
Türkiye bir kaos, diğer bir ifadeyle derin bir patlama ve giderek büyük bir parçalama sürecine girdiği artık herkes tarafından görülüyor. Öncelikle yaşanan siyasi ve giderek derinleşen askeri bunalım, çok kısa bir zamanda önüne geçilemez bir krize doğru hızla yol alıyor. Hiç kuşkusuz ki bu büyük bunalım, kriz ve kaosa doğru giden sürecin nedenleri de en az o kadar büyük ve derin olduğunu söylemeye bile gerek yok. Öncelikle şunu vurgulamak gerekiyor: Türkiye’nin içinde bulunduğu kriz öylesine günlük ve bazı pratik sorunlardan kaynaklanmıyor. Yine yaşanan bu bunalım ve kriz birkaç kılıç darbesiyle çözülebilecek durumda da değildir. Oldukça kapsamlı, derin ve büyük bir konsept ekseninde ancak haledilebilecek bir yaklaşımı gerektiriyor.
Bu da Kürt, Kürdistan ve daha anlaşılır bir ifadeyle Öcalan sorunun çözümüdür. Bu her üç soruna doğru yaklaşılmadan, bilimsel bir bakış açısıyla ele alınmadan çözülmesi mümkün olmayan üç ana sorundur. Bu üç sorunu da tamamen birbirine bağlıdır. Aslında her üçü hem birbirine bağlı, hem birisi olmadan diğerleri olmaz, çözülmez, hem de içiçe girmiş üç temel farklı sorun olarak karşımıza çıkıyor. Elbette ki Kürt sorunu olmasaydı Kürdistan sorunu, Kürdistan sorunu olmasaydı Öcalan sorunu da olmayacaktı. Ama her üçü aynı zamanda tarihsel süreç içinde birbirinden koparıldığı için de ne yazık ki sanki değişik, birbirinden son derece bağımsızmış gibi ele alınmış oluyor. Bana göre esas sorunu derinleştiren de bu yanlış ve oldukça parçalı mantık oluyor. Bunu yapan da Türk devletinin kendisi oluyor. Zaten bu nedenlerden dolayıdır ki sorun çözülmüyor. Bırakalım sorunun çözülmesi, varolan sorun giderek derinleşiyor.
Türk devleti Kürt, Kürdistan ve Öcalan sorunun birbirine bağlı olmadığını söyleyerek, süreci her zamankinden daha da ağırlaştırıyor. Esas çözmeyen, tıkatan ve savaşı büyüten de bu mantık oluyor. “Öcalan ayrı, Kürt sorunu ayrı, Kürt sorunu farklı, Kürdistan sorunu daha da farklı” yaklaşımı, doğal olarak sorunu bu kriz ve kaoslu hale getirmiş oluyor.
Elbette ki Türk devleti ile Özgürlük Hareketi farklı düşünüyor. Sadece bu konularda da değil, yaşamın her alanında farklı düşünüyorlar. Sorunun algılanış biçimi de değişik ele alıyor her iki güç.
Sorunun kaynağı inkar
Her şeyden önce Kürt Özgürlük Hareketi üç sorunun da birbirine bağlı olduğunu söylüyor. Yani Kürt sorunu olmasaydı Kürdistan sorunu, Kürdistan sorunu olmasaydı Öcalan sorunu da olmayacaktı, diyerek soruna yaklaşım gösteriyor. Bu anlamda Türk devleti ve Özgürlük Hareketi sorunların çözümünü de farklı ele aldığı için, doğal olarak gelişmeleri de çok farklı perspektiflerle ele alıp değerlendiriyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi sürece bir bütünsellik içinde bakıyor ve her üç sorunun ana kaynağının da inkarcılık üzerinde kurulduğunu vurguluyor.
Gelinen aşamada Öcalansız bir çözümün çözümsüzlük olduğunu bilerek, tüm gelişmeleri Öcalan’la bağlantılı olarak ele alıyor. Öcalan olmadan, İmralı’dan çıkmadan, Öcalan’ın sağlık ve güvenliği güvenceye alınmadığı sürece sorunun çözümünden daha ziyade, varolan sorunun giderek çözümsüzlüğe doğru kayacağını da gayet iyi biliyor.
