Öcalan ilham kaynağı

Dosya Haberleri —

24 Haziran 2022 Cuma - 19:15

Pontuslu yazar ve sosyolog Michalis Charalambides

Pontuslu yazar ve sosyolog Michalis Charalambides

  • "Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Küçük Asya ve Kürdistan'da demokrasinin ilham kaynağıdır. Kürt hareketi ise Kürt halkının demokratikleşme mücadelesinin ve Avrupalılaşmasının öznesidir. Bilim böyle söylüyor."
  • "Öcalan büyük bir tarihi, bölgesel ve uluslararası şahsiyettir. 1994 yılında Atina'nın önde gelen bir gazetesine verdiğim demeçte Abdullah Öcalan'a Nobel Barış Ödülü verilmesini önerdim. Gerçek çok güçlüdür. 15 Şubat 1999 utanç günüdür.."

 

VEDAT YELER/ATİNA

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fikri ve felsefesi tüm dünyaya ilham kaynağı oldu, olmaya da devam ediyor. Kürt Halk Önderi ile 1988 yılında tanışma fırsatı bulan Pontuslu yazar ve sosyolog Michalis Charalambides, 15 Şubat 1999 tarihinde Abdullah Öcalan'ın Uluslararası Komplo ile Türkiye'ye teslim edilmesini utanç olarak tanımlıyor. 23 yıldır İmralı Adası'nda ağırlaştırılmış tecrit altında tutulan Öcalan'ın fiziki özgürlüğü için çeşitli mücadeleler yürütülüyor. Ancak bu mücadeleleri yeterli bulmayan Charalambides, "Abdullah Öcalan büyük bir tarihi, bölgesel ve uluslararası şahsiyettir. Dolayısıyla onun özgürlüğü için yapılan kampanyalar da benzer bir düzeyde olmalıdır. Tüm Kürt siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiği gibi. Bu konu, Avrupa'da, uluslararası kurumlarda, Atina'da, Ankara'da, ABD'de siyasi düzeyde ve sürekli olarak gündeme getirilmelidir. İşledikleri suçu telafi etmelidirler. Çünkü Öcalan'ı Ankara'ya teslim ettiler" dedi. 

Pontuslu yazar ve sosyolog Michalis Charalambides ile çalışmalarını, Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile tanışmalarını, mücadelelerini, Öcalan’ın paradigması ve özgürlüğü üzerinden tarihsel-güncel birçok konuyu konuştuk. 

Gençliğinizden itibaren devrimci mücadele içindesiniz. Öncelikle okuyucularımız için kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

İtalya'da tıp okumaya başladım. Öğrenci hareketleri döneminde Yunanistan'a döndüm. Diktatörlüğün zulmüne maruz kaldım. 22 yaşında İtalya’ya kaçtım. Direniş hareketine ve PAK (Panhellenik - Tüm Yunanlar Kurtuluş Hareketi) temsiline katıldım. Bu dönemde Kıbrıs’taki ABD darbesi ve Türk işgali yaşandı. Kıbrıs, Türkler tarafından alınmadı, onlara ABD tarafından verildi. Bugüne kadar ABD bu suçu üstlenmedi. Diktatörlüğün yıkılmasından sonra PASOK’u (Panhellenik Sosyalist Hareketi) kurduk. Ben kurucu ekipteydim. Sonra eğitimimde çalışma alanımı değiştirdim. Roma'da Politik Ekonomi ve Sosyoloji okudum.

Sizi Kürtlerle ilgili çalışmalara iten temel argümanlar nelerdi?

Hayat yolumun karakteristik özelliklerinden biri, politik ve bilimsel araştırmaların birleşimi olmasıdır. Çalışma konularımdan biri, soykırımlara maruz kalan halklar ve özgürlükleri için savaşan halklar oldu.

BM tarafından tanınan prestijli bir uluslararası sivil toplum örgütü içerisinde dünyanın birçok yerindeki insanlarla dayanışma içindeydim. "Uluslararası Halkların Hakları ve Kurtuluşu Birliği" (LIDLIP 1976 - 2008) adındaki kuruluşun liderlik grubundaydım. 1984 yılında "Kürtler, Kaybolan Bir Halkın Tarihi" kitabını yazdım. Yunanlı filozof Ksenofon'un soyundan gelen biri olarak yapmam gereken buydu çünkü Ksenofon, Kürtlerin tarihini yazdı. O Kürdistan'da kendi adının verileceği bir üniversite olmasını isterdi. 

