Almanya’da 20 yıllık Kürtçe dersi uygulaması bize kaba bir taslak çıkartmış durumdadır. Ders kitapları hazırlamak ticari bir yatırımdan uzak, didaktik ve metodik ilkeler ışığında yapılmalıdır…  Saçayağının bir yanı öğretmenler ise diğer ayağı da öğrenci velileri, yani anne ve babalardır. Onlarsız bu iş asla yürümez! Veliler girişiminin çalışmaları koordine edilmeli ve destek verilmelidir.

 

Hasan TAŞKALE*

Federal Almanya’nın Nordrhein Westfalen (KRW) eyaletinde verilmekte olan anadil dersleri eğitimi 70’li yılların ikinci yarısına kadar gerilere gider. Kürtçenin bu kapsamda resmi programa alınması, Bremen ve Aşağı Saksonya eyaletlerini geriden izleyerek, 1997 yılından itibaren uygulanmaya başlandı. İlk kez model proje olarak beş ayrı idari bölgede olmak üzere başlatılan Kürtçe Anadil dersi öğrenimi, geride bıraktığımız 22 yıl içinde peyder pey genişleyerek yaygınlaştırılmaya açık tutuldu. Bugün yaklaşık 12 şehirde Kürtçenin Kurmancî, Soranî ve Kirmançkî (Zazakî) lehçelerinde anadil eğitimi verilmekte. Bu derslere katılım henüz istenilen düzeye ulaşmış olmamakla birlikte, her yıl yeni grupların katılımıya sayısal artış gözlemlenmekte olup, şu an toplam 1200 öğrencinin katıldığından bahsedebiliriz.

Kürt Öğretmenler Birliği (YMK) başta olmak üzere, yerellerde oluşturulan Veliler Girişimi de Kürtçe derslerinin yaygınlaşması için çaba harcamakta ve hatta bir adım daha ileri götürmek için bakanlıktan talepte bulunmakta: Kürtçenin de Türkçe ve Rusça gibi ikinci veya üçüncü yabancı dil statüsünde öğreniminin başlatılması… Bu, ilk başta çok doğal ve masum bir talep olmakla birlikte, uygulanabilirliği konusunda tarafların aynı görüşte olmadıkları da ayrı bir gerçeklik. Eyalet Eğitim ve Okul bakanlığının Kürt Öğretmenler Birliği’nin (Yekîtiyan Mamosteyên Kurd-YMK) bir başvurusuna verdiği bir yanıtta (Ağustos 2018), bu talebin yerine getirilmesi için bazı koşulların yerine getirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Nedir bu şartlar/ koşullar?

1) Kürtçenin ikinci veya üçüncü yabancı dil yerine okutulması için öğrenci katılımında bir sürekliliğin güvence altına alınması;

2) Kürtçenin ikinci ya da üçüncü yabancı dil statüsünde okunması için kendine özgü bir müfredatın (Kernlehrplan) kabul edilmiş olunması (bu konuda genel çerçeveyi bakanlık saptamış olmakla birlikte, her dil grubu kendi özel müfredatını yetkili uzman ve dilbilimcilerin katılımıyla hazırlayıp bakanlığa sunmak zorundadır!);

3) Ders verecek öğretmen kadrolarının, Kürtçeyi ikinci/ üçüncü yabancı dil olarak verebilecekleri yetkilerinin olması;

4) Orta dereceli bir okulun kendi Kürt öğrenci potansiyelinden hareketle, orta öğretim müdürlüğüne yazılı başvuru yapıp, dersi başlatma izni alması;

5) Bu sınıflarda okutulacak ders kitaplarının öngörülen müfredata (Kernlehrplan) göre hazırlanıp kabullenmiş olması zorunluluk arzetmektedir.

