Britanya’da Uluslararası Barış Delegasyonu üyeleri, Öcalan’ın Ortadoğu’nun Mandelası olduğunu belirterek ona yönelik tecridin barbarlık olduğunu vurguladı. Delegasyon üyeleri devletin Öcalan’ın gücünü bildiği ve onun düşüncelerinden korktuğu için tecride başvurduğunu belirtti. Tecridin aynı zamanda Kürt kimliğine yönelik olduğu dile getirildi.

ALADDİN SİNAYİC / LONDRA

Türkiye ve Kürdistan’da kısa bir süre önce bir dizi görüşme yapan Uluslararası Barış Delegasyonu’nun Britanyalı üyeleri Londra’da bir basın toplantısı düzenledi.  Unite Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Tony Burke, Öcalan’ın Ortadoğu’nun Mandelası olduğunu ve 70 yaşındaki bir insana tecrit uygulamanın barbarlık olduğunu ifade etti.  TSSA Sendikası Genel Başkanı Manuel Cortes ise açlık grevindekilerden birisinin yaşamını yitirmesi halinde sorumlusunun Erdoğan olacağını ve böylesi bir durumda asla affetmeyeceklerini belirtti.

Britanya Taşımacılık Sendikası binasında yapılan basın toplantısına heyet üyelerinden Unite Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Tony Burke, TSSA Genel Başkanı Manuel Cortes, hukukçu Paul Scholey, yönetmen, yazar ve sinema oyuncusu Maxine Peake ve Connor Hayes katıldı.

Öcalan barışın anahtarıdır

Britanya Taşımacılık Sendikası (TSSA) Genel Başkanı Manuel Cortes, “Defalarca kez yaptığımız gibi, Türk devletine tekrardan uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme çağrısı yapıyoruz” diyerek, AK üyesi olan Türkiye’nin Öcalan örneğinde olduğu gibi tutsaklara tecrit uygulayamacağını belirtti. “Tüm tutsakların aileleri ile görüşme hakkının olması gerekiyor” diyen Cortes, “Öcalan bu haktan mahrum bırakılmış. Türkiye genelinde ve Kürt halkı ile kalıcı barışı sağlamanın temel anahtarı Öcalan’ın serbest bırakılmasıdır. Öcalan serbest kalmadan kalıcı bir barışın sağlanması mümkün değildir” ifadelerini kullandı.  Tecride karşı devam eden açlık grevlerine işaret eden Cortes şöyle konuştu: “Şayet açlık grevindekilerden birisi hayatını kaybederse, bunun sorumlusu Erdoğan ve onun berbat rejimi olacak. Tekrar buradan uyarıyorum; umarım öyle bir şey olmaz, ama şayet açlık grevlerinde bir ölüm yaşanırsa, Erdoğan ve tayfasına tekrar söylüyorum: Asla unutmayacağız, asla affetmeyeceğiz!

Cortes, “Öcalan’a özgürlük kampanyasını büyütme çalışması yürüteceğiz. Tüm sendika şubelerimizin bu yönlü kararlar çıkarmasını ve kampanyaya katılımını sağlayacağız” diye ekledi.

Öcalan Ortadoğu’nun Mandelası

Britanya Unite Sendikası Genel Sekreter Yardımcısı Tony Burke ise “Öcalan yalnız ve unutulmuş değil. 70 yaşında bir insana, bir adada tecrit uygulamak barbarlık!” dedi. “Bu çağda zorla hapsettirilen bir tutsağın 2011 yılından bu yanan avukatlarıyla bile görüştürülmemesi, üzerindeki tecrit, bu şekilde muamele görmesi kesinlikle kabul edebileceğim bir durum değil. Yıllar sonra sadece bu yılın başında kardeşiyle görüşebilmiş olması korkunç bir durum. Medeniyetin bir parçası olduğunu iddia eden bir ülkede bunların yaşanıyor olması akıllara ziyan bir durum” diye konuştu.

“Şimdi düşünmemiz gereken ne yapmamız gerektiğidir” diyen Burke, Öcalan’a Özgürlük Kampanyası’nın büyütülmesinin önemine vurgu yaptı. Burke, “Öcalan’a özgürlük kampanyasına dahil olan 14 sendika var. Öcalan’a Özgürlük Kampanyasını daha da büyütmemiz gerekiyor. Bizim için Öcalan politik bir tutsaktır ve Ortadoğu’nun Mandelasıdır. Şimdi uluslararası medyaya bunu iyi taşıma zamanı” ifadelerini kullandı.

Burke, sendika olarak daha fazla kitleye ulaşmak için bütün kanalları kullanacaklarının altını çizerek, “Kendi medya ekibimizle görüşmeler yaptık. Öcalan’a özgürlük kampanyasını tüm bültenlerimizde, dergilerimizde, bloglarımızda, web sitemizde yayınlanmaya devam edeceğiz. Britanya’daki tüm sendikaların bu kampanyayı iyi anlaması ve dahil olması için kampanyayı büyütmeye devam edeceğiz” dedi.