Bir Yunan hümanisti olarak Kürt halkıyla dayanışma göstermem gerekliydi. Kürt Hareketi ile dayanışma olmadan bölgemizde hümanizm ve enternasyonalizm mümkün olamaz. 1986'da Cenevre’de BM ile Ankara'nın Türk ırkçılığıyla Kürdistan'ı baskı altına alması ve sömürmesi üzerine görüştüm. Türkiye o gün BM'de alay konusu oldu. Sonra beni öldürmek istediklerini anladım. 1994 ve 1998'de bunu denediler.

“Güncel Pontus Tartışması” adlı kitabı yazdım. Benim kökenim Trabzon’dan geliyor. 19 Mayıs'ın Pontus Soykırımı'nı Anma Günü olarak kabul edilmesi için çağrıda bulundum. Kürt Özgürlük Hareketi Lideri Öcalan, bu öneriyi ilk tanıyanlardan biriydi. Bu tanımanın büyük tarihsel önemi vardı. 

Diğer araştırma alanlarım, kitaplarım, üniversitelerde verdiğim dersler bölgesel kalkınma, kırsal, şehirler üzerineydi. 2016 yılında Atina’da, Selahattin Demirtaş'ın ve Suriye Kürtlerinin temsilcisi Salih Müslim’in de katıldığı bir etkinlikte Türk barbarlığıyla karşı karşıya olan Kürt şehirleri hakkında konuştum. Zindan soykırımı dönemleriydi. İzmir’den ve Pontus şehirlerinden sonra bizim için Dersim gelirdi. Bunu Lice ve Şırnak takip etti. "Hitler'in hocası Mustafa Kemal 1938'de Trabzon'da bir Rum'dan gasp edilmiş evden, Dersim'deki soykırımı yönetti. Topal Osman ile Pontusluları ve Kürtleri katlettiler. Şimdi Giresun'da bu canavarın bir anıtı var ve Kürtler ile Pontuslular onu henüz yıkmadılar.

Özgür Kürdistan'a ya bir üniversite profesörü ya da bir büyükelçi olarak geleceğim. 1981'de, ben 30 yaşındayken ilginç bir ülkeye uluslararası bir organizasyona büyükelçi olarak gitmem teklif edildi. O dönem gitmek istemedim. Fakat bir gün Kürdistan'a geleceğim.

Peki, Abdullah Öcalan ve Kürt mücadelesi ile ilk tanışmanız nasıl oldu? Ve nasıl gelişti?

Ksenofon'un Kürtlerin tarihi ve kurtuluş mücadelesi hayatımda ve entelektüel, politik mücadelemde önemli bir yerdedir. Tüm dünyada Kürt halkıyla dayanışma hareketlerinin en büyüğü Yunanistan’daydı. Avrupa’nın geri kalanında başlangıçta, Kürt halkını ve Öcalan’ı destekleyen ve ona karşı iftira dalgasının karşısında duran 4 kişiydik. Bu kişilerden biri hatırlamaktan onur duyacağınız Halkların Hakları ve Kurtuluşu İçin Uluslararası Birlik (LIDLIP) Sözcüsü Elbetida Berena Graf’tı.

LIDLIP bünyesinde 1988 yılında belediye başkanları, milletvekililer, gazetecilerden oluşan bir grup Abdullah Öcalan ile tarihi bir görüşme gerçekleştirdi. Orada Cemil Bayık ile tanıştım. Entellektüellerin ve politikacıların liderliği. Tarihin akışını değiştireceğini düşündüğüm kişilerle tanıştım. Bunu yaptılar. Öcalan, Küçük Asya ve Kürdistan'da demokrasinin ilham kaynağıdır. Kürt hareketi ise Kürt halkının demokratikleşme mücadelesinin ve Avrupalılaşmasının öznesidir. Bilim böyle söylüyor.

