
İnsanlığın hafızasına kazınan katliamlar tarihinin son halkası, milenyum
çağı olarak adlandırılan bir çağda kendi kültürleri ve dilleri ile
yaşamları hakkında söz sahibi olma haklarını savunan Kürt halkına
yönelen şiddet oldu. On yıllarca verilen bir mücadele sonucunda, geçmiş
Türk egemen siyaset anlayışının sürdürülemez bir noktaya geldiği siyasal
iklimde iktidara gelmek, bu sağlandığı andan itibaren de iktidarını
korumak amacıyla "Kürt sorunu bizim sorunumuzdur" iddiasıyla siyaset
yürüten AKP, bu politikanın gelip çözüme evrimle zamanının gelmesi ile
birlikte eski uygulamalara ve alışılmış ezberlere geri döndü.
Geçmiş yılların özeleştirisini dillendiren AKP, müzakere masalarının
kurulduğu bir tablo içerisinde iktidarının günden güne eridiğini görmesi
üzerine eski iktidarların inkar yaklaşımına yeniden sarılıp, buna
özyönetim seçeneği ile yanıt veren Kürt halkına soykırım uygulamalarına
varan bir şiddet ile yöneldi.
Bu şiddetin öncesinde yaşattığı onlarca ölüm, yaralanma, işkence ve
göçlerle birlikte insanlık belleğine "vahşet" olarak kaydolduğu
Kürdistan kentlerinden biri de Sur ve Silopi ile birlikte Cizre oldu.
Ümit Kurt kazılan ilk hendekte katledildi
Bir bütünen Kürt halkının kendisine yönelen ve "Çöktürme" adı tercih edilen bir plan doğrultusunda saldırıların hedefi yapılan Cizre'de, dozu adım adım arttırılan bir şiddet hesabıyla 250'ye yakın insan, 89 günde katledildi. Öncesinde 9 gün süren kuşatmada ise 24 insan Cizre sokaklarında katledildi. Bunca cinayete her ne kadar kurulan barikat ve kazılan hendeklerin gerekçe gösterilse de, 14 yaşındaki Ümit Kurt'un 6 Ocak 2015 günü kente kazılan ilk hendeklerin yapılan görüşmeler sonucu kaldırılmasından birkaç saat sonra polislerce katledilmesi hafızalardan silikleştirildi.
Zîn'in kadim yasını tuttan kadınlar
Müslüman kimliğine sığınan AKP hükümetince insanlık, "vahşet bodrumları"nda katledilse de Cizre, ilk günden son güne kadar verilen direniş ile tarihe kazındı. Zîn'in kadim yasını tutan Cizreli kadınlar gibi, küle çevrilen insan bedenlerinin yası içerisindeki Cizre halkı ise, 90'lı yılları katlayan bir öfke yüklü.
Bu öfkeyi duyulan acı gibi daha da büyüten yitirilen evlatların, ölüm
yanı başlarına geldiğinde bile son nefeslerinde Mehmet Tunç'un dilinden
döküldüğü gibi "Bugün öldürülebiliriz, ama halkımız bizimle gurur
duysun. Düşmana boyun eğmedik" sözleriyle yansıttıkları irade oldu.
Fakat Cizre'nin iradesi, bugün her ne kadar bu bodrumlardan taşsa da
aslında buna dönük tahammülsüzlükle yakılıp, yıkılan ilçenin her bir
sokağında verilen direnişle ortaya konuldu.
İki arkadaş bir evin bahçesine gömüldü
Bu direnişin dün de kalmayıp, süreciği ise ilçenin Cudi Mahallesi'nde bulanan bir sokağında yer alan bir duvar yazısında gizli.
Verilen direnişte yer alan "Şiyar" ve "Hasan" kod adlı YPS savaşçıları, yapılan saldırılar sırasında devlet güçlerince öldürülünce cenazesinin dışarıya çıkarılma imkanı bulunmadığı için arkadaşları tarafından bir evin bahçesine yan yana gömüldü. Şiyar'ı ve Hasan'ı uğruna savaştığı toprağın kalbine gömen arkadaşları, mezarının yanı başındaki evin duvarına ise, kırmızı boya ile "Şiyar uyanmadıkça, düşman uyumayacak!" ve "Hasan yoldaş ölümsüzdür" diye yazdı.
Şiyar'ı ve Hasan'ı toprağa veren arkadaşlarının her biri, son ana kadar direnişlerini sürdürerek onun gibi toprağa düştü. Ancak ardıllarına devrettikleri mücadelelerine olan inançlarını bu sözlerle duvara yazarak, yarına seslendi. Bu yazı hala duvarda yer alsa da Şiyar ve Hasan'ın cenazesi devlet güçlerince bulundukları yerden çıkarıldı.
Katledilen 250'ye yakın kişi içerisinde hala kimliği bile tespit edilemeyen 90'a yakın cenazenin bulunması gibi, Şiyar ve Hasan'ın da gerçek kimliği bilinmiyor.
DİHA