Almanya Gündemi


6 Mayıs 2013'te başlayan ve toplamda 243 oturumu yapılan NSU (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) davası kelimenin tam anlamıyla yılan hikayesine dönmüş durumda. Davanın baş zanlısı Beate Zschäpe (Çepe diye okunuyor) bugüne kadar suskunluğunu korurken, (aslında ifade vereceği bilinmesine rağmen gizlendiği ortaya çıktı) Çarşamba günü ifade verecekti. Bu haber davanın seyri açısından da önemliydi. Fakat beklenen olmadı, durum yine rutine sardı. Zira 2,5 yıldır bir arpa boyu yol alınamayan duruşma 17 Kasım'a ertelendi. Zschäpe'nin gelecek duruşmada ifade verip vermeyeceği bilinmiyor, ifade vermesi halinde ise zaten sorulara cevap vermesi de beklenmiyor. 

2000 ile 2007 tarihleri arasında 8’i Türkiyeli, 1’i Yunan ve biri de Alman olmak üzere 10 kişinin ölümünden sorumlu tutulan aşırı sağcı NSU örgütü davasının seyri sürprize yer bırakmayacak şekilde ilerleyeceğe benziyor. Davanın başından bu yana, algı yanıltması yöntemiyle sadece bir kaç sanık üzerinde yoğunlaşılarak asıl üstüne gidilmesi gereken noktalar örtpas ediliyor. Yıllarca hücre evlerde faaliyet göstermelerine rağmen tespit edilemeyen (!) NSU'nun ilişki ağı, algı yanıltması yöntemiyle üstü örtülmeye çalışılarak, kamuoyu ilgisi başka yönlere kanalize edildi. Nitekim örgütün karıştığı olaylar açığa çıktığında ise münferid bir olay görünümü verilmeye çalışıldı. Bugüne kadarki davalar ise Zschäpe merkezli, daha çok magazinsel boyutuyla işlendi. 

Davanın baş sanığı Zschäpe dava sürecisini elinden geldiğince uzatmak adına bütün kartlarını oynuyor. Fakat ortada bireysel hileler ve kurnazlıklarla kapatılamayacak kadar ciddi bir ilişki ağı var. 10 yıldan fazla bir süredir aktif olan, silah bulunduran, cinayet işleyen bir örgütten, devlet yetkililerinin bihaber gibi davranmalarının bir nedeni olabilir: "örgütün devletle olan ilişkisi". Dava sürecinde de zaten bu durumu destekleyen birçok emare ortaya çıktı. Mahkemeler devam ederken, örgüt ve istihbaratın ilişkisini ortaya çıkarabilecek belgelerin yok edilmesi ve bu durumla ilgili açıklama yapılma gereği bile duyulmaması da cabası.

Almanya'da aşırı sağcı dalga, 'kurumsal ırkçılık'tan aldığı destekle her geçen gün daha da güçleniyor. Aşırı sağcı dolayısıyla ırkçı tehlike ile yüzleşmek istenmemesinin altında, bu eğilimin idari organlardan destek alması yatıyor

Mülteci akını ile birlikte görünür olmayı tercih eden aşırı sağcı örgütlenmeler kendilerine legal alanlarda yer açmak adına farklı adlarla ortaya çıkarak, marjinal grupların da desteğini alarak giderek büyüdüler. Alman devleti ise iş bu boyutlara vardığı halde aşırı sağcılara karşı mücadelede zayıf kaldı/kalıyor. NSU davası süreci de kurumsal kaygıların duvarına çarptığı için uzadıkça uzatılıyor, gerçekler hasır altı edilmeye çalışılıyor. 

Almanya'nın ırkçılıkla mücadelede kararlı adımlar atabilmesi, koskaca tarihine de rest çekmek anlamına gelecek. Böyle bir mücadelenin kapılarını aralamak, kuşkusuz en zorlu sınavlarından biri olacak. Fakat Almanya'nın ırkçılıkla gerçek anlamda mücadeleye ne kadar hazır olduğu, kocaman bir belirsizlik olarak karşımızda duruyor.