
SELMAN GÜZELYÜZ/MA/ANKARA
Dünyanın diğer ülkelerinde öğretmenler, 5 Ekim Öğretmenler Günü’nü kutlarken, Türkiye’deki öğretmenler, işsizlik kaygısı, açığa alınma, sürgün, esnek ve güvencesiz çalışma koşulu gibi onlarca sorunla karşıladı.
UNESCO ve İLO tarafından “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi”nin 5 Ekim 1966’da kabul edilmesiyle 5 Ekim günü “Dünya Öğretmeler Günü” olarak kutlanıyor.
438 bin işsiz öğretmen
Türkiye’de eğitim fakültesini bitiren ve atanamadığı için resmi olarak “öğretmen sayılmayan” 438 bin öğretmen, 5 Ekim’e işsiz olarak girdi. AKP iktidara geldiğinde 59 olan eğitim fakültesi sayısı 92’ye çıkarıldı. Hükümetin “her ilde bir üniversite” projesinin ardından atanamayan öğretmenler sayısı da her yıl artıyor.
33 bin öğretmen atıldı
Eğitim Sen’in 2016-2017 Yılsonu Değerlendirme Raporu’na göre OHAL kapsamında çıkartılan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birlikte toplamda 33 bin 128 öğretmen ihraç edildi. Muhalif sendikalar öğretmenlerin ihraç edilmesini “yargısız infaz” olarak niteledi.
Asgari ücretin de altında
Sözleşmeli öğretmen uygulamasıyla birlikte öğretmenler tam anlamıyla güvencesizliğe terk edildi. Açlık sınırının altında maaş alan sözleşmeli öğretmenler en fazla bin 400 TL maaş alıyor. Yine sözleşmeli öğretmenlerin sigortaları 6 saat üzerinde yatırılıyor. Sözleşmeli öğretmen sayısı 2007’de 20 bin 314 iken, bu sayı 2010’da 73 bin 950 oldu. Devlet içi çatışma sonrasında ise 20 bin sözleşmeli öğretmen daha alındı.
Cezaevindeki öğretmenler
Devlet içi çatışma sonrasında kamu emekçilerine yönelik gerçekleştirilen ihraçlarla birlikte çok sayıda öğretmen de tutuklandı. Tutuklanan öğretmenlerden 26’sı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyesi. Yine farklı gerekçeler ile tutuklanan Eğitim Sen’li öğretmenlerin yanı sıra yüzlerce öğretmen de Paralel Devlet Yapılanması (PDY-FETÖ) soruşturması kapsamında tutuklu bulunuyor. Yine KHK ile ihraç edildiği için 212 gündür açlık grevini Sincan Cezaevi Kampüsü Hastanesinde sürdüren Semih Özakça da Dünya Öğretmenler Günü’nü cezaevinde karşılayanlar arasında.
Onlarcası intihar etti
Farklı araştırma sonuçlarına göre; atanamadığı için 2006’dan bu yana 42 öğretmen intihar etti. Atanamadığı için intihar eden en son öğretmen ise İzmir Çiğli’de coğrafya öğretmeni 27 yaşındaki İbrahim Yeşilbağ’dı. Yine CHP’nin “FETÖ” üyeliğiyle suçlananlara ilişkin hazırladığı intihar raporuna göre, ihraç edilenlerden, tutuklananlardan ve yakınlarından en az 35 kişi intihar etti.
Korku ve kaygıyla olmaz
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Necla Kurul, Türkiye’deki öğretmen profiline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. “Öğretmenlerin işi kolay değil bu dönemde” diyen Kurul, iktidarın büyük ölçüde korku iklimi yaratarak ve yarattığı bu korku iklimi üzerinde okulları itaatkâr hale getirmek amacında olduğunu aktardı. Kurul, devamla şunları söyledi: “Hani Başbakanımız Binalı Yıldırım ‘itaat et rahat et’ dedi ya. Öğretmenler şuanda iki seçenek ile karşı karşıya. Ya itaat edip rahat edecekler. Ki öğretmenlerin bir kısmı bunu tercih etmiş olabilir. Ürken ve korkan öğretmenler için bunu söyleyebiliriz. Diğer öğretmenler de haklı davalarını itiraz ederek, rahat etmeyerek mücadelelerini sürdürmeye çalışan öğretmenlerdir. Sınırları çizilmiş, çitler içinde yaşayan, itaat edip korku ile yaşayan öğretmenler sınıfına girdiğinden rutin ve kendisine aktarılmış içeriği anlatır. O içeriği kendisi de özümsemediği için çok yapay ve sahte içeriktir. O bakımdan ne kadar çabalasa bile korkuyla yetenekleri ve yetileri azaltılmış öğretmen öğrenciye hiçbir şey veremeyecektir. Hep korku kaygılı şekilde eğitim verilmez.”
