
EREM KANSOY / FEHMİ KATAR / BRÜKSEL
Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda (AP) gerçekleştirilen 13. Uluslararası Kürt Konferansı‘nda konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Zübeyir Aydar, AKP-MP çevrelerinin Öcalan ile ilgili “ortadan kaldırma” tartışmaları yaptığını belirterek, “AB ve uluslararası kurumların daha duyarlı olması gerekiyor” dedi.
Türkiye’nin Türk tipi başkanlık, sultanlık, halifelikle yönetildiğini belirten Aydar, “Biz hem Oslo sürecinde hem de İmralı’daki taahhütlerimize bağlıyız. Bu müzakerelerin en önemli aktörü Sayın Öcalan uzun zamandır izolasyonda tutuluyor” dedi. Kürt Halk Önderi Öcalan ile 5 Nisan 2015’den bu yana ilişkilerin kesildiğine dikkat çeken Aydar, “O tarihten beri ağır bir tecrit altında tutulmaktadır. Bu şartlarda tutulması çözümsüzlük ve çatışma demektir” uyarısında bulundu.
AKP-MHP’nin kirli planı
Öcalan’ın can güvenliğiyle ilgili ciddi endişeleri olduğunun altını çizen Aydar şu bilgileri paylaştı: “Burada çok önemli ve elimize yeni geçen bir bilgiyi aktarmak istiyorum: AKP-MHP çevrelerinde Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ı ortadan kaldırılması tartışmaları yapılıyor. Hatta bu tartışmayı yapanlar sonucunun ne olacağını çeşitli yerlerden soruyor. Türkiye’de idamı yeniden gündeme taşırmaları, tartıştırmaları bu yönlü bir kararı çıkarma yönünde toplumu şekillendirme yönündeki çabaları da bu çerçevede değerlendiriliyor. Bunlar ne kadar doğru bilmiyoruz. Ama bunların Sayın Öcalan’ı ortadan kaldırılması yönünde geliştirildiğine dair bazı bilgiler bize ulaşıyor. Böyle bir durumun yaratacağı infial ve kaosu düşünmek dahi istemiyorum. Bundan dolayı başta Kürt halkı olmak üzere bütün ilgili çevrelerin, Avrupa Birliği’nin, ilgili uluslararası kurumların ve kamuoyunun bu konuda oldukça duyarlı olmaları ve bu temelde bu tehlikeli durumun önüne geçmeleri gerekiyor. Konferansın da bu konuda tavır sahibi olması yönündeki çağrımı yineliyorum.”
Suikast arayışları var
Türkiye’nin Kürtleri hedef aldığını hatırlatan Aydar, “HDP Eşbaşkanları, parlamenterler ve belediye başkanları tutuklanmış, binlerce insan yerinden edilmiştir. Türkiye bunlarla da yetinmemektedir. 9 Ocak 2013’te Paris’te katlettikleri 3 Kürt kadın siyasetçi suikastına benzer arayışlar içerisindeler. Çeşitli kaynaklardan bize gelen bilgiler var. Buna göre Türkiye, benim de içinde bulunduğum bazı Kürt siyasetçileri öldürmek için suikast timlerini başta Belçika olmak üzere birçok Avrupa ülkesine göndermiştir” diye konuştu.
Aydar, batının Kürt hareketini ‘terör listesi’ne alarak Türkiye’ye politik ve askeri destek verdiğininin de altını çizerek, “Bu tutum sorunu derinleştirmekten öteye gitmedi” ifadesini kullandı.
Öcalan’a özgürlük istiyoruz

Konferansta “Türkiye’de rejim değişikliği ve demokrasinin içinin boşaltılması” başlıklı oturumunda yapılan konuşmalarda Öcalan’a özgürlük ve PKK’nin ‘terör listesi’nden çıkarılması talebi bir kez daha yüksek sesle dile getirildi. Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’nı yürüten İngiltere’nin en büyük sendikası UNITE’nin Dış İlişkiler Sorumlusu Simons Dubbins, “Barış sürecinin temel çivisi” başlıklı sunumunda uluslararası dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Dubbins, “Biz Güney Afrika, Küba, Filistinlilerle dayanışma içerisinde olduk. Şimdi de Kürtler ve tüm Türkiye’deki ilericilerle dayanışma içerisindeyiz. Öcalan ile dayanışma içerisindeyiz” dedi.
Öcalan’ın milyonlarca Kürt tarafından önder olarak kabul edildiğini ifade eden Dubbins, “Özgürlüğü muazzam bir etki yapacaktır” diye belirtti ve ekledi: “Britanya Parlamentosu’nda başlattığımız Öcalan’a Özgürlük Kampanyası karşısında oldukça iyi tepkiler alıyoruz.”
