20 yaşındaki okuduğu bir kitapla Kürtlerle tanışan, ardından Kürdistan’a giden Amazigh halkından Malika Voisin ”Bu gezi hayatımı ve geleceğimi şekillendirdi” diyor.

 2016’ta savaşlara karşı 7 ay süren Uzun Yürüyüşte 2 bin 250 kilometre yol kateden ve Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen Malika, 2017 yılında da sınırları protesto için Fransa’da 700 kilometrelik bir yürüyüş gerçekleştirmiş.

Lüksemburg-Strasbourg Uzun Yürüyüşünde de yer alan Malika, Kürtlere, ”Verdiğiniz mücadeleden dolayı ilerici insanlık size minnettar. Bir gün herkes sizin insanlığa yaptığınız bu katkıyı görecek” diyor.

 

ERKAN GÜLBAHÇE  /  STRASBOURG

Lüksemburg’dan Strasbourg’a “Abdullah Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Statü ve Efrîn İşgaline Hayır” sloganı ile geçen yıl gerçekleşen Uzun Yürüyüşte İspanya’nın özerk bölgesinden bir grup Amazigh kökenli aktivist ile söyleşi yapma şansı yakalamıştım. O ana kadar pek bilmediğim, genelde Roma imparatorluğu tarafında aşağılamak amacı ile “Barbar” diye nitelendirilen ve zamanla “Berberi” olarak değişen isim ile tanıdığım Amazigh halkını, son bir yıl içerisinde daha yakından tanıma fırsatı buldum. İspanya’nın güneyinden başlayarak Afrika kıtasının derinliklerine kadar yayılan bir coğrafyada yaşayan Amazighler, bölünmüşlükleri, politik duruşları ve verdikleri mücadelelerle adeta Kürtlerin ruh ikizi gibiler. Aynı kaderi paylaşan iki halk son zamanlarda mücadelesini ortaklaştırma noktasında bir çaba içerisinde. Birçok Amazighli genç Kürtler ile ilişkileniyor, kazandıkları deneyim ile Amazigh halkının mücadelesini örgütlemeye çalışıyor.  Abdullah Öcalan’ı da fikirlerinden dolayı kendi Önderleri olarak görenler de azımsanmayacak kadar çok. Amazigh halkının gerçekleştirdiği birçok eylem ve etkinliklerde Abdullah Öcalan’a ait poster yada PKK’nin bayraklarını görmek mümkün.

‘Kürtler hayatımı değiştirdi’

Enternasyonalistlerin ”Faşizmi Yıkalım, Tecridi Kıralım, Öcalan’ı Özgürleştirelim” şiarı ile Şubat ayında gerçekleştirdikleri Uzun Yürüyüşte gözüm yine Amazighli bir dostu aradı. Bu yürüyüşte tanışma fırsatı bulduğum Malika Voisin’in ailesi 50 yıl önce politik nedenlerle Fransa’ya göç etmek zorunda kalmış. Malika, Fransa’da doğup büyümüş. Ailesi Amazigh kökenli olduğu için erken yaşta politika ile tanışan Malika henüz 20 yaşında iken, Kürtler üzerine yazılmış kitapları okuduktan sonra hayatı değişmiş. Kitapta okuduğu Kürtleri daha yakında tanımak için Kåuzey Kürdistan’ın birçok kentine gitmiş. Kuzey Kürdistan gezisinden sonra ise hayatının geri kalan bölümünü insan hakları aktivisti olarak geçirme, her alanda Kürtler ile dayanışma kararı almış.

Kırık kolla yola devam

Malika Voisin, yürüyüşün ikinci günü talihsiz bir şekilde kolunu kırınca Strasborg’a varamadan, son gün ayrılmak zorunda kalmıştı. (Bu nedenle yürüyüş esnasında kendisini görüntüleme fırsatını kaçırdık.) Kırık koluyla da iki gün yürüyüşe devam eden Malika ile Kürtlerle tanışmasını, Kürt mücadelesine bakışını, Abdullah Öcalan hakkındaki düşüncelerini, 2016 yılında Suriye savaşına karşı Berlin’den Lübnan’a gerçekleşen 7 aylık Uzun Yürüyüşleri ile Nobel adaylığı üzerine söyleştik.