Şimdi yasal durum böyleyken, sadece bir talepte bulunmak, bizi nereye kadar götürür ve bunun sorunun çözümüne ne gibi bir yarar sağlar? Yürütülen tartışma Kürt Öğretmenler Birliği ekseninde yapılmakta ve zaman zaman da basına yansıtılarak, kamuoyu yanlış ve eksik bilgilendirilmektedir. Bu satırları yazan biri olarak, bildiğim kadarıyla, yukarıda maddeleştirilen koşulların hiçbiri yerine getirilebilmiş değil! Ama Bu konuda Kürt basınında da bazen eksik, yanlış bilgilerin yansıdığını söyleyebilirim. Kendi deneyimlerimden hareketle diyebilirim ki, Kürtçe henüz bu konuma ulaşmış değil ne yazık ki! Ders verilen okulların hiçbiri bu şartları yerine getirememekte. Bilinen bir gerçek şu ki, bakanlık anadil yönetmeliğinde (Muttersprachenerlass) de ifadesini bulan şartlara göre, herhangi bir okulda dersin verilmesi de resmi bir çerçeveye oturtulmuş bulunmaktadır. Buna göre:

a) İlkokullarda (Grundschule) bir anadil grubunun oluşturulması için en az 15 öğrencinin;

b) Orta dereceli okullarda ise (Sekundarstufen) 18 öğrencinin;

c) Ve yabancı dil statüsündeki gruplar için ise 18-21 sayısı aranmaktadır.

Şimdi tartışmayı yürüten ve bunu belli basın kanallarında duyuran öğretmen arkadaşlara ve dernek sorumlularına sormakta yarar vardır: Nordrhein Westfalen’de hangi şehirde ve hangi orta dereceli okulda bu şartlara elveren durum söz konusudur? Burada unutmamak gerekir ki, anadil derslerine katılım çevre okullardan mümkün iken, yabancı dil statüsünde verilmekte olan bir anadil grubu için bu mümkün değildir ve de pratikte uygulanması oldukça zordur!

Birincisi, bildiğimiz kadarıyla şu an Kürtçe anadil dersleri veren arkadaşların pedagojik formasyonu, bu dersi yabancı dil olarak verme kapsamında değildir. Bu yetkinlik belgesinin elde edilmesi için en az iki yıllık bir meslek eğitimi seminerinden geçilmesi ve yetkilik belgesini almaları gerekmektedir.

İkinci nokta, hangi kitapla Kürtçe Yabancı Dil olarak okutula bilinecek? Var mı elimizde böyle bir ders kitabı ve varsa bu, bakanlığın onayından geçmiş midir? Müfredata uygunluğunu hiç mi hiç unutmadan! Bırakalım yabancı dil Kürtçe dersinde okutulacak kitapları, şu an halihazırda anadil derslerinde okutulan “kitapların” hiçbiri resmi müfredata göre hazırlanmış bile değildir!

Neden bu konuda yazma gereğini duyduğumu, beni tanımayan kişi ve çevrelere anlatmak, düşüncelerimin ve bunun mücadelesini veren biri olarak belirtmek ve çarpıtmaları ve yanlış bilgilendirmeleri gereksiz kılmak için…

Diğer tüm azınlıklar gibi Kürtlerin de kendi çocuklarına anadillerini okullarda öğrenmeleri için talepte bulunmaları, onların en doğal haklarıdır. Bu, bir evrensel insanlık hakkıdır, ve tartışma kabul etmez! Meslek hayatını sendikal mücadele içinde anadil eğitim hakkı talep eden biri olarak, yapılan bu tartışmaların bizi yormaktan öteye götürmeyeceğini vurgulamak istiyorum. Meslektaşlarım ve mücadele arkadaşlarım beni hoş görsünler, ama bu mantık bizi bir yere götürmez, diyorum.

Ne mi yapmalıyız bu konuda?