Kürtler statü istiyor
“Barış ve demokrasi yolu” başlıklı sunum yapan DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle ise Öcalan’ın 1993 ve 2013 yılında başlattığı barış sürecine değindi. Dicle şöyle devam etti: “2013 yılında yapılan barış görüşmelerine ben de katıldım. Bir çok kez görüştük. Dolmabahçe’de 10 maddelik mutabakat hazırlandı. Bunlar imzalanıp, kamuoyu ile paylaşılacaktı. Bu müzakere imzalandıktan sonra silahlı mücadelenin son bulması için Öcalan, kongre çağrısı yapacaktı. Hatta PKK yöneticileri bu kongre hazırlıklarına bile başlamıştı. Ancak Erdoğan, 5 Nisan 2015 İmralı‘daki müzakere masasını devirerek, Kürtlere karşı DAİŞ ile birlikte savaş açtı. Dicle, konuşmasının devamında barış ve Kürt sorununda kalıcı çözüm için PKK’nin AB’nin ‘terör listesi’nden çıkarılmasını istedi.
TC kara delikte
“Türkiye’deki insan hakları konusunda dünya ne yapabilir” isimli sunumda konuşan FIDH Başkanı Dimitris Christopoulo da, Türkiye’ye gittiğini hatırlatarak, “Türkiye’de neo liberalizm ile İslamcılık inanılmaz şekilde bir araya gelmiş. Buna son baskılar da eklemlendi. Hali hazırda otoriter bir sistem, totaliter bir sisteme dönüşüyor. Türkiye Cumhuriyeti artık kara bir deliğe dönüşmüş durumda. Bu kara delik herşeyi yutuyor” dedi.
Bunun adı Kürt düşmanlığı

Rehin tutulan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın yerine konferansa katılan HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir ise “Türkiye’nin demokratikleşmesinde HDP’nin politik vizyonu” başlıklı bir sunum yaptı. “Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer parlamenterlerin cezaevine atılması Kürt’ün kazanımlarını elinden alınmanın adıdır. Bugün burada Zübeyir Aydar, Remzi Kartal, Hatip Dicle bulunuyor. Bu arkadaşlarımız 1990’lı yıllarda da bunlarla karşı karşıya kaldı. Bu tarihin tekerrür ettiğinin göstergesidir” ifadesini kullandı.
Baydemir şöyle devam etti: “Mebus olan arkadaşlarımızın mahpus olması, aslında Kürtlerin kazanımlarını yok etmeye çalışmasının ismidir. HDP bir barış projesiydi. Özgürlükçü ve katılımcı demokrasinin adıydı. Ancak bugün HDP yok edilmek isteniyor. Türkiye’nin yaptığı sömürge politikasıdır. Bunun adı Kürt düşmanlığıdır. Son fert kalsak bile mücadeleye devam edeceğiz.”
Türkiye’ye verilen fonlar sonlandırılabilir
AP Dış İlişkiler Sorumlusu ve AP Yeşiller Grubu Milletvekili Ulrike Lunacek ise “Bizler hala bir şeyler olabilir umudu ile Türkiye ile ilişkileri durdurmadık, dondurduk. Fakat idam cezası kesinlikle son olur. Öylesi bir durumda bütün ilişkileri keseriz. Basına olan baskılar kesinlikle kabul edilemez. Bu yıl yayınlanan ilerleme raporunda da bunların hepsi dile getirildi. Parlamentomuzun çoğunluğu Gümrük Birliği’ni destekliyor. Bence ekonomik yaptırımlara gelmeden önce başka şeylere odaklanmalıyız. Türkiye’ye gönderilen fonların sonlandırılması için çaba sarf edebiliriz. Bu fonların çoğunun Erdoğan’a yakın kişilere verildiğini biliyoruz” dedi. Barış için çaba sarfedilmesi gerektiğini de kaydeden Lunacek, “Çözüm sürecinin tekrar başlatılmasını istiyoruz” mesajı verdi.
Basın iktidarın hedefinde
“Türkiye’de ifade özgürlüğü ve Kürt medyasının durumu” başlıklı sunum yapan gazeteci Devrim Arslan da 15 Temmuz darbe girişiminin ardından basına yönelik artan saldırılar hakkında bilgi verdi. Arslan “Çocuk kanalı da dahil birçok televizyon kapatıldı. 11 radyo kanalı susturuldu. 128 gazeteci tutuklu. 3 bin gazeteci işsiz. Kürt medyası büyük bir hedef. Türkiye içeride yaptığını Avrupa’da da yapmak istiyor. Newroz ve Med Nuçe televizyon kanalları kapatıldı. Her iki kanal mahkemelere başvurup kazanmalarına rağmen yayınlarına izin verilmiyor” diye konuştu.