Kürtlerin mücadelesiyle nasıl tanıştınız?

Kürtlerle tanışmam, 1980’lere dayanıyor. Uzun zamandan beri Kürt halkının verdiği mücadeleyi takip ediyorum. 1980’lerin başında Kürtler üzerine yazılmış bir kitabı okuyunca Kürtlerin verdiği mücadeleden çok etkilendim. Kitabın adını ya da yazarını hatırlamıyorum. Ancak kitabın konusu Kürt tarihi, kültürü, Kürtlerin siyasi durumuydu ve çok kısa bir bölümde de PKK’nin verdiği mücadeleden bahsediliyordu.

Bu kitabı okuduktan sonra Amazigh halkı ile Kürtlerin ne kadar çok ortak yönlerinin olduğunu gördüm. Politik duruşları, mücadeleleri ve dörde bölünmüşlükleri ile ayrı coğrafyanın iki kardeş halkı gibiydiler. Bu kitabı okuduktan sonra Kürtleri daha yakında tanıma arayışına girdim. Ailem ile bu konuyu konuştum, tartıştım, Kürtleri araştırmaya karar verdim. 20 yaşında iken Kürtleri yakından tanımak için Kuzey Kürdistan’a gittim. Diyarbakır, Ağrı, Adıyaman gibi birçok Kürt kentini dolaştım. Newroz etkinliklerine katıldım ve verdikleri mücadeleyi yakından görme ve Kürtleri tanıma fırsatı buldum.

Kürtlerin dağdaki yaşamı beni çok etkiledi. Kürt müziğine hayran kaldım. O günden beri her alanda Kürtler ile dayanışma içerisinde yer almaya çalışıyorum. Kürtlerin verdiği haklı mücadelelerine kendi çapımda destek sunuyorum.

20 yaşımda Kürdistan’a yaptığım gezi, hayatımı ve geleceğimi şekillendirdi diyebilirim. Bu vesile ile kökenimi daha yakından tanıma isteğim gelişti. Kürtler ve Ortadoğu üzerine araştırmalar yaptım. Kökenimi yani Amazigh halkını daha yakından araştırma gereği duydum. Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin verdiği mücadeleyi gördükten sonra insan hakları için mücadele verme ve Kürtler ile dayanışma kararı aldım. Hakları için mücadele veren halkları araştırdım ve onlar ile dayanışma içerisine girdim.

Lüksemburg’dan Strasbourg’a düzenlenen Uzun Yürüyüşe katılmanız nasıl gelişti?

Abdullah Öcalan için buradayım desem abartmış olmam. Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi bir insan hakları savunucusu olarak kabul etmem mümkün değil. 20 yıldır ağır tecrit altında, üç yıldır ise hiç kimse ile görüştürülmüyor. Buraya gelerek şunu anlatmaya çalışıyorum; Sayın Öcalan sadece Kürt halkı için önemli değil, benim için de önemli. Çünkü Sayın Öcalan’ın plan, proje ve perspektifleri sadece Kürtler için değil, Ortadoğu ve tüm insanlık için de önemli.

Burada olmamın ikinci bir nedeni ise Leyla Güven. 150 günden fazla açlık grevinde. Leyla Güven açlık grevine bireysel hakları için girmedi. O Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi kırmak için bu eyleme başladı. Leyla Güven’in verdiği mücadeleyi çok yerinde buluyorum. Bu haksızlığa karşı verdiği mücadeleyi desteklemek gerektiğini gördüğüm için buradayım. Geldiğimiz bu çağda insanlar temel hakları için bedenini açlığa yatırıyor ise burada durup düşünmek gerekiyor. Bizim, açlık grevine sebep olan nedenleri ortadan kaldırmak için bir çaba içerisinde olmamız gerekiyor.

