1979 Akçadağ Öğretmen Lisesi 1. Sınıftayım. Okul eski Köy Enstitüsü adeta üniversite gibi. Solcuların denetiminde! Lenin’in "Devlet ve Devrim" kitabını ders kitabı yapmışız! Çok bilinen siyasi grupların tamamı var. Ama Dev Yol ve Halkın Kurtuluşu bir hayli fazla! Okulumuza "Sürgün" bir grup öğrenci geldi. Sürgünlerden ikisi de bizim sınıfa verildi. Kimse bu öğrencilere yer vermek istemiyor! Çocuklar ayakta kaldı! Ben tek oturuyordum. "Gelin benim yanıma oturun!" dedim. Sert bakışları gördüm ama sebebini anlayamadım!? Teneffüs oldu, dışarı çıktık. Yeni arkadaşlarımla yürürken aklıma "Bunlar hangi fraksiyondan acaba?" sorusu geldi. Sanki herkesin bir fraksiyona dahil olması zorunluluk gibi! Benim bir fraksiyonum yok diye horlayan bile var. Biraz çekinerek "Ali sizin fraksiyonunuz nedir?" dedim. Ali, gülümseyerek bana baktı ve "Biz Apocuyuz!" dedi. "Bu da ne?" dedim içimden ama hemen sormak istemedim. Teneffüs bittiğinde Dersimli bir arkadaş "Onlarla gezme!" demez mi?! Haydiiiii…! Bu da nesi?
İlerleyen günlerde Ali’ye "Apocu ne demek?" dedim. Ama Ali bir şey anlatmadı! Belki de anlayamayacağımı, beni kaybedeceğini düşündü. Sadece beni çok sevdiğini hissettirdi! Sonra Ali başka bir okula sürüldü! Giderken bana öyle bir sarılmıştı ki asla unutamam! Yıllar sonra Ali’nin şehit olduğunu duydum. "Apoculuğu" anlamamıştım ama o arkadaşları çok sevmiştim. O arkadaşlardan Kürtçe türküler dinlemiş, Kawa’nın kim olduğunu, Newroz Bayramını öğrenmiş ama Kürtçe konuşmayı becerememiştim! 
Üniversite yılları 12 Eylül faşizminin karanlığında geçti. Öğretmenliğe başladım. Hala "Apoculuk nedir?" aklımdaydı. "Sorunun cevabını bul!" dediğimde gördüm ki Apoculuk "Olmaz/olamaz!" denileni oldurmak, "Değişmez/değişemez" denileni değiştirmek ama olmazı oldurmak, değişmezi değiştirmeye kendinden başlamakmış! Kendini oldurup değiştirmeyen "Apocu" olamazmış! "Olmak" ve "Değişmeye" kendinden başlamak kadim erenlerin kârıdır. Olan ve değişen öyle bir enerji yaratıyor ki ışık saçıyor! Bu gün Kürdistan’da, Türkiye’de, Ortadoğu, Avrupa’da bu ışığın oldurma ve değiştirme enerjisi ile karanlığın öldürme ve değiştirmeme mücadelesi vardır.
Apoculuk, bireyin, duygusal, kültürel, inançsal, siyasal oluşumunu toplumsal oluşuma taşıyıp 21. Yüzyılın insanını yaratma hakikatidir. Kürtçe "Hure, dure, kure!" derler ya öyle işte! Bu hakikati Apoculuğa karşı olanlar da taraftar olup benimseyenler de çok iyi biliyor. Hatta karşı olanlar amiyane tabirle "Çaktırmadan" Öcalan’ın söylediklerini kendilerine uyarlayıp siyaset üretiyorlar! Lakin hakaret etmekten de geri durmuyorlar. Şu hakikat bilinmelidir ki Apoculuğu bir nebze olsun anlayan her bireyin içine oluşum ve değişim kurdu düşer! Öyle ki amaçladığı değerlere yetse de yetmese de kendini insana, topluma, doğaya, yaşamı oluşturan her şeye karşı sorumlu hisseder. Bu sorumluluk onu insanlaştırır. Kimileri ezberci bir mantıkla "Aman canım sen de! Bu dediklerin her düşünsel akımda ve sosyal amaçlı oluşumda vardır" diyebilir. Bu aynılaştırma, anlamak istememe veya Apoculuğa karşı direnç gösterme cehaletidir.
Siyaseti "Teori ezberlemekten" ibaret sananlar! Marks’ın "Filozoflar yalnızca dünyayı yorumladılar. Amaç onu değiştirmektir!" tezi "Filozof hem yorumluyor, hem değiştiriyor!" sürecine sıçratıldı! Bununla da kalınmadı, "Doğal toplumdan" başlayarak birey, toplum, sınıf, devlet… Yaşanmış bir hakikatten hareketle anlaşılır kılındı hatta pratik olarak yaşama uygulandı! Bu gün tarih bir tür inkarcılık ve umursamazlık yapsa da çok yakında Apoculuk dünya halkları için, bireyler için, toplumlar için yaşanması, pratiğe uygulanması gereken bir hakikat olacaktır. Demokratik modernite, kapitalist modernite karşısında kaçınılmaz bir seçenek olacaktır. Kürt Halkı, Kürt kadını, gençliği ve Kürdistan’ın Kobanê’si, Şengali, dört parçası bu hakikate örnektir.
Sahi "Öcalan’a özgürlüğü" anlatacaktım! Öcalan özgür de tutsak olan biz miyiz ne? Önceden de yazdım. O’nu siyaseten tarifi yavan buluyorum. Anlayan insan güçlü bir duygusal bağ kuruyor. Efendilerin amacı bu duygusal bağı köreltmek! Neyse ki buna güçlerinin yetmeyeceğini anladılar. Öcalan ve toplum arasındaki bağ fanatizm, saplantı, hayranlık vb. değildir. Emeğe, üretime, yaratıma duyulan saygının sevgide anlam bulmasıdır. Öcalan ile toplum arasında, kadim zamanlarda yittiği sanılan Hak ve Hakikat aşkı vardır. Bu aşk Öcalan’ı da toplumu da özgürleştirecek güce sahiptir. Onunla aşk gahi tutsaklık, gahi isyan, gahi özgürlüktür. Tarife sığmaz ki!
Gerçek misin? Rüya mısın? Hâl mısın?
Şeker misin? Şerbet misin? Bal mısın?
Bir cevap ver! Konuşsana lal mısın?...
Yanıp kül oldum ben Ey Bilge İnsan 
(Bülbüli Şeyda – Bilge İnsan Destanından)