Ne gariptir, yaşamın sana verdiklerine sevinirken, gülerken, severken, inanırken, üzülürken birdenbire hepsinin seni aldatmak için olduğunu fark edip, yaşama isteğine, sen istemesen de düşmanlığın karışması...
Elimizde yüzlerce başvuru var cezaevlerinden. Oturmuş bir masada çalışıyoruz iki arkadaş. İşkence, sevkler, çıplak arama, TV kanalları mesaj veriyormuş cezaevlerindeki mahpuslara. Yemekten eldiven çıkmış, sahibi aşçı aranıyor, Siirt uzak olduğu için sık ziyaretine gidemediğimden yakınımıza Şakran’a getirilen arkadaşımı ziyaretine gittiğimde yan yana oturmam yasak. Asker kapalı bir camekandan bizi seyrediyor. Gardiyanlara soruyorum neden asker var. Açık görüşte olur diyor. Asker hemen camekanlı odaya geçiyor.
Hem tanıklıklarımızı hem de yazılanları konuşuyoruz. Ama konu dönüp onlara geliyor.

Hasta tutsaklar için kampanya

 Beklerler, kendilerine açılacak demir kapıları, sadece başkalarının açabildiği kapıların sesini duymak isterler, birilerinin 'ben buradayım, yanındayım' demesini beklerler, tıpkı Avni Uçar gibi ama nafile...
İzmir şubemizde bir kampanya başlatıldı. Canla başla çalışıyor arkadaşlarımız. Hiç değilse kendi yerelimizde bir mahpusun özgürlüğü için çabamız olsun diyorlar. Genç, umutlu olan bu vicdanlar şehir şehir dolaştırılan Avni için öncelikle ailesinin yanına sevkini istiyorlar. Tüm cezaevlerinden onlarca mektup geliyor Avni’ye. Bu mektuplar sergilenecek, belki bütçe yaratılırsa kitaplaşacakmış.
İzmir’deki arkadaşlarımız Kırıklar 1 No’lu cezaevinin dayanışma mektupları bizim sohbeti kağıda dökmenin ihtiyacını hissettiriyor ve paylaşmak istiyoruz.
Onlar akıllara gelmeli, onların yaşadıklarını bildiğimiz andan itibaren bilinen ne kadar insani duygumuz varsa saklandıkları köşelerden çıkıp koşmalı, yakmalı bizi...
Onlar gözyaşı demek, onlar acı çekmek demek, onlar ateşleri yükselince, ağrıları, sızıları azınca yanlarında anneleri, kardeşleri, çocukları, sevdikleri olmayanlar demek, 'iyileşeceksin, hadi iç şu ilacı...' diyecek kadar yakınımızda olmayanlar demek.
Onlar tarifsiz acılar bedenlerine yerleşince, tarifsiz şiddetin iç içe geçtiği, yakınlarında gezen neredeyse ölümcül maceranın anlamını en iyi hissedenler demek..
Acılar dayanılmaz hal alınca, iyileşmek olmaz isteğin, zaten senin gibi onlarcasının varlığını bilmek senin de iyileşebileceğine olan inancını kaybettirmiştir. Her andan bir şeyler kapmaya çalışırlar, hatıralarına sarılırlar, sevdiklerini, inançlarını, ne uğruna yaşadıklarını düşünürler ve ne uğruna öleceklerini...
Beklerler, kendilerine açılacak demir kapıları, sadece başkalarının açabildiği kapıların sesini duymak isterler, birilerinin 'ben buradayım, yanındayım' demesini beklerler, tıpkı Avni Uçar gibi ama nafile...
Bir gün birileri duyar senin ışıklarının sönüp yaşamının bittiğini, okur bir yerlerde... Yazar, belki de hiç tanımadığı birini daha ölüme kaptırdığı için, öfkelenir, kabalaşır, çaresizlik yerleşir satırlarına ve hepsi bu kadar.
Kabalaştık, öfkemiz arttı, ama çaresiz değiliz.


Sevim Salihoğlu - Necla Şengül / İHD Yöneticileri