Bahsi geçen, yalnızca Türkiye terörizmi değil, soykırımcı ırkçı partileri ve onların vahşi liderleridir. Yüzlerine bakın onların. Canavarların, kurtların yüzleri. Onların yeri (uzun zamandır) Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi olmalı. Burası aynı zamanda Tayyip Erdoğan ve onun emir erleri Hulusi Akar ve Devlet Bahçeli’nin de yeridir. Avrupa'daki ve dünyadaki hukuk dünyası, bu konuyu İspanyol Savcı'nın diktatör Pinochet için yaptığı gibi ortaya koymalıdır. Pinochet, Türk barbarlığının devamcısıdır. Putin de. Uluslarası Ceza Mahkemesi'nden İsviçre Federal eski Başsavcısı Carla Del Ponte*, Türklerin mahkemeye sevkiyle ilgili konuşmuştu. Bu konuyu kişisel olarak vurguluyorum. Kürt Hareketi bunu gündeme getirmelidir.

Pontuslu yazar ve sosyolog Michalis Charalambides, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile ilk kez Ekim 1988'de Bekaa’da görüştü.

Kürt Halk Önderi Öcalan ile birlikte görüldüğünüz fotoğraf karesine gelmek istiyorum. O fotoğrafın hikayesini ve o gün neler konuşulduğunu anlatır mısınız?  

Fotoğraf ilk buluşmamızdan. Öcalan’a Yunanlılar ve Kürtler arasındaki tarihi ilişkilerin sembolü olarak bir klasik Yunan vazosu verdim. Ksenofon bununla gurur duyacaktır tıpkı Seleucus ve Antiochus gibi. Antakya'daki Nemrut Dağı'na gidin. Ben gitmeyi çok isterdim. Türkiye denen devlet hapishanesini ziyaret edemiyorum fakat Kürt kadın ve erkek savaşçılarının yanına gidebilirim.

İlk görüşmemizden itibaren, Öcalan’ın bölgemizin tarihi hakkındaki derin bilgisi ve farkındalığından etkilendim. 1998'de dile getirdiği Yunanistan'a ve Olimpos’a olan aşkından etkilendim. O zamanlar onun Yunanlılardan daha çok Yunanlı olduğunu yazmıştım. Orada Kürtlerle Rumların ne kadar çok ortak kültürel öğeye sahip olduğu gerçeğini kavradım. Özellikle Pontuslular; Pontuslu kadınlar “Kürt gibi güzel” derdi. O günlerde Kürt mücadelesinin başkahramanlarının kadınlar olacağını gördüm. Bulunduğumuz toplantı, Ankara'nın çok yönlü ırkçı barbarlığına karşı Kürt ve Yunan hümanistlerinin bir toplantısıydı. Abdullah Öcalan ile sadece bölgesel değil, küresel öneme sahip büyük asil bir insani kurtuluş mücadelenin sürdürücüsü olduk.

Elinizde başka fotoğraflar var mı? Öcalan'la başka bir görüşmeniz oldu mu?

O günlerden başka fotoğraflar da var bende. Bazıları kitaplarımda yayınlandı. Ancak şuna dikkat edin, ortak asil idealler, değerler ve hedeflerle hareket eden insanların buluşması olarak değil farklı seviyelerden/düzeylerden  iletişim kurulabilen bir buluşma olarak bunu düşünebilirsiniz. 1994 yılında Atina'nın önde gelen bir gazetesine verdiğim demeçte Abdullah Öcalan'a Nobel Barış Ödülü verilmesini önerdim. O zaman PASOK’un siyasi sekreterliğindeydim. Ankaralı ırkçılar Amerikalıları protesto etti, ağladılar, bunun üzerine Amerikan Büyükelçiliği Andreas Papandreu'ya müdahale etti. O ise olması gerektiği gibi onlara düzgün cevap verdi.

