geleneğini çağa ve güne uyarlamaktadır. Bugün Kürtler kendi özgürlük mücadelelerini sürdürürken, her Newroz yeni bir hamle süreci olur, yeni bir çıkışın perspektifini açığa çıkarır.
Biz 2012 yılını önemli bir yıl olarak tespit ettik. Bu açıdan da 2012 yılı Newroz’u da önemli bir toplumsal eylemlilik süreci haline gelmek durumundadır. Her yıl olduğu gibi halkımız bu yıl da Newroz’u yüksek bir coşku ve kapsamlı bir toplumsal katılımla karşılamalıdır. Yani Kürt siyasetçilerinin “bu yılki Newroz daha farklı olacak” söylemleriyle ne kastettiklerini net olarak bilmiyorum. Ama sanırım bundan kastettikleri şey, bu yılın daha anlamlı, daha kapsamlı ve daha çok mesaj veren bir çerçevede kutlanacağı anlamında ifade edilmiştir. Öyle olması da gerekir.
Öte yandan Türk basınının haberleştirdiği bazı haberler tamamen kasıtlı ve psikolojik savaş çerçevesinde geliştirilen; geniş toplumsal kesimlerin katılımını önlemeye dönük yalan haberlerdir.
Kürt ilgili kurumlarının kamuoyuna yansıttıkları biçimiyle bu yıl Newroz Bayramının resmi kutlamaları 18 Martla başlayacak. Biri Amed merkezli, diğeri de İstanbul olmak üzere iki yerde ilk kapsamlı kutlama şenliklerinin düzenleneceği ilan edildi. Bu anlamlıdır. Her iki yerde de mesaj içerecek düzeyde bir başlangıç olacaktır. Özellikle Amed Newroz’una katılım, Newroz’un rengini belirlemektedir. Yani Amed Newroz’u önemlidir. 


Hangi açıdan önemlidir?
Amed Newroz’u Kürt halkının birliğini, gücünü ve çözüm perspektifini yansıtma açısından belirleyici ve önemlidir. Aynı şekilde Kürt halkının Türkiye’ye bakışını, Türkiye halkıyla ortak projesinin hem Türk hem de Kürt halkına sunulması açısından İstanbul Newroz’u da önemli olmaktadır. Bu nedenle halkımızın özellikle Amed ve İstanbul Newroz’una güçlü katılması ve başlangıcı çok güçlü bir biçimde yapması, Newroz’un diğer günlerini de belirleyecektir. Aslında yılın perspektifini, Kürt toplumsal hareketinin yaklaşımını ortaya koyacaktır. Bu açıdan ben özellikle yurtsever Kürdistan halkının Amed Newroz’una çok güçlü katılmasının anlamlı olacağını belirtmek istiyorum.
Kürtlerin dünya kamuoyuna sesinin duyurulması, mesajın verilmesi, çözüm perspektifinin sunulması açısından önem taşımaktadır. Özellikle de AKP devletinin sürdürmekte olduğu KCK adı altındaki operasyonlarının hiçbir sonuç almadığını, Kürt halkını geriletmeyeceğini, sindiremeyeceğini ve Kürt halkına geri adım attıramayacağını göstermek açısından çok çok önemlidir. Bu bir test olacaktır. Amed Newroz’una güçlü katılım, Kürt halkının KCK adı altında sürdürülen siyasal soykırıma bir cevabı olacaktır. Bu açıdan geniş kitlelerin Amed Newroz’una çok güçlü katılım göstermesi herkese mesaj vereceğinden dolayı önemlidir. Bu nedenle psikolojik savaşın yarattığı yalan haberlere aldanmadan, Amed Newroz’unu büyük bir şenlik havasıyla kutlamak üzere herkesi Amed Newroz’una katılmaya çağırıyorum.
Nasıl ki, 2012 yılı önemli bir yılsa, 2012 Newroz’u da çok önemli bir Newroz olacaktır. Özellikle önümüzdeki süreci ve yılı halkımızın geleceği açısından stratejik bir süreç olarak görmekteyiz. Bu açıdan da bu Newroz’a tüm yurtsever kesim ve çevrelerin bütün güçleriyle katılım göstermeleri gerekmektedir.

Ulusal Kongre’ye ilişkin bir tutum belgesi yayınladınız. Oldukça kapsamlı bir belgeydi. Bununla vermek istediğiniz mesajı veya amacı izah eder misiniz?