Öcalan’ın özgürlüğü için Uzun Yürüyüşe katıldığınızı söylediniz. Öcalan sizin için ne ifade ediyor?

Ne yazık ki Öcalan’ın kitapları Fransızcaya çevrilmedi. En azından çevrildiğini bilmiyorum. İngilizce ve İspanyolcaya çevrilen kitapları gördüm, ne yazık ki okuyamıyorum. Bu arada Öcalan’ın kitaplarının farklı dillere çevrilmemesini büyük bir eksiklik olarak gördüğümü belirtmek istiyorum. Ancak Öcalan’ın düşüncelerini anlatan çok sayıda makale ve broşür okudum. Öcalan’ın kitaplarını okuyan insanlar ile Öcalan’ın düşünceleri üzerine tartışma şansını yakaladım. Öcalan’ın kadın erkek cinsiyetine yaklaşımını, kadına yaklaşımını, barışa olan özlemini Ortadoğu ve tüm dünyaya için barış çabalarını ve ekoloji konusundaki düşüncelerine çok önem verdiğimi belirtmek istiyorum. Sayın Öcalan düşünceleriyle benim duygu ve düşüncelerime tercüman diyebilirim. Öcalan’ın belirttiğim konulardaki düşüncelerinden dolayı benim için ayrı bir yeri var. Bu düşüncelere sahip ve bu kadar büyük bir potansiyeli olan bir liderin 20 yıldır cezaevinde kalması benim açımdan kabul edilir bir durum değil. Zaten buna karşı bu kadar farklı coğrafyadan insanlar ile buradayım.

Kürt kadının verdiği mücadeleyi ve geldiği aşamayı nasıl buluyorsunuz?

Öncelikle şu tespiti yapalım: Kadınların yeri silahlı mücadele olmamalı. Ama mecbur kalıyor, başka bir seçenek bırakılmıyorsa silaha sarılma her bireyin hakkı olduğu gibi kadının da hakkı. Kendini, ailelerini savunma haklarının olduğunu görmemiz gerekiyor.

Eğer bir halkın kadınları silahlanıyorsa demek ki başka çaresi kalmamıştır. Kürt kadının silahlanması, Kürtlerin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Şunu da ekleyelim, eğer kadınlar silahlanıyorsa karşıdaki düşmanın hiçbir şansı kalmamıştır. Kadın, erkek el ele verdiğinde başarı mutlak olur. Çünkü kadınlar, çocuklarını, evini, halkını tehlikede görürse tereddüt etmeden canını ortaya koyar ve yenilmez olur. Bugün Kürtlerin Ortadoğu’da barbarlara karşı bu kadar başarılı bir mücadele vermelerinin altında da Kürt kadın gerçeğinin yattığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Geçmişte, Fransa-Cezayir savaşında Cezayirli kadınların da aynı Kürt kadınları gibi örgütlenerek, Fransız emperyalizmine karşı mücadele verdiğini de belirtmek isterim.

Yakında bir kitabınızın çıkacağını biliyoruz. Kitaplarınız hakkında da biraz bilgi verir misiniz?

Son kitabım birkaç haftaya yayına hazır olacak. Bu kitabımda Suriye savaşı, Suriye savaşında halkların duruşu, Türkiye’nin bu savaşa bakışı yer alacak. Ve tabiki bu kitap ile Rojava’daki kadın mücadelesini de irdeleyeceğim. Yani Kürt kadının verdiği mücadele ve geldiği yeri çok önemli buluyorum.

Şu ana kadar 5 kitabım yayınlandı. Kitaplarımın hepsinde Ortadoğu ve Afrika’daki mücadeleleri anlatıyorum. Bir kitabımda ailemin geldiği coğrafya ve bu coğrafyadaki mücadeleyi işledim. Bu kitabım 2016’da Fransa Louren’de düzenlenen Fonte Noy Laguete festivalinde edebiyat ödülüne layık görüldü.