1997'de Yunanistan Selanik Üniversitesi'nde konuşurken, Yunanistan, İtalya, Avusturya’dan bir belediye  tarafından Öcalan’ın davet edilmesini önerdim. Bu öneri Yunan Parlamentosu'nun büyük çoğunluğu tarafından kabul edildi. Öcalan bana dokunaklı, kardeşçe bir mektup gönderdi. Bu mektup "Yeni Doğu Sorunu, Türk Sorunu, İnsani Yunanistan" başlıklı son kitabımda var. Bu ziyaret zamanında yapılmış olsaydı, yani Öcalan gelseydi eğer 1999’u yaşamazdık. Avrupa ve dünyadaki seyahatleri yasallaşırdı. 1999'da olanlar hakkında 2003'te Atina'daki mahkemede yaptığım konuşmama bakabilirsiniz.Gerçek çok güçlüdür. 15 Şubat 1999 utanç günüdür.

Atina'da sokaklarda kararı protesto eden 300 bin kişi vardı. Onun serbest bırakılması için savaşmaya devam ettim.

Uluslararası alanda Öcalan'a Özgürlük Kampanyası yürütülüyor. Siz bu kampanya hakkında ne düşünüyorsunuz?

Abdullah Öcalan büyük bir tarihi, bölgesel ve uluslararası şahsiyettir. Dolayısıyla onun özgürlüğü için yapılan kampanyalar da benzer bir düzeyde olmalıdır. Tüm Kürt siyasi tutsakların serbest bırakılması gerektiği gibi. Bu konu, Avrupa'da, uluslararası kurumlarda, Atina'da, Ankara'da, ABD'de siyasi düzeyde ve sürekli olarak gündeme getirilmelidir. İşledikleri suçu telafi etmelidirler. Çünkü Öcalan'ı Ankara'ya teslim ettiler. Biden'e -kitabımda da yer alan-, bir mektup gönderdim. ABD'nin Türkleri kurtarmak, Ankara'ya vermek için büyük bir gayret gösterdiği 1999 yılı için Clinton özür dilemedi.

Öcalan'ın serbest bırakılması için verdiğim mücadeleden dolayı bir süre Amerika'ya gidemedim. 2006 senesinde bir konferansa katılmak için gittiğim Chicago'ya girmeme izin verilmedi. 2011'de Atina'da Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığım HDP'nin milletvekillerinin de bulunduğu bir röportajda  "Öcalan'ın Kurtuluşu için Argonatlar” başlıklı bir deniz seferi kampanyası önerdim. Selanik, Kavala, Volos, Midilli, Sakız Adası, Trakya'dan gelen yelkenlilerin Hellespont (Çanakkale Boğazı), Propontis'e (Marmara Denizi) gitmesini önerdim. Bu Avrupa’da ve tüm dünyada etki yaratan harika bir mesajı olurdu. İstesinler ya da istemesinler; bu Öcalan'ın kurtuluşunun başlangıcı olacaktı. Mesaj ona da güçlü bir enerji verecekti. 

Avrupa'da Kürt dayanışma grupları, Kürt halkına ve Kürt Hareketi'ne büyük saygı borçludur. Dayanışmaları yüksek siyasi düzeyde, dürüst, bağlayıcı ve somut olmalıdır. Sendika dayanışması gibi olmamalıdır. Kürt meselesi, sendikal bir mesele değil, uluslararası bir siyasi meseledir. 

Napoli'de Türklere helikopter satmamamız gerektiğinin altını çizdim. Kadınları ve çocukları öldürmek için kullanılan ATAK'lar İtalyan üretimi; bu nedenle helikopterler ve diğer birçok şey hakkında sessiz kalırken Kürtlere dayanışmadan bahsetmek ikiyüzlülüktür. Siyasi girişimler, kampanyalar Kürt Hareketi'nin siyasi hegemonyası altında yürütülmelidir. Ben, Kürt halkına büyük saygı duyarak yıllardır yaptığım gibi Kürt Hareketi'nin yanında olacağım.