Kürt halkının birlik sorunu kendisini dayatmış bulunmaktadır ve Kürdistan’daki hiçbir siyasi anlayış artık bundan kaçınamaz. Neden? Çünkü, Ortadoğu bölgesi önemli bir alt-üst oluş sürecini yaşamaktadır. Bbölgenin yeniden yapılandırılmaya doğru gitmekte olduğu görülüyor. Kürtler de önemli bir aktör olacaklardır. AKP devletinin bütün amacı Kürt halkının Ortadoğu’da kaynayan süreçten etkilenmesinin önüne geçme çabasıdır. Fakat bu sürecin yaşadığı atmosfer çok devindirci bir atmosferdir. Tüm bölgeyi saracak bir alev biçiminde yoğunlaşarak, gelişmektedir. Kürt halkının da bundan etkilenmemesi mümkün değildir. Bu konuda AKP’nin, Türk devletinin geliştirdiği çabalar sonuçsuz kalmaya mahkum çabalardır. Çünkü hiçbir güç ve kuvvet bölgedeki özgürlük dalgasının önüne geçemez. Bu nedenle Kürt halkının kendi mücadelesini daha yetkin bir biçimde geliştirmesi için kendi arasında ortak bir stratejiye, anlayışa ve bir birliğe mutlak bir biçimde ihtiyaç vardır. Biz, bunun basit, yüzeysel, sıradan herhangi bir toplantı gibi değil de bazı ilkelere dayalı geliştirilmesi ve kalıcı bazı temelleri atması, yine icra kurumlarıyla daimiliğini sürdürmesi, güncel politikaya etki yapacak bir kurumlaşmayı geliştirmesini çok önemli görüyoruz. Bunun için tutum belgesini ve görüşlerimizi kamuoyu, halkımız ve tüm siyasi çevrelerle paylaşmayı önemli buluyoruz.
Evet, basın yoluyla kamuoyuna sunuldu ama bu aynı zamanda tüm Kürt siyasi çevrelerine yapılmış bir sunumdur. Kuşkusuz bu bir tartışma taslağıdır, bizim görüşlerimizdir. Nihai kararı -eğer toplanırsa- Kongre verecektir.
Özellikle Newroz öncesi böyle bir tutum belgesini Mart ayında sunmamızın da anlamı vardır. Bu belge aynı zamanda tüm Kürt siyasi hareketlerine bir birlik çağrısı gibi de algılanabilinir. Biz Newroz ruhuyla gelişecek olan direnişin ve mücadelenin bir birlikle taçlandırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Zaten Newroz bir direniş, özgürlük ve birlik bayramıdır. Dolayısıyla Newroz haftasına doğru gidilirken böyle bir tartışmanın gündeme girmesinin de ayrıca bir anlam ve önemi vardır. Yine bölgedeki bu konjonktürel durumun özelliğinden ötürü az önce de belirttiğim gibi 2012 Newroz’unun tamamen ulusal, demokratik bir karakterde karşılanması, güçlü bir toplumsal katılımın yapılması da önemli bir başlangıç olacaktır. Biz bu açıdan hem Newroz’un önemli bir başlangıcı gerçekleştirmesi ve hem de ulusal birlik sürecinin gündemleştirilmesinin beraberinde belli sonuçlar yaratacağını düşünmekteyiz.

Kürtçe eğitim tartışılmaz bir haktır


Türkiye’de eğitim ile ilgili yoğun bir tartışma var. 4+4+4 formülü ekseninde gelişen tartışmalar konusunda sizin görüşünüz nedir?