Suriye şahsında dünyadaki savaşları protesto etmek için 2016 yılında Berlin’den Lübnan’a gerçekleşen ve 7 ay süren “Civil March for Aleppo” yürüyüşünde de yer aldınız. Bu yürüyüşe katılmanız nasıl gelişti?

Suriye’de süren savaş tüm şiddeti ile devam ediyordu. Halep’te bombalanan çocuk hastanesinde çok sayıda çocuğun ölmesi beni derinde etkiledi. O anda şu kararı aldım. Yeter! Bu savaşın çoluk çocuk demeden herkesi öldürmesine göz yumamam. ‘Artık sokağa çıkma zamanı geldi’ diyerek kendimi sokağa attım. Bu bağlamda birçok eylem ve etkinliğe katıldım. Bunların bir çoğunun organize edilmesinde doğrudan rol aldım. Bu sırada örgütlenmesini Anna Alboth’un yaptığı Almanya’nın Berlin kentinden Suriye’nin Halep kentine uzanan bir yürüyüş çalışması olduğu haberini aldım. Bunun üzerine organize edenlerle ilişkiye geçerek, katılma girişimim oldu. Uzun Yürüyüşün sesimi duyurmak için bir şans olduğunu düşündüm. Gideceğim yerlerde savaşa karşı barışı haykırma şansını bulacağımı düşünerek Uzun Yürüyüşe katıldım.

26 Aralık 2016 tarihinde Almanya’nın Berlin kentinde 5 bin kişinin katılımı ile başladı. Yürüyüş, toplam 7 ay sürdü. Yedi ay boyunca Almanya, Çek Cumhuriyeti, Avusturya, Slovenya, Makedonya, Bosna, Bulgaristan, Yunanistan  ve Lübnan üzerinde toplam 2 bin 250 km yol katlettik. Yedi ay sonunda yürüyüşü bitiren 5 kişiden bir tanesi de bendim. Hedefimiz savaşın sürdüğü Halep idi. Ne yazık ki savaş sürdüğü için Halep’e giremedik. Lübnan’ın sınır kenti Aka’da yürüyüşümüzü sonlandırmak zorunda kaldık.

Aylara sarkan bu yürüyüşün zorlukları olmuştur mutlaka... Nelerle karşılaştınız?

Uzun Yürüyüşte çok zorlandık. Çünkü farklı ülkelerden geçiyorduk. Çok uzun olduğu için organizasyonda boşluklar oluşuyordu. Tabi bu zorlukları kararlılığımızla gidermeye çalışıyorduk. Geceleri spor salonlarında, yol üzerindeki Kürt, Suriye, Afgan ailelerin evlerinde, iltica kamplarında, kiliselerde, camilerde hatta Sinagog’da dahi kaldığımız oldu.

Yol boyunca birçok sorun ile boğuştuk. En büyük sorunu Türkiye’de . Yunanistan-Türkiye sınırında bekletildik. Türkiye’ye girişimize izin verilmedi. Bir ay boyunca yürüyüşümüze Türkiye’de devam etmek için izin bekledik. Türk tarafı evet veya hayır diye bir cevap vermeyince bir ay sonunda botlar ile Yunanistan’dan Lübnan’a geçtik. Suriye’ye girişimize izin verilmediği için Aka’da yürüyüşümüzü sonlandırmak zorunda kaldık.

Tabi bu yürüyüşte hiçbir zaman unutmayacağım anlar oldu. Yunanistan ve Lübnan’da iltica kamplarına gidip geceyi mülteciler ile birlikte geçirdik. Birebir bu savaştan kaçmak zorunda kalan insanlarla yüz yüze oturup konuştuk. Evlerini, çadırlarını bize açtılar. Yemeklerini bizimle paylaştılar. Gözlerindeki o korku ve belirsizlik beni derinden etkiledi. Bu yürüyüş boyunca 55 farklı halktan 15 bin kişi ile tanıştım. Bu kadar farklı insan ile yürümek, onlarla aynı amaç uğruna birlikte yürümek bana çok büyük umut verdi.

