Uluslararası Komplo, ülke gündeminin yakıcılığının da etkisiyle 18.yılında çok daha geniş bir coğrafyada, geçmişi aşan tarzda eylemliliklerle karşılandı. Kürtlerin diğer ülkelere nazaran daha az olduğu İtalya da, bu etkinliklerin önemli merkezlerinden biri oldu.
İki haftaya yayılan ve ülkenin pek çok kentini kapsayan bu etkinlikler sadece Komplo protestosu üzerinden değil, hukuksal ve ideolojik yanları da içeren bir genişlikle organize edilmişti. Hukuk kurumlarının Bologna ve Padova kentlerinde tarihi mekanlarda düzenlenen iki ayrı etkinliğine 200’ün üzerinde hukukçu katıldı. Hem Türkiye’nin hukuksal gidişatına dair emareler dikkatle tartışıldı hem de bu gelişmelerin öncülünü oluşturan Olağanüstü İmralı Rejimini kuruluşundan bu yana 18 yıllık arka planı eşliğinde ele alma olanağı oldu. Sayın Öcalan’ın tecrit koşulları ve bunun politik gelişmelerle olan bağı, şiddet dalgasının müzakere sürecini baltalaması ve güncellenen tecrit ile ilişkisi de bu tartışmalarının farklı hatlarından birini oluşturdu.
Etkinliklerin ana eksenlerinden biri de İtalyan sol grupları, şahsiyetler, dostlar ve devrimci kimliklerle yapılan tartışma toplantılarıydı. Yer yer ciddi bir katılımla, gençlik ağırlıklı gerçekleşen bu toplantılar bizzat yerel gruplar tarafından organize edilmişti. Bu tartışmaların temel iki merak ve odaklanma konusu vardı. Birbirine bağlı bu iki ana tema Sayın Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm paradigması ve Rojava Devrimi idi. İstisnasız tüm sol cenah Rojava Devrimini müthiş çekici, cazip ve heyecan verici olarak görüyordu. Alternatif mekanizmalar, kadın devriminin geldiği nokta, katedilen mesafeleriyle Rojava Devrimi bir bütün olarak merak konusuydu.
Mesele sadece bir öğrenme, bilgi alma, merak sorunu değildi. Asıl belirleyici olan nokta durdukları yerde muhatap oldukları, zorlandıkları sorunlara Rojava Devrimi ve konfederal paradigma üzerinden bir çözüm arayışıydı. Çok deneyimli, yılların emektarı bir İtalyan komünistin benim ‘enternasyonal dayanışma gerekli’ söylemim üzerine, ‘dayanışma yetmez, sizden öğrenmemiz lazım’ cevabı, doğrusu benim için de şaşırtıcı oldu. Bu cevaptaki sahici ve özyargısız ilgi, çok daha yakın bir diyalog içinde olduğumuz solcuların söylemleriyle ve ya pratik tutumlarıyla karşılaştırılamaz boyuttaydı. Kolonyal rejime karşı muazzam bir varlık ve gelecek kavgası veren Özgürlük Hareketine en fazla Kürt kimliği üzerinden bir önem atfeden yaklaşımlar karşısında, özgürlük arayışından ve tecrübesinden kendine doğru sonuç devşiren, anlamaya çalışan farklı bir yaklaşım sözkonusuydu.
Bu ilgi, Sayın Öcalan’ın İtalyancaya çevrilmiş savunmalarını da okuyan, etkili bir siyasi hareketin temsilcisinin konuşmasında daha net ifadesini buluyordu. O da benzer şeklinde yeni paradigmayı anlamaya çalıştıklarını ve uygulamayı esas aldıklarını belirtiyor ve ‘Demokratik Konfederalizm tezi, Avrupa demokrasinin sınırlılığını, güçsüzlüğü gösterdiği için çok önemli’ diyordu. Devrimin inşa güçlerini Avrupa’dan, dışarıdan değil, Ortadoğu’dan arıyor olmasını da aynı ölçüde değer buluyordu. ‘Özgürlük Hareketi’nin en değerli yanı, uzun bir sürece rağmen düşmanına benzememesi, ilkelerini dürüst, tutarlı bir şekilde savunabilmesidir’ söylemi de salt ideolojik-politik boyutla sınırlı olmayan bir kavrayış çabasının yansımasıydı.
Yine demokratik ulus tezini, devlet ve toplum yaklaşımını tartışırken, kendilerinin en büyük hatalarının devletle aşırı meşgul olan, ona kilitlenen yanları olduğunu vurgulamaları kısa bir tartışma diliminde paradigma bağlamında açığa çıkan ana vurgulardan biri oldu. Ve tartışmasız Kadın özgürlük tecrübesine, direnişine ve özgürleşme mücadelesine diğer tüm konulardan daha farklı bir derinlik ve içtenlikle yaklaşılıyordu. Hele de Eşbaşkanlık sisteminin halihazırda İtalya sol gelenek içinde yer almaması, pratikleşmemesi hem bir özeleştiri konusuydu hem de örnek alınması gereken bir model olarak tarif ediliyordu.
Uluslararası Komplo’yu daha ilk gününden itibaren tartışan, arka planını açığa çıkarmak isteyen Sayın Öcalan, zaman içinde komplo gerçeğini ve komplocu güçleri Kapitalist Modernite Paradigması kapsamında, siyasal ilişkilerinden düşünce formatına kadar tüm yönleriyle deşifre etmiştir. Sayın Öcalan’ın İmralı işkence rejimi içinde Kapitalist Modernite paradigmasına karşı ideolojik-düşünsel mücadelesi sonuçta Demokratik Modernite Paradigması’nda ifadesini bulur. Bu ifade, hem küresel bir alternatifi hem de Kürt halkının bu küresel model içinde özgürleşme imkanlarını temsil ediyordu.
Bu yüzden Türkiye’de HDP ile demokratik iktidar alternatifi olunması yine Ortadoğu bataklığında Rojava Devriminin yegane çözüm olarak insanlığın önüne pratik olarak konulması İmralı’da uluslararası komploya karşı yürütülen direnişin ezilenler adına cevabı olarak okunabilir. Ve tüm etkinlikler boyunca tanık olduğumuz üzere İtalya’da olduğu gibi devrimci, komünist geleneğin güçlü olduğu merkezi Avrupa’nın damarlarına da yeni bir sosyalizm fikriyatı ve pratiği olarak dolaşmaya başladığı da eklenebilir.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, adım adım, komplocuların ayak bastıkları her yerde, onların zeminini zayıflatarak, onların mezar kazıcısı olarak bir kez daha Kürt halkının ve dostlarının komploya maruz kalmayacakları ideolojik-politik bir zemini örmeye devam ediyor. Milano yürüyüşünün muazzam renkli ve canlı atmosferinde, sırayla konuşan dostlardan biri, İtalyancanın şiirselliği içinde ‘Öcalan ve PKK devrim kavramını yeniden gündemleştirmiştir’ diyerek bunca ilginin nedenini de ortaya koyuyor. Ezcümle devrim, Rojava’da, Ortadoğu’da, Avrupa’da Öcalan’ın paradigmasıyla yeniden şekillenerek ezilenlerin direnişine yeni bir yol ve yeni bir ruh veriyor.