Şimdi Türkiye temel eğitim konusunu çok önemle ele alıyor, bu doğrudur da. Bugün AKP ve Fethullah koalisyonunun iktidarı Türkiye’yi kendi anlayışına göre yeniden biçimlendirmektedir. Bunun karşısında eski sistemi savunan kesim de tüm gücünü ortaya koymuş bulunuyor. Şimdi bizim açımızdan sorun şudur; mademki 4+4+4 konusu yani temel eğitim konusu bu kadar önemliyse peki neden Kürtlere ve Kürt çocuklarının eğitimine aynı önem verilmemektedir? Bu temel eğitim kendileri için o kadar önemli de, Kürtler için neden önemli değildir? Onlar kendi çocuklarının eğitimine bu kadar önem veriyorlarsa, peki bu durumda Kürt çocuklarının durumu ne olacak? Bu çocukların kendi anadili dışında başka bir dille eğitim görmesi, bunu ana-babalarının iradelerine rağmen zorla dayatmak ne anlama geliyor? Ben de ilkokula gittim ama ben üç-dört seneye kadar da zor bela Türkçeyi çözebildim. Şimdi bu konuda Kürt çocukları dezavantajlı konumdadırlar. İlk üç-dört yılı bir kere ancak Türkçeyi öğrenmekle geçirmekte, bu konuda ciddi bir zorlanmayı yaşamaktadırlar. Biz bu tartışmalar açısından şunu söylüyoruz; bu yürüttükleri 4+4+4 tartışması Kürtlerle ilgili bir tartışma değildir. Onların kendi çocuklarının eğitimine çok önem verdikleri fakat konu Kürtlerin anadilde eğitim hakkına geldi mi bunu es geçtikleri görülmektedir. Bu konuda Kürt halkına dayatılan asimilasyon işte buradan başlıyor. Şimdi Erdoğan bazen asimilasyonun ortadan kalktığını söylüyor. Asimilasyonun başladığı yer, beş yaşındaki çocuğa yabancı bir dilin zorla dayatılmasıdır. Halkımız bu tartışmalardan kendisi için sonuç çıkarmalıdır. Sizin için bu kadar önemliyse bizim için de bu kadar önemlidir. Soruna bu eksende yaklaşmak gerekiyor.
En son Türk Milli Eğitim Bakanı “Kürtçenin seçmeli dil olmasının ne mahsuru var” dedi. Kürtçenin ne gibi bir eksiği var ki, seçmeli bir ders olsun? Kürtçe bir anadil değil midir? Bir halkın, bir toplumun anadili değil midir? Anadilde eğitim hakkı doğuştan gelen bir hak değil midir? Bu bir insanlık hakkı değil midir? Neden seçmeli ders olacakmış? Kürt dili Kürdistan’da temel eğitim dili olmak zorundadır. Bu hak tartışılmamalıdır bile. Sömürgecilik zorla dayatılacaksa o ayrı bir şeydir. “Kürtçe bir medeniyet dili değilmiş” ya da “Kürtçe seçmeli ders olursa ne olacak ki” deniliyor. Bunlarla Kürt halkını oyalamaya çalışıyorlar. Bir taraftan çeşitli vaatlerle Kürt toplumunu bekletmeye dönük bazı girişimler var. İşte en son dün Abant platformunda da bazı hususlar tartışıldı. Peki bunun pratiği nerededir? Bir taraftan öyle tartışılıyor ama öbür taraftan da Yargıtay, Kürtçe anadiliyle savunma hakkını reddeden bir karar alıyor. Kürt halkı şimdiye kadar birçok dönemde hep avutuldu, hep yanıltıldı. Bir bakan da “ben Kürt siyasetçilerine, Kürt annelerine sesleniyorum” diyor. Sen Kürt siyasetçisi bırakmadın ki, hangi siyasetçiden bahsediyorsun? Sen Kürt siyasetçilerini kanadı kırpılmış kuşa çevirmek istiyorsun. Yedi bine yakın çalışanını, kadrosunu içeri atmışsın. Teslim almak, iradelerini kırmak istiyorsun. Bu ne seslenmedir, sen kime sesleniyorsun? Önce bu sömürgeci zihniyetten, baskıdan; insanları çağdışı, ilkel bir biçimde sopayla yola getirmekten vazgeçmelisiniz.
Kürt halkını beklentiye sokarak, işte bahar aylarıdır, mücadele dönemi gelmiştir. Tüm çabaları nasıl mücadeleyi gevşetirim, noktasına yöneliktir. Kimisi “görüşmeler oldu, olacak” kimisi „anayasa şöyle olacak, böyle olacak“ demektedir. Tüm halkımıza, tüm ilgili yurtsever çevrelere buradan açıkça şunu söylüyorum;
-  Hiçbir görüşme durumu yoktur, mevcut koşullarda da olması mümkün değildir. Bunun tek bir yolu vardır o da Önder Apo’nun özgürleştirilmesi, Önder Apo’nun görüşmeleri dışarıda başlatmasıdır. Görüşmelerin başka da başarıya gitme şansı yok, gelişme durumu ve ortamı da yoktur.
- Mevcut AKP zihniyetiyle Kürt sorununu çözecek bir anayasanın geliştirilmesi mümkün değildir. Bu kadar Kürt siyasetine karşı siyasi soykırımı geliştiren bir zihniyetten demokratik bir anayasa, Kürt sorununu çözen bir anayasanın çıkması mümkün müdür? Mümkün değildir.