Kürt Özgürlük Hareketi bu nedenle Öcalan’a özgürlük şiarıyla yeni bir kampanya başlatmış bulunuyor. Kampanyanın esas amacı sadece Öcalan’ın üzerindeki katı tecridin kaldırılması değil, Öcalan’ın özgürlüğüdür. Evet, gerçekten de Öcalan azad (özgür) olmadan, sağlık ve güvenliğinin garantisi sağlanmadan Türkiye’de hiç bir sorunun çözülmesi mümkün olmaz. Burada Öcalan birinci aktör olarak mutlaka, ama mutlaka rol oynamalıdır. Öcalan’ın içinde olmadığı, halkın iradesini temsil etme anlamında yer almadığı bir görüşeme gerçek anlamda bir görüşme olamayacağı gibi, bu mantıkla yapılacak bir çözüm de asla çözüm olmayacaktır.
Öcalan özgür olmalı
Tüm bu nedenlerden dolayı Özgürlük Hareketi yeni bir süreçle sorunu ele almayı esas alarak, Öcalan’a Özgürlük kampanyasını başlatmış oldu. Kampanyanın mantığı şudur; Öcalan’nın güvenliği ve sağlığının gereklerini mutlaka yerine getirilmeli ve süratle özgürlüğü gerçekleştirilmelidir. Her iki toplumun güvenliğini, Kürt ve Türk ulusunun birlikte ve kardeşçe yaşamanın, Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan diğer azınlık ve inanç gruplarının barış içinde birarada yaşamanın güvencesi de budur. Savaşın ve barışın da dili budur. Yani eğer bir barış yapılacaksa, yani eğer Kürt sorunu çözülecekse, yani eğer Türkiye’nin gelişmesi, saygın bir konuma gelmesi, Ortadoğu’da gerçekten de barışın ve doğruluğun teminatı olunmak isteniyorsa ancak bununla, yani Öcalan’ın özgürlüğüyle olabilir. Bunun dışında başka yol yoktur. Çünkü özgürlük isteyen, insanca yaşamak isteyen ve bunun için otuz yıldır büyük acılar yaşayan Kürt halkı Öcalan’ı kendi önderi olarak kabul ettiği bir şahsiyettir. Bu şahsiyete, bu öndere saygı gösterilmekten başka bir yol yoktur. Nasıl ki Kürtler Türk halkının kendisi için önder gördüğü kişi ve şahsiyetlere saygı gösteriyorsa, Türk devleti de bu saygıyı Kürt halkına göstermek zorundadır.
İşte Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt halkı ve Kürt ulusu bu gerçeklikten hareketle Öcalan’a Özgürlük kampanyasını başlattı. Yaklaşık bir yıldır başlatılan Özgürlük kampanyası değişik eylem ve etkinlik biçimleriyle devam ediyor. Bu konuda elimizde çok somut veriler yok, tercübe konusunda ciddi bir pratik deneyimimiz de yok. Ancak bilebildiğimiz tek örnek Nelson Mandela ile ilgili başlatılan Özgürlük kampanyasıdır. Biz de hem onu emsal alarak, hem de bu konuda uluslararası düzeyde değişik ilişki ve pratikleri de dikkate alarak başlatmış olduğumuz kampanyanın amacına ulaşacağı kesin olarak gördüğümüzü belirtmek istiyorum. Bu kampanya aznı yamanda Anadolu ve Mezopotamya halklarının özgürlüğe giden yolu aralama anlamına da geldiğini vurgulamak gerekiyor.
Başka bir yol yok
Eylemler uluslararası düzeyde etkili ve yetkili olan bir şahsiyetin özgürlüğüne kavuşturulması eylemleridir.
Bu kampanyanın farklı oluşu hem amacın farklı oluşundan, hem de etkinlik ve eylemin farklı oluşundandır. Aslında eylemleri belirleyen ve tetikleyen eylemin amacıdır. Biliyoruz ki bu eylemler herhangi bir şeyi talep eden bir sürecin silsilesinden hareketle ortaya çıkan bir durum değildir. Bir önderin ve uluslararası çapta etkili ve yetkisi olan bir şahsiyetin özgürlüğüne kavuşturulmasıdır. Bu nedenle son derece önemli olduğu kadar içinde büyük riskleri de taşıyan bir etkinlik silsilesidir gerçekleştirilen eylemler. Bu anlamda zor ve çetin bir eylem ve süreç olacaktır. Savaşın kesintisiz olarak devam ettiği bir ortamı da dikkate alındığında bundan sonraki süreç kampanyayı yürütenler için daha çok zor olacaktır.
