Sömürünün başladığı ilk günden bu yana hep var oldular aslında. Susmanın ölüm, ölümün ise kendi dışında biri olmaya zorlanmak olduğunu biliyorlardı ve bundandı sürekli haykırışları. Belki cılız oldu kimi zaman, belki kısık ve duyulamayan bir tonda... Ancak bu melodi hiç durmadı ve bugünlere ulaştı ve Evîn Cezaevi’nde yankılandı en son. Belki de 104 me’siyle birlikte özgürlüğü elinden alınan İnanna idi bu çığlığı başlatan ya da oğlu tarafından parçalanarak yer ile göğe dönüşen ve kendisiyle birlikte kadını da tarihin tozlu sayfalarına götüren Tiamat. Cadı diye kazanlarda yakılan bilge kadınlarla sesi kısılmak istendi bu çığlığın. Ancak günümüze kadar hiç susmadı.
İran İslami rejimine karşı bir başkaldırışın hikayesiydi yaşamları. Her biri ayrı bir yaşam, hepsi aynı dava ve aynı yol hattı. Güneşe vurgun yüreklerden bizlere ulaşan satırlar, özgürlüğün tanımıdır aslında. Direnişin tarihini yazan büyük şehitlerimizden aldıkları mirasla, korkuyla sindirilmek istenen İran halkına ‘gelecek bizimdir’ dediler. Yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide özgür yaşamın ölümden geçtiğini, asıl ölümün yaşarken yaşandığını gösterdiler. Onlar ölüler ülkesinin insanlarına, korkusuzca yürüdükleri idam sehpalarında acıyarak gülümsediler. Gülümsüyorlardı, cellat kirli elleriyle nefeslerini sonlandırmak için boyunlarına ilmiği takarken. Biliyorlardı ki bu coğrafyada çocukların özgür yarınları, onların verdiği bedellerden geçiyor. Belki de cellatların çaresizliğine gülüyorlardı. Çünkü yarınlar çocukların olacaktı güneş doğmaya devam ettikçe. Ve Kürdistan’da ‘Güneş’ çoktan doğmuştu.
Evîn Cezaevi’nde en ağır ve insanlık dışı işkencelere karşı direnerek, canı pahasına ilkelerinden taviz vermeyen darağacı şehitlerinin mektupları, bizler için bağlılığın ve özgürlüğün manifestosu oldu. Sistemin kabullenemediği özgür Kürt ve özgür iradenin ifadesi olan bu mektuplarda, mücadele umutları ve özgürlük tomurcukları filizlendiriliyor. Ve filizlenmiş çiçekler sulanmayı bekliyor.
Ferzad Kemanger, Şîrîn Elemhulî, Ferhad Wekîlî, Ali Heyderiyan ve Hêmîn Bêkes yoldaşlar, ölümün kol gezdiği İran İslami rejiminin ortaçağ kalıntısı zindanlarında, boyunlarına ilmiğin geçmesine ramak kala, ölümü başı dik ve gururla karşılayan duruşları, yeni Kürt ve özgür yaşamın örnekleriydi. Bizlere bıraktıkları her bir mektupla o zindanlara, yoldaşların yanına gittik. O koşulları hissettik ve onlarla gelecek güzel günleri ve mutlu çocukları konuştuk. Onlar da bizlerle birlikte yaşıyorlardı bu dağlarda, özgürlük mekanlarındaydı yürekleri. Yüksek ve kalın duvarlar, demir parmaklıklar ve yüreğini satan gardiyanlar, onları tutsak edemedi. Belki de bundandı bütün kinleri ve öfkeleri. Yoldaşların gözlerinde korkuya dair hiçbir emare görememenin yarattığı öfkeyi, işkenceler ve psikolojik savaş yöntemleriyle çıkarmak istiyorlardı. İdam, sistemin yaşadığı büyük çıkmazın ve özgür yürekler karşısındaki çaresizliğin ifadesidir.
Ferzad Yoldaş, yüreğini küçük bir çocuğa emanet etti ve bugün yeni doğan onlarca çocuğa Ferzad ismi verildi. Onlarca Ferzad, İran İslami rejimine karşı Ferzadların öcünü almak için savaşıyor. O, erkek dünyasının egemenlik savaşları içinde kadını tüketen ve metalaştıran yaklaşımlarına karşı gelmişti. Ronahi yoldaş, kara çarşaflar altında boğdurulmak ve ölüm sessizliğine mahkum edilerek, yaratılmak istenen köle kadın gerçeğine vurulan en büyük darbeydi. “Yorgunluğum; yolun devamını kat etmekten değil, korkum; bugün elime geçen bu hoşluğu ve değerleri yitirmektir” diyen Ferhad Wekili yoldaş, çocuklarına ve ülkemizin gelecekten yoksun bırakılan çocuklarına armağan edeceği özgür yarınları yaratırken, yaşayacağı acılardan değil; yaratılan değerleri kalıcılaştıramama ihtimalinden korktuğunu dile getirdi. Ancak o onurlu bir baba ve militan bir yoldaş olarak güneşin çocuklarına, nergis ve yasemin kokulu yarınları, insanlığın en büyük değeri olan özgürlüğü miras bıraktı. “Biz Kürt gençleri dik ayakta ölürüz, ama gaflet ve düşkünlüğü asla kabul etmeyiz” diyerek demokratik ve cinsiyet özgürlükçü topluma olan inancına ihanet etmeyeceğini gösteren Hêmin yoldaş, ölümün inançlı yüreklere kar etmediğini haykırdı. Ali Heyderiyan yoldaşımız son ana kadar idam edileceğini bildiği halde, içindeki yaşam sevinci ve okuma aşkıyla güneşin şavkıyla aydınlanmanın her an için gerekli olduğunu bize öğretti. Yaşamı uğrunda ölecek kadar seven ve son ana kadar yaşamı daha da güzelleştirmek için mücadele eden Ali yoldaş için zamanın tanımı da farklıydı. Onlar ömrü, içine sığdırdıklarıyla ölçüyorlardı. “Önemli olan çok yaşamak değil, doğru yaşamak ve yaşadığın zamana çok şey sığdırmaktır” dediler. Dört parça Kürdistan’da yaşayan çocukları eğitiyor şimdi Ferzad yoldaşın mektupları. Kamyaran’ın bir dağ köyünde öğrettiği yaşam dersleri, demokratik ve özerk Kürdistan okullarının alfabesi oldu.
Dördüncü kelebeğin hikayesiydi onların yaşadıkları ve yaşamsallaştırdıkları. Her biri özgürlüğün uzaktan bakılarak, dinleyerek ve bekleyerek yaşanmayacağını gösterdiler kendi duruşlarıyla. Özgürlük hissetmektir, içinde olmaktır ve bu hakikatte erimektir Güneş’in felsefesinde. İran İslami rejimi tarafından idam edilen Ferzad Kemanger, Şîrîn Elemhulî, Ali Heyderiyan, Ferhad Wekîlî ve Hêmin Bêkes, Güneş’in yolcuları olarak dördüncü kelebeği oldular tüm Kürdistan halkının.
Biz de bu yoldaşların anıları önünde saygıyla eğiliyor ve egemenlikli sistem karşısındaki mücadelelerine bağlılık sözü veriyoruz.
NÛJİYAN ERHAN: Dördüncü kelebekler anısına