Bu yürüyüş ile hedefinize ulaşabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Başarılı bir eylemdi. Barışa büyük katkı sunduğuna inanıyorum. Suriye savaşının dünyaya anlatılması için bir rol oynadığına kanısındayım. Ama amacına ulaştı mı derseniz hayır derim. Eğer savaşlar durursa, savaşsız bir dünya olursa o zaman derim ki, evet eylemlerimiz sonuç aldı, başarıya ulaştık. Tarihe bakalım, Gandhi barış için çok önemli yürüyüşler yaptı. Gandhi’ye eylemleriniz hedefine ulaştı mı diye sorulduğunda, “Hayır, eğer dünyaya barış gelirse, savaşlar biterse o zaman kendimizi hedefimize ulaşmış olarak kabul ederiz” diyorsa, biz de aynı şekilde dünyada barış sağlanmadığı sürece, hedefimize ulaştık, diyemeyiz. Hedefimize ulaşmak için mücadeleye devam diyorum.

Nobel’e aday gösterilmeniz nasıl oldu?

Berlin’den Aka’ya gerçekleştirilen Uzun Yürüyüşü bitiren 5 kişinden biri de bendim. 2018 yılı Nobel barış ödülüne Uzun Yürüyüşü bitiren beş kişi Anna Alboth şahsında aday gösterildi. Demek ki, Uzun Yürüyüşümüz ses getirmiş. 2018 Nobel barış ödülünü biz kazanmadık. Afrikalı barış aktivisti Denis Mukwege ve Nadia Murad bu ödüle layık görüldü. Nadia Murad’ın barış ödülünü almasına çok sevindim. Kürtlerin buna ihtiyacı vardı. Bu ödül sayesinde Êzîdî sorunu ve katliamı bir kez daha dünya gündemine girdi.

Geçen yıl ise sınırları protesto etmek için Fransa’nın Chaumont kentinden Fransa’nın Calais kentine 700 km’lik bir yürüyüş daha gerçekleştirdik. Bu yürüyüş boyunca farklı eylem ve etkinlik ile sınırlara karşı önemli bir duyarlılık geliştirdiğimiz inancındayım.

Savaşa ve sınırlara karşı gerçekleştirilen yürüyüşten sonra şimdi de Öcalan’a özgürlük talebiyle Strasbourg’a yürüyorsunuz. Daha önceki yürüyüşlerinizle Strasbourg yürüyüşünü karşılaştırdığınızda neler söylemek istersiniz? 

Bizim gerçekleştirdiğimiz yürüyüş ile bugünkü yürüyüşün amaçları birbirinden çok faklı değil. Barışa, kardeşliğe hizmet eden eylemler olarak görüyorum. Amaç olarak birbirinden ayırmak doğru olmaz. Bizim yürüyüşümüz çok uzundu, çok fazla insan katılmıştı. Organizasyonda çok zorlandık. Bugünkü yürüyüşte daha az insan var. Ama muazzam bir organizasyon var. Lüksemburg’dan Strasbourg’a düzenlenen yürüyüşün organizasyonundan ve Kürtlerin misafirperverliğinden dolayı Kürtlere olan hayranlığım bir kat daha arttı.

Son olarak Kürtlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Kürtler mücadeleye devam etmeli. Bu mücadelelerinde yalnız olmadıklarını bilmelerini isterim. Bugün bu yürüyüşe geldim, yürüyüşte yaşadıklarımı çevreme anlatacağım. Aynı şekilde buraya gelen herkes arkadaşlarına, çevresine anlatacak. Yani şuna emin olun ki, dostlarınız artarak devam edecek. Verdiğiniz mücadeleden dolayı ilerici insanlık size minnettar. Bir gün herkes sizin insanlığa yaptığınız bu katkıyı görecek.