Öcün gücünü kuşanmak

Nagihan AKARSEL yazdı —

3 Haziran 2020 Çarşamba - 13:29

Herşeyi yaptı, yapıyor. Alıştıra alıştıra yapıyor… An’a şok uygulayarak hem de… Gözyaşın yüzüne değmeden, acın öfkeye dönüşmeden, yasın demini almadan her an’ını bir ağrı ile dağlıyor. Sızının sende YER EDİNMESİNE fırsat vermeden yapıyor bunu. Çünkü yer edindiği an’da öce dönüşür, biliyor. Anlam evreninde intikamını haritalandırmayasın diye şok üstüne şok uyguluyor.

Çünkü o düşman ve kötülükten gıdasını alıyor. Ve kötülük Hannah Arendt’in dediği gibi çok örgütlü… Irkçılık, milliyetçilik, bilimcilik, cinsiyetçilik ile besleniyor… İlallahı yok. Duygularını işgal ediyor, reflekslerini kontrol ediyor, sinirlerini alıyor… Alıklaştırıyor… Öyle ki sevdiğine, canına, ciğerine, cenazene, toprağına, suyuna kast ediyor. Ruhsal ve düşünsel dünyanı dumura uğratıyor. Birey olmaktan dem vuran liberalizmin batağında Gregor Samsa’nın trajedisine dokunan Kafka’nın umutsuzluğunu ve mutlak anlamsızlık fikrini aşılıyor. Güdülerin şahlandırıldığı ölçüsüz bir özgürlük anlayışı ile duygu ve düşünce dünyanı felç ederken her yanını işgal ediyor.

Fikir babası Francis Bacon’un, “Yasaların olduğu yerde öç alınmaz” sözünü düstur edinerek bunu yapıyor. Yasaların erdemli insana kan kusturduğunu bile bile bunu söylüyor. Öç almayı vahşi bir adalet duygusu olarak tarif ederek öce neden olan kötülük ile buna karşı girilen intikamı aynı kefeye koyuyor. Muğlaklaştırıyor. At izini it izine karıştırıyor. Ve haklıyken haksız konuma düşmen için bütün ideolojik araçlarını, sosyal medyasını, siyasetini, eğitimini kullanıyor. Çok profesyonelce değil mi? İdeolojik donanımını hücre hücre geliştiren, tarih tarih intikamını alan ama sana da ‘yasalara uy’ diyen bir sistemden bahsediyoruz. Ve düşün bu sistem sana ideolojilerin sonu geldiğini söylerken dahi en büyük ideolojik argümanı kullanıyor. Yasaların olduğu yerde öç alınamayacağını söylerken yasaları ile katlini meşrulaştırıyor. İnsani bütün yetilerini denetimine alarak mekanikleştiriyor. Hayatın bir karabasan gibi üzerine çöküyor.

Anlam ve his evrenini tarumar etmek için herşeyi yapıyor. Aleni olanı teşhir etmene yönlendiriyor habire. Oysa herşey apaçık ortada… En değerlilerimizin toprağa kök salan kemiklerine saldırılıyor, kadınlar an be an katlediliyor, çocuklar hapse atılıyor, gençler gözünün önünde işkenceden geçirilip katlediliyor, annelerimize saldırıyor, dilimizi kesiyor, doğanın karnı deşiliyor, ırkçılık meşrulaştırılıyor, yüreğine öfke yerine korku ekiyor.

Farkında olduğumuz bu gerçekle ancak öfkemizi örgütleyerek baş edebiliriz. Kötülüğün kaynağına dönüşen öfkenin enerjisini iyiliğin felsefesine, özgür yaşamın örgütlenmesine akıtarak ya da. Yanlışa, zalime, zulme başkaldırında güç veren bütün duyguları iyiliğin zeminine taşıyarak ve örgütlü bir güce dönüştürerek yapabiliriz. Duygu evrenini ehlileştiren sisteme karşı ideolojik, felsefik, paradigmatik donanımını sağlayarak. Bireysel intikam gerekçelerini örgütlü bir güce dönüştürmenin felsefesini kuşanarak ya da. Kapitalist sistem her yaptığını meşrulaştırıp normalleştirirken aynı argümanları kullanıyormuşuz kaygısına düşüyoruz hep. Belki de en büyük handikapımız burada. Çünkü sistem ruhsal ve düşünsel dünyanda hakkını arama ve yöntemlerini geliştirme gerçeğini muğlaklaştırmış. Öfkenin enerjisini sisteminin kaynağına dönüştürmüş. Ve iyiliğin savunucuları her hak savunusunu bu argümanlar ile açıklayabiliyor. Belki de bu yüzden Amerika’da George Floyd’un ırkçı bir polis tarafından katledilmesine karşı Tamika Mallory’nin, “Biz yağmacılığı, şiddeti sizden öğrendik” sözleri sarsıcı oldu. Oysa en temel insan hakkını özsavunma hakkını kullanmıştılar.

Özsavunma hakkından eğitime, siyasete kadar yaşamın tüm boyutlarında iyiliği örgütlemek sevmenin ve intikamın gücünü anlayıp enerjisini kuşanmak ile olabilir. Çünkü iyiliğin enerjisini kuşanan çok iyi bilir öfkenin kaynağını. Sevmeyi bilen sevdiğini kaybettiğinde intikamını almasını da bilir. “Sevgi ve öfke olmazsa insan devrimci olamaz” diyor Şehit Armanç Varto günlüğünde. Sevmenin ve öfkenin büyük enerjisi ile iyiliği örgütlemenin kaynağına dokunuyor. Haki Karer’in şehadetine bir intikam hareketi ile cevap veren köklerinden beslenerek… Rêber Abdullah Öcalan’ın öğretisini kuşanarak. Liberalizmin bir organizmaya dönüştürmeye çalıştığı hayatlarımızda sevmenin ve öfkenin gücüne çağırıyor. Anlam dünyamızı hislerimizin kılavuzluğuna bırakarak örgütlü bir güce ve özgür bir yaşam felsefesine dönüştürmeye çağırıyor. Evrenle en yalın temasımızdır his. Hangi his olursa olsun onu bastırmaya, hesapların girdabında boğmaya, ondan şüphelenmeye, seçim arenasında köleliğe mahkum etmeye, bireysel korkulara teslim etmeye başladığımız an da bırak örgütlenmeyi adım bile atamayız. Onun için hem bireysel hem genel olarak öç gerekçelerimizin yasını tutmalı, intikamını kuşanmalı, örgütlü gücünü oluşturmalı. Her birimiz önce kendimizden başlayarak intikam gerekçelerimize dokunalım. Ve onları en iyi örgütleyebileceğimiz zemine yönelelim. Çünkü öfkenin gücünü kuşanmaktan başka çaremiz yok…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.