Artık Kürt sorunu Türk devletinin istediği gibi çözmek bir tek koşula bağlı: Kürt halkını bölgeden dünyanın dört bir yanına dağıtma koşuluna... Yani Kürdistan’ı „insansızlaştırmaya”... Hukuk diliyle söylersek, „jenoside”...

Türk devletini yönetenler çok eskiden beri bu sonuca varmışlardı. O nedenle Dersim Soykırımından beri, Kürdü „göçertmek” „milli siyaset” oldu.

Şu anda tahminen Kürdistan’da yaşayan kadar Kürt Türkiyen’nin dört bir yanında ve dünyanın birçok ülkesinde yaşamakta.

Bazı Kürdistan şehirlerinde, özellikle „dış çeperde” bu strateji amaca ulaşmış olmakla birlikte, Kürdistan genelinde başarısızlık çok açık.

Başarısızlığın iki nedeni var:

Birincisi PKK’nin ortaya çıkmasıyla, Kürt halkı Kürdistan’ı „bilinçli” olarak „vatan” saydı. Vatanını savunma güdüsüyle toprağına sahip çıktı.

İkincisi ise bütün çabalara, halkı yoksulluğa mahkum eden tüm adaletsizliklere rağmen, „doğum” oranını devlet düşürmeyi başaramadı. Yüksek doğurganlık, „göçlerle” kaybedilen „nüfusu” büyük ölçüde karşıladı.

„Şehirleri yakıp, yıkarak” yaklaşık yarım milyon insanı „sürgüne zorlayan” AKP iktidarı, halkın bilinç düzeyinin yarattığı duvara kafasını vurdu: Halk büyük ölçüde yıkılan şehirlerden „Batıya” göç etmedi. Kürdistan’da kaldı.

Suriyeli göçmenleri Kürdistan’a yerleştirerek demografiyi değiştirme planları da umutsuz. Çünkü Suriyeli mülteci, yönünü Batı’ya ve oradan da Avrupa’ya çevirdi.   

Demek ki, Türk devleti, Kürdistan’da Kürtlerin çoğunlukta olduğu şehirlerle birlikte yaşamak zorunda. Daha doğrusu, ya bu „ortak yaşamayı” kabullenecek ve bunun gereği olan „çözüm sürecini” başlatacak... Ya da burnunun dikine gidecek, „insansızlaştırıp” işgal etmek istediği Kuzey Kürdistan’ı tamamen kaybedecek...

Başka bir yol yok.

Üstelik Kürdistan parçalarının stratejik durumu kökten değişti. Güney Kürdistan para basma dışında, federal bir devlet konumunda. Rojava’nın Suriye’de federal bir statü elde etmesi artık büyük ölçüde kesinleşti. Belirsizlik, kantonların birleşmesiyle ilgili. Türk devleti Efrin’i „işgal” etme dışında, Rojava’daki fiili durumu değiştirme gücüne sahip değil.

Kuzey Kürdistan’da Barzani iktidarı sanılandan daha güçsüz. Karşısında Öcalan’ın düşüncelerini kabul eden güçler de içinde olmak üzere, karşısında giderek güçlenen bir muhalefet var. Perspektif, uzak olmayan bir gelecekte bu muhalefetin Güney’de halk çoğunluğunu sağlayacağı yönünde.

Ve İran...

ABD adım adım İran’a karşı harekete geçmeye hazırlanıyor. Bu durum İran’da dengeleri değiştirir. İran’ın „demokratikleşmeye” zorlanması ile birlikte, şimdi „şekli” olan İran’daki Kürdistan Eyaleti PJAK’ın öncülüğünde gerçek bir statüye dönüşür.

Sanırım yazının nasıl bağlanacağını farkettiniz: Bu üç parçadaki devrimci değişimler Türk devletinin Kuzey’deki egemenliğini de yıkar.

Sonuç ne olur?

Petrolü, doğal gazı ve Fırat-Dicle gibi uygarlıklar yaratan iki muazzam su yolu ile Kürdistan’ın dört parçası, içinde bulundukları devletleri „demokratikleşmeye” ve „demokratik uluslaşmaya” zorlar, aynı zamanda dört parçayla birlikte dört devleti de „refah toplumu”na dönüştürür.

Bu Ortadoğu’nun kurtuluşu olur.

Sanırım çok „iyimser” bir yazı oldu.

Olsun... Zorlukları ve tehlikeleri biliyorsanız, „devrimci iyimserlik”, size bu zorlukları ve tehlikeleri yenme gücü aşılar.

Faydalıdır yani...

Şey...Unuttum. Abdülkadir Selvi’den söz edecektim. Dün şöyle yazdı:

„Sonbahar, Kürt sorununun çözümünde yeni eşik oldu. Peki sonbaharla birlikte bu sonuçlar alındıktan sonra ne olacak? Ona göre (Selvi’ye demeç veren yetkiliye göre) terörle mücadele ya hızlanır ya da yeni bir durum değerlendirilmesi yapılarak sosyal politikalara dönülür.”

Görüyorsunuz işte. Kış aylarında ne deniyordu: „Nisan ayı geldiğinde artık PKK’nin adını duymayacaksınız”...

Şimdi „karşı devrimci Nisan iyimserliğinin” yerinde yeller esiyor; şimdi „sonbahar”dan söz ediliyor. Dahası, artık „terörle mücadele ya hızlanır, ya hızlanır” gibi aptalca böbürlenmelerin yerini „ya hızlanır, ya da hızlanmaz” gibi bir „şüphe” alıyor.

„Karşı devrimci iyimserlik” insan doğasına aykırıdır. „Devrimci iyimserlik” ise şu bayram gününde içimizi ferahlatır.

Bayramınız mübarek olsun!