   

Hukuk işlemiyor

Hukukçu Paul Scholey, “Kürdistan’a ziyaretimiz Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin 20’nci yıldönümüne denk geldi. Hukukun işlemediği bir noktadayız. Eskiden tekne bozuk derlerdi. Hava muhalefeti var dediklerinde pencereden baktığında ne yağmur ne rüzgar olurdu. Fakat bu son dönemlerde bu tür hikayeleri uydurma ihtiyacı bile duymuyorlar” dedi. 30 milyon Kürt halkının devletsiz ve statüsüz olduğuna vurgu yapan Scholey, “Yıllardır süren bir savaş var, Öcalansız kalıcı bir barışın sağlanması çok uzak” dedi. “Sadece Erdoğan partisi değil, ana muhalefet partisi de aynı milliyetçi dalgada mevcut pratiklerin destekçisi” diyen Scholey, “Bu konuda farklı bir yol izleyen bir tek HDP var. Yani Türkiye’de milliyetçi olmayan, Kürtlere karşı uygulamalara karşı duracak bir muhalefet bile yok” vurgusunda bulundu.

Yok saymayı anlayamıyorum

Yazar, yönetmen, aktör Maxine Peake ise delegasyon olarak yaptıkları ziyarette en fazla kadınların mücadelesinden etkilendiğini belirterek şöyle konuştu: “Kadınlar en önde. Leyla Güven ile tanışmak umut verici ama aynı zamanda bir kahramanlık deneyimiydi. Bedenen o kadar zayıf ve kırılgan, acılar içinde ama aynı zamanda o kadar hayat dolu, umutlu ve kararlı bir kadın. Yine aynı şekilde barış anneleriyle tanışma, 60 yaş üzeri bu kadınlarla buluşma müthiş etkileyici bir deneyimdi benim için. Beni en çok şoke eden bu yaşananların uluslararası arenada, Avrupa’da görmezden gelinmesi, bu yok saymayı anlamakta zorlanıyorum.”

‘Bu kadınlardan öğreneceğimiz çok şey var’

Kürdistan ziyaretinin kendisi çok önemli olduğunun altını çizen Peake şöyle devam etti: “Şunu çok net anladım; Kürtlerin neler yaşadığı hakkında bilgileri yok. Bir milletvekili açlık grevinde ve uluslararası basında manşet olmuyor bu, görmezden geliniyor, bu beni şoke etti. Bu ziyaret benim için gerçekleri görme ve öğrenmeydi. Çok önemliydi. Paul ve Manuel’in dediği gibi bu gözlemleri, mesajları daha büyük kitlelere ulaştırmalıyız. Çok devasa isteklerimiz yok, Öcalan’ın haklarına kavuşmasıdır. Bu da bizim için çok hayati. Şunu net gördüm, dünyanın, en önde mücadele veren, kendilerini feda eden bu kadınlardan öğreneceğimiz çok şey var.”

Direniş hesapları bozacak

Edinburgh Üniversitesi’nden Connor Hayes ise “Kürt Özgürlük Hareketi ve daha geniş alanda Türkiye ve Ortadoğu’da demokratikleştirme hareketinin lideri olarak Öcalan’ın tutsak edilmesi, aynı zamanda o bölgedeki kimliğin, demokrasi ve özgürlüğün hapsedilmesi anlamına geliyo. Türk devleti, düşüncelerinden dolayı Öcalan’dan korkuyor. Devlet Öcalan’ın gücünü biliyor, bölgeye barış getirebilecek gücünü ve bu güçten korkuyor. Bu yüzden tecrit uyguluyor. Devlet, 15 yıl boyunca Öcalan’a ‘terörist’ dedi, sonra da onunla masaya oturdu. Devlet Öcalan’ın sahip olduğu gücü biliyor, silahlı mücadele üzerindeki gücünü biliyor.”

Tecritle sorun yokmuş havası yaratılmaya çalışıldığını kaydeden Hayes, “Ama Öcalan’ın direnişi, Kürt özgürlük hareketi ve halkın direnişi bunun bu şekilde bitmeyeceğini gösterdi. Devlet, hem ülkede hem de Suriye’de Kürt sorununa güvenlik politikaları çerçevesinde yaklaşıyor” dedi.

İmralı’ya gidemediler

Uluslararası Barış Delegasyonu, 11-16 Şubat tarihleri arasında Türkiye ve Kürdistan’da aralarında HDP, İnsan Hakları derneği, HDP milletvekili Leyla Güven, Barış Anneleri, DTK, Sendikalar, Kadın örgütleri ve Asrın Hukuk Bürosu’nun da olduğu birçok kurumu ziyaret etmişti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı da ziyaret etmek için başvuru yapılmış ancak herhangi bir cevap alınmamıştı. Heyette İzlanda eski İçişleri ve Adalet Bakanı Ögmundur Jónasson da bulunuyordu.