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevi eylemi 212. gününde sürüyor
Saçılık: Boyun eğmedik, eğmeyeceğiz
Yüksel Caddesi’nde 332 gündür devam eden ”İşimizi geri istiyoruz” eylemine dün de saldıran polis 2 kişiyi gözaltına aldı. Veli Saçılık, Size boyun eğmedik eğmeyeceğiz” dedi.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işlerinden edilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın işlerine iade edilme talebiyle başlattıkları açlık grevi eylemi 212. gününde. Gülmen ve Özakça’ya destek olmak ve işlerine iade edilmek isteyen kamu emekçileri tarafından sürdürülen ”İşimizi geri istiyoruz” eylemi ise 332. gününe girdi.
Yüksel Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapmak isteyen eylemcilere izin verilmedi. Polis, Konur Sokak girişini kalkanlarıyla kapattı. Polis kalkanları önünde açıklama yapmak isteyen eylemciler, ”Açlık grevinin 211. gününde Nuriye Semih serbest bırakılsın” yazılı pankart açarak, ”Nuriye Semih onurumuzdur” sloganları attı.
Duyulmasın diye siren
Eylemcilerin açıklaması başladığı anda saldıran polis, 2 kişiyi gözaltına aldı. Kalan eylemcileri de itekleyerek sokağın sonuna kadar götüren polis, eylemcilerin seslerinin duyulmaması için siren çaldı.
Yalan haberlere tepki
Önceki akşamki eyleme de saldıran polis, açılan pankartı yırtarak, eylemcileri iterek sokağın sonuna kadar uzaklaştırdı. Sokağın sonuna getirilen eylemcilerden Veli Saçılık burada kısa bir açıklama yaptı. Saçılık ”Sabah ve Akşam gazeteleri Nuriye için boş zamanlarında bomba yapıyormuş ama hiçbir yere atmamış şeklinde haberler yazmış. Biz defalarca söyledik sizin yalanlarınızla baş edeceğiz ve size boyun eğmeyeceğiz” dedi.
Polisin saldırısına direnen Simge Aksam, Cemal Aksoy ve Turgut Türksoy adlı eylemciler gözaltına alındı.
Akademisyenlere dava
Kürt kentlerindeki abluka ve saldırılara karşı “barış bildirisi” imzalayan akademisyenlere yönelik, “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla dava açıldı.
Barış imzacısı akademisyenlere, Kürt illerindeki sokağa çıkma yasakları ve çatışmaların durması, barış ortamının yeniden tesis edilmesini istedikleri için “örgüt propagandası” iddiasıyla dava açıldı. Ayrı ayrı dava açılması nedeniyle toplam kaç akademisyene dava açıldığı henüz bilinmiyor. 11 Ocak 2016’da “Bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla yayımlanan bildirinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet temsilcileri tarafından hedef gösterilen akademisyenler hakkında jet hızla soruşturmalar açılmıştı. Akademisyenlerin bir kısmı da KHK’lerle ihraç edilmişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da Ocak 2016 tarihinde bildiride imzası bulunan bin 128 akademisyen hakkında resen soruşturma başlatmıştı.
5 yıla kadar hapis
Evrensel Gazetesi’nin haberine göre, son hazırlanan iddianame tüm imzacıları kapsıyor. TMK 7/2 kapsamındaki suçlarda yargılama 1 yıldan 5 yıla kadar görülüyor. Bu kapsamda iddianamenin kabulü halinde akademisyenler 5 bin 640 yılla yargılanacak.
İddianameye göre ‘suçları büyük’
Akademisyenlerin bildiri talimatını KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Bese Hozat’tan aldığı iddia edilen iddianamede, akademisyenler, PKK/KCK’nin legal görünümlü hamiliğine soyunmakla itham ediliyor. Metnin bölgede kaos yaratmayı amaçladığı ifade edilen iddianamede, hükümet, ordu ve polisin küçük düşürüldüğü ve hatta Türkiye Cumhuriyeti’nin meşruiyetinin ve varlık sebebinin ortadan kaldırılmak istendiği gibi uç iddialar yer alıyor. Metnin PKK/KCK ile organize bir eylemin parçası olduğu, ulusal ve uluslararası düzeyde tehdit içerdiği savunuluyor.
Cumhuriyet Savcısı İsmet Bozkurt tarafından hazırlanan ve Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede ayrıca, devam eden süreçte yaşanan baskı ve hukuksuzlukları ifşa etmeye çalışan ve öğrencileriyle bir araya gelmekten imtina etmeyen akademisyenler için ise soruşturmalar karşısında yayınlanan ikinci bildirinin, sorunu tırmandırmaya yönelik olduğu ve öğrencilerin kışkırtılmak suretiyle “suça” ortak edilmeye çalışıldığı belirtiliyor. Bu çalışmaların halkın birlik ve bütünlüğünü bozmayı amaçladığı iddia ediliyor ve örgüt propagandası yapıldığının altı çiziliyor. İddianamede yabancı akademisyenlerden imza almak için Barış Bildirisi’ne “profesyonel dokunuşlar yapıldığı” öne sürülüyor.
Davanın duruşması 26 Aralık’ta görülecek.
ANKARA