Şu var; biz halk olarak gücümüzü ortaya koyar, bu zihniyeti işlemez kılarsak, gereken cevabı verir ve kendimizi yanıltmazsak, doğru bir yöntemle mücadeleyi geliştirirsek, derinleştirirsek, direniş temelinde gücümüzü ortaya koyarsak, o zaman çözüm noktasına gelebilirler. Ama şimdi tüm çabaları bölgede kaynayan süreçten Kürtlerin etkilenmemesidir. Herkes özgürlük diye sokağa çıkıyor, acaba Kürtler de çıkacak mı, çıkmayacak mı diyerek, her gün Kürdistan sokaklarında insan avlıyor; faşizm ve zulüm uygulanıyor. Bu zulmün uygulandığı bir ortamda demokratik anayasanın oluşturulması mümkün mü? Kimi kandıracaksınız? Böyle bir şey mümkün değildir. Bir oyalama ve kandırma taktiği var. Psikolojik savaşın bu biçimde yürütülmesi söz konusudur.
En son başbakanın Mardin’de yaptığı konuşma aslında Kürt halkının iradesine ve değerlerine hakaret anlamına gelmektedir. Mardin’de, Kürt halkının yurtsever, özgürlükçü çizgisine karşı resmen bir savaş ilanı ve mücadele başlatılması anlamına gelen bir start vermiştir. Bu nedenle kimse kendisini bu konuda yanıltmamalı, kimse kendisini saf hayallerle kandırmamalıdır. Ortada bir sömürgecilik durumu var. Bu sömürgecilik Kürt toplumunu bastırmak, Kürt siyasetini teslim almak istiyor. Böylelikle bazı işbirlikçiler de yaratarak ve onlara rol biçerek, farklı bir yapılanma geliştirme temelinde Kürt halkının Ortadoğu bölgesindeki bu hareketlenmeden istifade etmemesi için elinden ne geliyorsa onu yapmak istiyor. Bir taraftan Kuzey’de bu kadar baskı ve şiddet uygularken, öbür taraftan da Güney siyaseti yoluyla acaba ben Güney Kürdistan, Batı ve Doğu Kürdistan’ı da kontrol altına alabilir miyim, alamaz mıyım, hesaplarını yapıyor. Yani böylece Kürt halkını kıskaca alma politikası söz konusudur. Ortada Kürt sorununu çözme politikası yoktur. Böyle bir durum söz konusu değildir. Bu açıdan kimsenin Kürt halkını yeni beklentilere sokmasına gerek yoktur. Kürt halkı da bu tür şeylere artık aldanmamalı, mücadelesine yönelmeli, halk ve toplum olarak haklı davasına sahip çıkmalıdır. Halkımızın her zeminde ve her platformda gücünü ortaya koyarak, gerek yurtdışında ve gerekse de yurtiçinde mücadelesini yükselterek, Kürt sorununun çözümünü dayatması temelinde ancak bir çözüm gelişebilir. Türkiye yeni bir karar alırsa sorun o temelde çözülür. Yeni bir karar almadan mevcut karar Kürt halkının dinamiklerini tasfiye etme kararıdır. Sindirme kararıdır. AKP devleti bu kararından vazgeçerse ve yeni bir karar alırsa o vakit Kürt sorununun çözümü söz konusu olabilir. Yoksa bu ortamda bütün ulusal ve uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, İmralı işkence sistemini sürdürmesi, Kürt siyasetine karşı ağır bir uygulamanın yapılması ortamında çözümden bahsetmek kendini kandırmaktan başka bir şey değildir.
AKP mevcut durumda çözüm kapılarının tümünü kapatmıştır. Bu kapıyı açmak için güçlü bir birliğe, güçlü bir irade ve direnişe ihtiyaç vardır. Kesin olan şey bu gerçekliktir. Başka biçimde yaşanan süreci ele almak kesinlikle yanlıştır. Bu açıdan özellikle içine girmekte olduğumuz bu Newroz süreciyle beraber tüm halkımızın gerçekleri daha doğru görmesi, kendi öz gücüyle mücadelesini yürüterek, çözümü dayatması, kendi çözümünü bu biçimde yaratması gerektiğini önemle vurgulamak istiyorum. 


GÜLİSTAN TARA - ANF/BEHDİNAN