Ama zaten insanların işi zor görevleri başarmak değil mi? Kolay ve sıradan işler insanlığı bugünlere taşımada şu veya bu biçimde ekili olmuşsa da, esas olarak devindirici bir rola sahip olmamışlardır. Süreçleri değiştiren, toplumsal yapıyı altüst eden, daha anlaşılır bir ifadeyle esas olarak tarihe damgasını vuran bu türden zor eylemler olmuştur. İnsanlığın en anlamlı ve en sonuç alıcı eylemleri bu anlamdaki eylemlerdir. Yani tarihi değiştiren, tarihe damgasını vuran eylemlerdir.
Nelson Mandela’nın özgürlüğü için gerçekleştirilen eylem ve amacına ulaşılan özgürlük kampanyası bu eksende ele alınması gereken bir süreçtir. Biliyoruz ki eğer Mandela özgürlüğüne kavuşmamış olsaydı Güney Afrika’da ne barış gerçekleşmiş olacaktı, ne de siyahlarla beyazların birarada yaşama umudu yeşermiş olacaktı. Yani afrika kıtasında beyazlarla siyahların boğazlanması hala devam etmiş olacaktı.
Eylemlerin yarattığı algı…
Öcalan’a Özgürlük kampanyası için yapılan komite çalışmasının ardından bir dizi eylem planlamasına gidildi. Öncelikle Öcalan’ın özgür olabileceği algısını, düşünce ve ruhsal ortamı oluşturmak gerekiyordu. Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi bu temelde bir eylem planlamasına gitti. Uzun yürüyüş bu planlamanın bir sonucuydu. Cenevre’den Strasbourg’ta yapılan uzun yürüyüş oldukça zor ve riskli bir eylemdi. Dondurucu havaya rağmen eylemcilerin ölümle adeta dans eder bir noktada eylem yapmaları, son derece zor olduğunu vurgulamaya bile gerek yoktur. Büyük bir irade gücüyle gerçekleştirilen yürüyüş eylemi, bir sonraki eylemlerin de göstergesiydi aslında.
Uzun yürüyüşten sonra süresiz ve dönüşümsüz olan açlık grevi eylemi başlatıldı. Bu eylem de en az uzun yürüyüş eylemi kadar hem zor ve hem de etki yaratan bir eylem oldu. Ölüm sınırına gelindi. Birçok eylemci ölümle burun buruna geldi. Avrupa’nın merkezinde 52 gün süren bu eylemin etrafında da birçok eylem biçimleri gerçekleşti. Dönüşümlü açlık grevleri, oturma, işal, stand açma gibi sayısızca eylem yapıldı. Çok etkili ve anlamlı görüşmeler de gerçekleşti. 52 gün boyunca adeta bir diplomasi süreci yaşandı. Birçok milletvekiliyle, belediye başkanlarıyla, çok değişik sivil toplum örgüt ve yöneticileriyle görüşmeler yapıldı. Avrupa Konseyi yöneticileriyle, CPT ve diğer yetkili organlarla da bazı önemli görüşmeler gerçekleştirldi. Sonuçta eylem amacına ulaştıktan sonra da sonuçlandırıldı. Bu eylemleri diğer farklı eylem biçimlerinden ayrıştıran temel noktalardan birisi, eylemlerin kilitlenmiş olduğu amacının oldukça önemli ve büyük olmasıdır. Diğer eylemler ve yapılan etkinlikler, süreçle bağlantılı olarak ortaya çıkan taktiksel gelişmelere bağlı olarak ortaya konulan eylemlerdi. Yani dönemsel, geçici, kısa vadeli ve daha çok da protestoyu, kınamayı veya tepkiyi ifade eden eylemler olmasıdır.
Öcalan’a Özgürlük İnisiyatif’inin öncülük ettiği eylemler bu temelde değildir. Stratejik, uzun vadeli, sonuç alıcı olmayı gerektiren eylemler dizisiydi. Tıkanmış olan bir süreci açmayı hedefleyen, stratejik olarak açılması gereken bir olguyu dillendiren çok stratejik bir dönemin stratejik eylemleri olarak gündeme geldi ve böylece de sonuçlandı.
