
Alman devletinin Kürtleri ve bu ülkede yasal olarak faaliyet gösteren Kürt kurumlarını kriminalize etme çalışmaları sürüyor. Polis baskınları ile Kürtlerin gözü korkutulup, kendi öz gücü ile yaratmış olduğu kurumlardan uzaklaşması amaçlanıyor.
Son olarak Medya Halkevi eski başkanı Bayram Güden’in evine yapılan baskın, Alman devletinin yıllardır sürdürdüğü bu politikanın bir parçası.
Almanya’nın Nürnberg kentinde faaliyetlerini sürdüren Medya Halkevi’nin eski başkanı Bayram Güden’in evine, polis baskın düzenledi. Ancak Güden ve içinde görev aldığı Medya Halkevi daha önce de defalarca polisin baskınlarına maruz kalmış. Güden, „Polisin istediği hain bir Kürt olmamdır“ diyerek kriminalize politikalarını çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.
‘Gerekçeler komik’
Güden baskın hakkında şunları söyledi: „29 Ağustos’ta sabah uyandığım sırada polis evimi bastı. Benim işçi olduğumu, çalıştığımı her gün evime gelip gittiğimi çok iyi bilen polisin özellikle sabahın altısını seçmesi oldukça manidar. Bu baskında bilgisayarım ve bilgi biriktirme tekniğimle ilgili her şeyi alıp götürdüler. Gerekçeleri ise; Facebook’ta elden ele geçen bilgilerde veya çekilen resimlerin arka kısımlarında bazı yasak şeyler varmış. Yaptığım hiçbir şeyin yasak olduğunu düşünmüyorum. Zaten yasak dedikleri Kürtlerle ilgili olan şeylerdir.“
Güden, Medya Halkevi’ne gelen bir çok kişinin kendilerine polisin şantaj yaptığını söylediğini belirterek şunları söylüyor: „Medya Halkevi’ne gelen bir çok kişi, polisin şimdiye kadar kendilerine tehdit ve şantaj uyguladığını söylüyor. Nürnberg polisi acaba ne zaman Kürtlere yönelik bu ayılıkçı politikasını bırakacak?“
„Derneğe gitme sana oturum veririz“, „Derneğe gitme Alman vatandaşı olursun“ gibi sözlerin Nürberg’de tanınan bir polis uygulaması olduğunu belirten Güden, Nürnberg’te yaşayan Kürtlere uygulanan bu politikanın hiç de insani olmadığını ve başarı şansının da sıfır olacağını belirtiyor.
Bayrak biraz dışarı çıkmış
Güden daha önce de polis baskınına maruz kalmış. Güden, 2009’daki bir baskını şöyle anlatıyor: „2009’da dernek baskını oldukça komikti.
Tek nedenin o zaman bir bayrağın dernek penceresinden birazcık dışarı çıkmasıydı. Bütün eşyalar her zaman yapıldığı gibi kullanılmaz hale getirildi. Korkutulmaya, sindirilmeye çalışıldık. Bu olayda dernek başkanı olduğum için beni tutuklamaya çalıştılar. Uzun süren davada sonuçta mahkeme polisin iddialarını haksız buldu. Dava düştü. 2011’de yine Newroz’da sinevizyon gösterisinde Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın görüntüsü olduğu için polis, doğrudan Newroz’a müdahale etmek istedi. Dernek Başkanı olarak olaya müdahale etmek istedim. Çünkü yaptığımız kutlama izin alınarak yapılan bir bayram kutlamasıydı. Bu olayda temel sorumlu olarak beni gördüler ve Önderliğimize terörist yaftası yapıştırıp, bunun PKK propagandası olduğunu söylediler. 600 Euro ceza verdiler. Bu olay bana avukat masraflarıyla 1200 Euro’ya mal oldu. Bu baskınlarla birlikte polisin yıldırma ve korkutma girişimleri başlamış oldu. İlticacı olduğum için 11 yıldır oturumum 3 ay olarak uzatılıyor. Her üç ayda bir oturum için onlara gitmek zorundayım.
Bu yetmiyormuş gibi eşimin oturma hakkı olduğu halde üç ayda bir oturum verilmeye başlandı. Çocuklarım cezalandırılarak üç ayda bir oturum almak zorunda kaldılar. Eşim bu durumu polise sorduğunda verdikleri cevap şu: ‘Oturum işini Bayram Güden’e sorun.’ Burada amaçlarının ne olduğunu açıkça söylemiş oluyorlar. Bu cezanın tek amacı eşim ve çocuklarımın da yaşamını zora sokarak bizi ailece bıktırıp usandırmak, Kürt mücadelesinden uzaklaştırmak. Bu elbette mümkün olmayan bir şeydir. Polisin istediği hain bir Kürt olmamdır. Kendi halkına ihanet eden korkak bir Kürt’ür.“
ALİ KARTAL/NÜRNBERG