Erdoğan gitmeden çözüm olmaz

Gazeteci-Yazar Cengiz Çandar, “Türkiye’de Kürt, demokrasi ve Avrupa karşıtlığı birbirine bağlantılıdır. Tek adam iktidarın adı olan Erdoğan gitmeden hiçbir sorun çözülmez” dedi.
“Dönüm noktasındaki Türkiye; barış sürecinin ölümü” başlıklı bir sunum gerçekleştiren gazeteci-yazar Çandar AP’nin aldığı kararı önemsediğini belirterek, “Müzakerelerin durdurması için oy kullandılar. AP’nin aldığı kararı tebrik ediyorum” dedi. Selahattin Demirtaş ve Ahmet Türk ile AP konferansı koridorlarında çok anısı olduğunu belirten Çandar, “Hepsi şimdi Türk cezaevlerinde yatıyorlar. Buradan hepsine dayanışma mesajlarımı iletiyorum” dedi.
Cizre’de katledilen Mehmet Tunç’un geçen yılki konferansta yaptığı konuşmayı hatırlatan Çandar, “Maalesef Tunç’un cesedi taşlar altında kaldı. Birçok insan öldürüldü. HDP milletvekilleri tutuklandı. Türkiye’de bir yılda çok şey değişti. AP Raportörü Kati Piri bize sesleniyordu. Ancak kendisi şimdi Türkiye’ye giremiyor. 2014 yılına kadar Türkiye’ye defalarca kez giriş yapan Salih Muslim’e şimdi çok komik gerekçeler ile İnterpol araması çıkarıldı” diye aktardı.
Erdoğan’ın Rojava korkusu
Türkiye’nin Kürtlere karşı savaş başlattığını vurgulayan Çandar, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2015’te yaptığı “Bizler Kuzey Irak’taki durumun Suriye’de olmasına izin vermeyiz. Ne olursa olsun bunu engellememiz gerekiyor” açıklamasını hatırlatarak şöyle devam etti: “Aslında kastettiği şey Kürtlerin özerk olmamasıydı. Barış görüşmeleri 2015 Temmuz ayında Türk savaş uçaklarının PKK bölgelerini bombalaması ile bitti. Bu tesadüf bir tarih değildi. Kürtler DAİŞ‘i temizliyordu, Haziran seçimlerinde HDP başarılı çıktı ve bundan dolayı saldırı oldu. Aslında sadece buna bakarak Türkiye ve Suriye Kürtlerinin birbirleriyle ne kadar bağlantılı olduğunu görebiliriz. Türkiye Cerablus’a müdahale etti. Bunlar Kürt koridorunu engeleme operasyonu diyorlar. Aslında Türkiye’deki Kürtlerin etkilenmesini kırmak için yapıyorlar.”
Erdoğan rejiminin gitmesi gerektiğini vurgulayan Çandar, “Türkiye’de Kürt, demokrasi ve Avrupa karşıtlığı birbirine bağlantılıdır. Bunlar ortadan kalkmadıkça ne Kürt sorunu çözülür ne de demokrasi olur. Tek adam iktidarın adı olan Erdoğan gitmeden hiçbir sorun çözülmez”
Rubin: Başarılı olmak Kürtlerin elinde

ABD’li Ortadoğu ve Türkiye uzmanı Michael Rubin “Batılı güçler hangi rolü oynuyor” başlıklı bir sunum yaptı.
Rubin “Kürtler, yoğun mücadelenin ardından büyük fırsatlarla ile karşı karşıya. Kürtlerin hedefi ve ulus amaçlarına ulaşması sadece kendi ellerinde. Kürtler, Avrupa ve ABD’lileri ikna etmeli. Siyasiler uzun süredir Kürtlerin yanında yer alıyor ama başarılı olmak için sadece sol bakış açısıyla sınırlı kalmamalı. Siyasi olarak ABD ile Kürtler arasında büyük farklılıklar bulunmakta. Kürtler tek şehir yada bölgeye indirgenmemelidir. David Phllips yaptığı sunumda PKK’nin terör listesinden çıkarılması gerektiğini söyledi. Bence de PKK listeden çıkarılmalıdır ancak bunun için PKK de bazı politikalarını değiştirmelidir. 15 Temmuz darbe girişimi ile ABD’ye onlarca belge verildi. Fakat bu belgelerde hiç bir kanıt yok sadece şikayetler var. Washington’da lobi çalışmaları farklı işliyor. Eğer orada bir şeyler yapmak istiyorsanız, ona göre bir çalışma yürütmelisiniz.”