Kürtlere karşı bir kurt kapanı
İmralı Kürtlerin hapsedilip çürütülmeye mahkum edidiği bir sistemdir. İmralı sistemi, Kürtlere karşı son derece bilinçli olarak kullanılmak istenilen bir kurt kapanıdır. Bir irade kırma ve eritme alanıdır. Aslında burada Öcalan’ın şahsında Kürtler esir alınmış ve hergün parça parça eritilmeye çalışılıyor. Kürtleri imha etme merkezi olarak görmek gerekiyor. Kürtler burada sessizce öldürülüyor, boğazlarına geçirlmiş iple idam ediliyorlar. Bu nedenle burada sadece Öcalan değil, Kürtler tecrit edilmiş, Kürtlerin güvenliği ortadan kaldırılmış ve Kürtler orada ömürboyu katı tecrit altında ölüme mahkum edimişlerdir.
Durum bu kadar ciddi ve bu denli tehlikelidir. Şimdi gelinen aşamada artık Kürtlerin bu sistemden, boğazını bu ipten, bedenlerini bu kurt kapanından kurtarmak istiyorlar. Bunun ifadesi de Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşmasıdır. Bunun dışında başka türlü kurtuluş, başka türlü özgürlüğe kavuşmak, kendini kurt kapanından kurtarmak mümkün değildir.
Şunun altnı kalın bir biçimde çizmemede yarar vardır: Kürtlerin kurtuluşu kesinlikle Öcalan’ın kurtuluşundan, onun özgürlüğünden geçiyor. zira Öcalan tek kişi değildir, herhangi bir tutsak hiç değildir, Öcalan bir halkın gerçek iradesidir, kelepçeye vurulmuş, bir adada tek kişilik hücreye nahkum edilmiş bir halkın önderidir. Eğer kendi halkına özgürlük bilincini kazandırmış bir halk önderi tutsaksa o halk da tutsak olduğu anlamına gelir. Onun tutsaklığı o halkın tutsaklığını da ifade ediyor. Bu nedenle Kürt halkı, Öcalan’ı özgürlüğe kavuşturmadığı sürece kendisi de özgür olamaz.
Demek ki imralı sistemi mutlaka kırılmalı, kesin bir biçimde yıkılmalı ve öcalan mutlak anlamda özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. Bu konuda mücadele etmek Kürt halkının vicdani borcudur.
Kampanyayı herkese göstermeli
9 Ekim Komplosu Kürt halkına karşı geliştirilen ihanet ve yeniden köleleştirme hamlesidir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan şahsında, Uluslararası Komplonun 14.yılına girilirken başlatılan Özgürlük kampanyasının mutlaka çok daha güçlü ve sonuç alıcı bir biçimde geçmesi gerekmektedir. Komplocuların amaçlarına ulaşmadıklarına dair bir kez daha açığa çıkartmak, bir kez daha dost ve düşmana göstermek oldukça önemlidir. Komplocuların, yapmış olduğu komplolarının sonuç vermediğini çok ama çok iyi anlamaları gerekmektedir. Bunun yolu da, Öcalan’a özgürlük kampanyasının doğru akması ve doğru esaslar üzerinde yürümesidir. Öcalan’a özgürlükten başka hiç bir düzey sürece yanıt vermeyecektir.
Bu durum ve atmosfer Türkiye için de hayrlı bir sonucu ortaya çıkartmıyor. Türkiye büyük bir kıkanca alınmış durumda. Yabancı emperyal güçlerin istemi de bu temelde geliştiğini söylmeye bile gerek yoktur. Zayıf Türkiye güçlü devletler, iradesiz Türkiye egemenlikleri daha da pekişen emperyal güçler demektir. Türkiye Ortadoğu’da sözsahibi olmaktan çıktıkça büyük devletlerin sözü de bir o kadar artar. Tüm bu dengesizliği ve adaletsizliği kim ortadan kaldırabilir? AKP mi, Tayyip Erdoğan mı? Mevcut kurmay heyeti mi?
Hiç kuşkusuz ki hayır! Hiç bir kuvvet, hiç bir kişi ve makam bu dengesizliği ortadan kaldıracak güçte değildir. Bunu yapacak tek şey, Kürtlerin özgürlüğüdür, Öcalan’ın özgürlüğüdür, Kürt ve Türk halklarının birliğini oluşturma ve her iki halkın aynı çatı altında özgürce yaşamadır. Bunu yapacak olan da karşılıklı saygı ve güveni sağlama, adalet ve hakikat ilkelerinde buluşma, Öcalan’ın özgürlüğüne inanma gerçekliğidir…
FUAT KAV