Siirt Valisi de konuşmuş: Dağa çıkan gençlerden hepimiz sorumluyuz!
“Dağdaki genç” yeniden gündemde. Tartışmayı yürütenler konunun esasına girmeyi sevmiyor. Dağdaki gencin bir ömrü alçaklarda geçirmek yerine yükseklerde yaşama tercihi lekelenerek manipüle edilmek isteniyor. Hayatında, mahalle aralarına dökülmüş moloz yığınından başka yükseklik görmeyenler, dağ ve dağ yaşamı üzerine ahkam kesiyor, akıl yürütüyor. “Yorulmuş ve yılmış gençler”in özlemlerinden “normal hayata dönüş”ten söz ediliyor.
Silahsızlandırarak dağdan indirme ihalesine katılan epey taşeron, tellal ve otopark değnekçisi türedi. Bunların bir bölümü Kürt “kökenli”. Bu zevat insani hassasiyetler sahteciliği ile, direnen örgütlü Kürt’ü kendileri gibi teslim olmaya çağırıyor. “Eve dönüş”, “Aileye kavuşma” veya “Topluma kazandırma” bulaşıcı bir ağız ishaline, ortak bir jargona dönüşüyor.
Dağdaki genç hiçbir şeyin yolunda gitmediği, toplumsal ahlakın büyük bir çöküntü yaşadığı “düz”e, “ev”e çağrılıyor.  İnsan soyunun kirlenmemesi ve toplumun sürüleştirilmemesi için kendisini feda edenler vasata çağrılıyor. Ahlaksızlığı sineye çekerek sürüye dahil olanların, ahlaklı olana “yanıma gel” demesi ne kadar çirkin. Fikrini, emeğini ve zihnini satışa çıkarmışların, dünyayı değiştirme iddiasındaki devrimcilere akıl öğretmesi ne kadar komik.
Bu yarı-eğitimliler doğrudan söylemeseler de özünde gerillaya; “Silahlarınızı bırakın, devletin şefkatli kollarına atılın” çağrısı yapıyorlar. Bunlar egemenlerin safında ve haksızların yanında yer aldıklarının da farkındadırlar. Çünkü dağ ve gerilla, onurla onursuzluğu, asaletle düşkünlüğü, direngenlikle yılgınlığı, fedakarlıkla kolaycılığı, iddia ile iddiasızlığı, özgüven ile işbirlikçiliği kesintisiz bir biçimde gösteren aynadır. Rahat ve ucuz yaşamı tercih edenlerin bu aynaya öfke duymaları, bu inatçı teşhirin devam etmesindendir. Dağ yaşamı aşağıdakileri her zaman tedirgin edici bir karakterdedir. Bayağılıklar ve çirkinlikler içindeki insanlara, yarı-aydınlara, ulufecilere gerçek suretlerini gösteren bir hayat tarzıdır.
Egemen sisteme karşı savaşmayı rafa kaldırmış, mevcut müesseselere kayıtsız koşulsuz teslim olup da biatına kılıf uyduranların düşünmesi veya itiraz etmesi için hiçbir sebep yoktur. O’nun en büyük sıkıntısı, kendisi ile birlikte efendilerinin de huzurunu kaçıran devrimci ruhtur. Başka bir yaşamın mümkün olduğunu gösteren gerilladır, dağdır.
“Eve, aileye kavuşma”, “Topluma yeniden kazandırılma” aslında sığınma anlamına geliyor. Sonsuz bir özgürlük ve hareket alanından dar ve oksijensiz bir mekana sığınma… Ev, ikamet ve yerleşmek demek. İnsanların farklı tehditler karşısında korunaklı mekanlar oluşturması demek. Korunaklı ne demek? İnsanların kimliğini, dilini, kültürünü hiçbir tehlike ve tehdite maruz kalmadan kullanabilmesi. Peki Kürt halkı için böyle korunaklı bir mekan var mı?
Sözümona dağ tehlikeli yaşamı ifade ettiği için, gerillalar silahları ile birlikte teslim olduklarında yaşamları güvence altına alınmış olacak. Tilkinin nöbetçisi olduğu, tavukların özgürce dolaştıkları kümes…
Oysa dağın insan ve toplum hayatında hep ayrı ve özel bir yeri olmuş. Bütün zamanlarda dağa güvenen, sırtını dağa dayayan hiçbir egemene, hiçbir despota rastlanmaz. Dağ, kendisini dünyanın efendisi sananlara karşı direnenlerin özgür yaşam alanıdır.
Dağ ve yükseklik, dağ ile dik duruş arasında da sıkı bir ilişki var. Dağ diye bir coğrafik oluşum olmasaydı “aşağı” ve “alçak” gibi kavramlar da olmayacaktı. Kürdistan dağlarında bugün mücadele yürüten binlerce gerillanın uğruna mücadele ettikleri özgürlük aç kalmama, eve aileye kavuşma özgürlüğü değildir. Yeni bir dünya için, yaratma ve kurma özgürlüğü, göze alabilme özgürlüğüdür. Yükseklerde dolaşma, bulutları elleme, dünyaya yukarıdan bakma özgürlüğüdür.
 Teslimiyet çağrıcılarından öğreniyoruz: “Dağdaki genç de üniversitede okumak istiyor”, “Konuştuğum gerilla kadının en büyük özlemi İstanbul’da, Sarıyer’de denize bakan kahvede bir çay içmek”, “Gerillalar da ailelerine kavuşmak istiyor.”
Vah vah… 
Gerillanın ailesi vardı zaten. Üniversite okuyanı, üniversite bitireni, köylüsü, emekçisi, doktoru, öğretmeni her meslekten bir insan topluluğu gerilla. Gerilla ve dağdaki mücadelesini uzun uzadıya anlatmak mümkün. Ama en kısa tarifi şu: Kadını, erkeği, genci ve yaşlısıyla, herkes gibi bayağı ve sıradan bir yaşamı kabul etmeyen asi insanların yolculuğu… İnanmışların, dava insanlarının yolu…
Gerillanın silah bırakarak “normalleşmesi”nden söz ediyorlar.  Kim normal, kim anormal? Kim insan soyundan fersah fersah uzaklara düştü? Bir gün önce sohbet ettiği komşusunu ertesi gün linç etmek isteyen kalabalığın önündeki “normal” vatandaşı kim yarattı? Camilerde avuçlarını gökyüzüne açıp, “Kürtlerin kökünü kurut” bedduasını koro ile tekrarlayan toplumun düştüğü yerle dağ arasındaki mesafe kaç arşın?
Dağdaki gençin sesini duyar gibiyiz: İkiyüzlülüğün, sahteliğin, bayağılığın, bencilliğin zehirlediği bu orta sınıf ahırına hiçbir zaman dönmeyeceğiz! Siz orada efendilerinizle birlikte kalın sağlıcakla! Eviniz barkınız ve içinde debelendiğiniz sisteminiz de size kalsın. Biz oksijeni bol, rakımı yüksek dağ havasını solumaya devam edeceğiz!