Kürt mücadelesinin mevcut durumunu ve Öcalan'ın paradigmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kürt Hareketi'ne tarihin ve coğrafyanın vermiş olduğu büyük bir sorumluluk, tarihsel bir rol var; Fırat'tan İyonya'ya. Zaten İyonya'da nüfusun büyük bir kısmı, yurtlarından sürüldükleri için Kürtlerden oluşuyor. Onun rolü Kürt halkını ve diğer yerli tarihi halkları özgürleştirmektir. Bu, Abdullah Öcalan'ın birçok hedefinden biridir. Balkanlar, Kafkaslar, Türkmenler'den oluşan ırkçı bir azınlık sosyal sınıfın tarihi bir alanı parçalamasına izin verilemez. Daha önce Suriye'de, Libya'da, Kobanê'de, Kıbrıs'ta da aynı şeyi yapan bu ırkçı sınıf, İyonya'yı ateşe verdikten sonra Ege'nin tarihi adalarını tehdit etmektedir. Son on yılın “ölüm turundan” sonra geri dönüyorlar ve Kürdistan'ın, Kürtlerin, Pontusluların ve diğer halkların onları beklediği Küçük Asya'ya varırlar. Bölgenin bir Türk sorunu, bir Türk patolojisi var. Bu çözülmeli. Özellikle Avrupa ve özellikle Yunanistan, Avrupa'da, ABD'de, uluslararası alanda başlamalı. Ankara Yunanistan ile savaşa giremez, çünkü yıkılır. Türk sorununun çözümü, onun İspanyollaştırılması demektir. Franco'nun faşizminden sonra, Galiçya, Katalan, Baskların özerkliklerini sağlamalarında olduğu gibi.

Öcalan, Küçük Asya'da çok merkezli başkentleri Amude, Trabzon, Antakya olan yeni bir devlet mimarisi istiyor. “Pontos Antik Bir Kimliğin Geri Dönüşü?” ve “Yeni Doğu Sorunu Türk Sorunu ve Yunanistan” adlı kitaplarımda isim değişikliğini öneriyorum. Çünkü Türkiye ve Türk adı ırkçılığın kaynağıdır. Bölgeye tarihi adını yeniden kazandırmak gerekir; Anadolu/Küçük Asya. Türkiye 100 yaşında ve yabancı bir isim. Bölge, Ergenekon'un griden yeşile ardışık geçişlerini istemiyor. Balkanlardan Türkmenlere ve Kafkaslara demokrasi istiyor, halklarının demokrasisini. Bu, Anadolu’da olduğu kadar Avrupa'da da siyasi sorundur.

 

Hümanizm doğduğu yere dönmeli

Son olarak üç şeye işaret edeyim. 

Birincisi; AB'nin ve özellikle Almanya'nın kendi topraklarındaki Kürt varlığını tanıması ve Kürt okulları açması gerektiğidir. 

İkincisi; tüm Anadolu halkları Kemalizm kurbanları için 19 Mayıs'ı Avrupa Anma Günü olarak anmalı ve Avrupa Parlamentosu'nun bugünü kabul etmesi gerekiyor. 27 Ocak Nazizm kurbanlarını Uluslararası Anma Günü olarak kutladığımız gibi. Biz Yunanlılar bu vahşetlerin ikisini de biliyoruz. Arnavut Kemal, Ren'in Mustafası Hitler'den daha barbardı. Onu böyle adlandırırlar. Her 19 Mayıs'ta, Stuttgart'ta olduğu gibi, Avrupa şehirlerinde Anadolu’nun tüm halkları tarafından yaşam eylemleri düzenlenmelidir. 

Üçüncü; Yeni Doğu Sorunu'nda zafer halkların olacaktır. Şimdi 1920-22'de değiliz. Bazı tanınmış Avrupalılar o zamanlar Kürdistan’da olduğu gibi; Küçük Asya’daki hayali, sunii Türkçülüğü o zamanki gibi kurtaramazlar. Şehirler, demokrasi, filozoflar, sanatçılar, insanlık Anadolu'ya dönmelidir. Cicero, Yunanistan ve Küçük Asya'yı bir Hümanizm Bölgesi ve diğer Avrupa'yı bir barbarlık bölgesi olarak görüyordu.

Hümanizm doğduğu yere geri dönmelidir. Kurdun son ulumaları bizim elimizde. Küçük Asya, kurtların değil, kuşların yeridir. Pontus şarkıları, Trabzon’da, Pontus’ta, Pontus dağlarında ve denizinde kurtları değil, kuşları övüyor, azınlık kurtları geldikleri yere gidebilir veya kendilerini insanlaştırabilirler. Büyük bir düşünce ve söz insanının yazdığı şekliyle, “Onlar tarihin gördüğü en büyük barbarlardır.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.