Yapılması gereken işer yukarıda maddeler halinde sıralanmıştır. Bunların en alt kademesinden başlayarak çalışmayı yürütmeliyiz. Bir binayı kurmak için bir mimardan örnek vermek istiyorum; Bir binayı yapmak için bize önce bir mimarca hazırlanmış, çizilmiş statik gereklidir. Bu bir plan olup, neler yapmamız gerektiğini gösteren büyük bir kolaylıktır. Bize plan ve programı salık veriyor. Ev yapan arkadaşlar bilirler, fazla anlatmaya gerek yok: madem bir ev yapacağız, ilk önce kendimize evimizi üstüne kuracağımız bir arsamız olmalı, sonra da buna gerekli olan araç ve gereç lazım, derim. Bizim örneğimizde de hangi okul bize bu olanağı verebiliri araştırıp bulmamız gerekir. O arsaya ev yapıp yapmayacağımıza, söz konusu o okulun yetkili organları onay verirse, işimiz kolaylaşır. Biz de eğitim için iyi palan yaparsak, Eğitim Bakanlığı da bu konuda talebimizi tersyüz edip geri çevirmiyor.

İlk aşamada öğretmenler konferansı ve arkasından da okul konferansı Kürtçenin kendi okullarında ikinci ya da üçüncü yabancı dil yerine okutulması doğrultusunda bir resmi karar alması gerekir. Alınan bu karar doğrultusunda, okul müdürlüğü bağlı olduğu orta öğretim müdürlüğüne (Schuldezernat) gerekli izni almak için başvuruyu yapar ve müsaade aldıktan sonra okul içi organizasyon çalışmalarına başlar. Orta öğretim müdürlüğü bu çerçevede, söz konusu Kürtçe olduğu için, bakanlık onayını almak durumunda kalabilir.

İzlenecek ve izlenmesi gereken yol budur ve bu yoldan yürürsek hedefimize ulaşırız. İkinci sırada o okulda okuyan Kürt öğrencilerin aileleri, yedinci veya dokuzuncu sınıftan başlamak kaydıyla, çocuklarının bu derse katılacaklarını yazılı olarak beyan etmeleri gerekir. (En az 18 öğrenciye ihtiyaç vardır, ama daha fazla da olabilir!)

Diğer öngörülen hususları ise bakanlık veya eğitim müdürlüğü yetkilileriyle birlikte koordineli çalışarak çözmek mümkündür. Kürtçe yabancı Dil Müfredat programı taslak programlar çerçevesinde içeriği doldurulup, bakanlığa iletilmelidir. Bu konuda da başta Kürt Öğretmenler Birliği (YMK) olmak üzere diğer Kürt kurumlarına da, kendilerinden beklenen katkıları sunmak için görev beklenebilir. Bunun gibi zaman kaybetmeden programın içeriğine uygun modern metodlarla hazırlanmış dil dersi kitapları hazırlanıp uygulanmaya sunulmalıdır. Bu da öyle kolay bir iş olmayıp, deneyim ve bilgi, beceri gerektirmektedir. Sanırım 20 yıllık Kürtçe dersi uygulaması bize kaba bir taslak çıkartmış durumdadır. Ders kitapları hazırlamak ticari bir yatırımdan uzak, didaktik ve metodik ilkeler ışığında yapılmalıdır.

Saçayağının bir yanı öğretmenler ise diğer ayağı da öğrenci velileri, yani anne ve babalardır. Onlarsız bu iş asla yürümez! Veliler girişiminin çalışmaları koordine edilmeli ve destek verilmelidir. Ne yazık ki şimdiye kadarki deneyimlerimiz hep sonuçsuz kalmaya mahkum olmuştur. Bunun nedenleri üzerinde durmak, buradaki tartışmalara bir katkı sunmayacağı için, detaylarına girmekte yarar görmüyorum.

Bir yazının çerçevesinde çok kısa da olsa durumu sergilemek ve ne yapılması gerektiği konusunda düşüncelerimi kamuoyuyla paylaşmak istedim. Umarım kendimi bir nebze olsun anlatmayı başarabildim. Yanlış anlaşılmamak dileğiyle.

 

* GEW- Göçmen Öğretmenler Grubu Sözcüsü / GEW Köln, AK-LEMK